
Kobanê’de 19 Temmuz 2012’de birçok kentte halkın yönetimleri ele geçirmesiyle başlayan Rojava Devrimi, üçüncü yılına giriyor. Elbette Rojava Devrimi bir anda ortaya çıkmadı. Bunun yıllara varan bir hazırlık tarihi var. Büyük bedel ve emeklerin verildiği bir süreç yaşandı. Güçlü alt yapısı, tarihsel birikimi, büyük emek, fedakarlıklara rağmen yine de bir devrimin inşası için iki yıl çok fazla bir zaman değil.
Devrim toplumsal alt üst oluşun yanı sıra yeniden inşayı da içeren bir süreçtir. Rojava’da bu süreç, 19 Temmuz 2012 yılında Rojava halklarının Kobanê’den başlayarak yüz yıllar, bin yıllardır yaşadıkları topraklardan Suriye Baas rejimini çıkarmasıyla başladı. Bunu, Afrin, Derik, Amudê, Derbesiyê, Serêkaniyê, Gir Ziro, Rimeylan, Tirbespiyê ve Çil Axa’nın Suriye Baas rejiminden özgürleştirilmesi izledi. Rejimden özgürleştirilen alanlarda halk kendi savunma güçleriyle bir yandan savunmaya öte yandan da sistemini kurmaya başladı. Ancak Rojava’da devrim güçleri sistemlerini kurup geliştirdikçe uluslararası, bazı bölgesel ve Kürt işbirlikçi güçleri devrimi kendi egemenliklerine almak ya da amacından saptırmak için durmadan saldırılar geliştirdi. Bu saldırılar devrimin üçüncü yıldönümünde Kobanê başta olmak üzere birçok alanda devam ediyor.
2013 yılı ve artan saldırılar
Devrimler doğru yolda olunca düşmanları çok olur. Hele hele devrimlerin gerçekleştirildiği topraklar tarihsel birikim anlamında, yine coğrafi konum itibariyle stratejik, ekonomik anlamda büyük zenginliğe sahipse düşmanları bir kat daha artar. Hele de ideolojik ve siyasal çizgi ile yaşam felsefesi, saldırganları kat be kat arttırır.
Rojava Devrimi’nin tarihsel kökenleri eskiye dayanmakla birlikte, aslen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Rojava’da yirmi yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar sonucu gerçekleştiği bugün herkes tarafından kabul görüyor. Yine bu çalışmalar boyunca Rojava’dan Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılıp yaşamlarını yitiren binlerce genç kız ve erkeğin fedakarlıkları, emekleriyle gerçekleşti devrim.
Yüz yıldır inkar edilen ve imha edilmek istenen Kürtlerin yeniden dirilişinin kolay olmayacağı biliniyor. Kürtlerin bu dirilişinin Ortadoğu’yu demokratik bir çözüme götürdüğünü gören egemen güçler, birçok planı hayata geçirdi. Kimi zaman diplomatik ilişkiler sonucu yaptıkları anlaşmalarla, kimi zaman da destekledikleri çete gruplarıyla saldırılar gerçekleştirdiler. Bu yüzden Rojava kanton, kent, köy ve kasabalarının hemen hemen hepsi 2013 yılında çete gruplarının saldırılarına maruz kaldı. Ancak çete grupları tarafından gerçekleştirilen saldırıların tamamı, Rojava halklarının savunma güçleri olan YPG, YPJ ve iç güvenlik gücü olan Asayiş’in savunmalarıyla geri püskürtüldü. Özgürleştirilen alanlar büyük bedeller ödenerek savunuldu.
Saldırılar bir yandan askeri, bir yandan siyasi, bir yandan diplomatik olurken diğer yandan da ekonomik saldırılar ambargo biçiminde yürütüldü. Zira Rojava halkları, Güney Kürdistan denetimindeki Sêmalka Sınır Kapısı’nın Mayıs ayı sonunda kapatılmasıyla, 2013 yılı boyunca resmen (uluslararası güçlerin de onayıyla) kuşatmaya alındı. Ardından Rojava’nın kent, köy ve kasabalarına giriş çıkışlar yasaklandı. Bu alanlara yaşam ihtiyaçlarının sokulması adeta uyuşturucu sokulmasıyla eş değer hale getirildi. Halep’ten Afrin ya da Kobanê’ye yaşamsal ihtiyaç malzemelerini götüren yüzlerce insan çete grupları tarafından alıkonuldu. Taşınan malzemeler ile birlikte arabalarına da el konuldu. Bu insanların çoğu daha sonra yüklü miktarda fidye (paralar) alınarak serbest bırakıldı.
En büyük saldırı Halep’te oldu
Rojava’nın tüm bölgeleri 2013 yılını saldırılarla geçirdi. Afrin’den Derik, Tel Koçer’e kadar geniş bir alanda bulunan hemen hemen tüm köy, kasaba ve şehirler çeteler ile devlet güçlerinin saldırılarına maruz kaldı. Bu saldırıların hepsinde, Rojava’nın savunma gücü olan YPG ve YPJ savaşçıları, Rojava halklarından aldıkları büyük destekle güçlü bir direniş gösterdi, saldırıları püskürttü.
Kürtlerin zayıf karnı olan Halep’in Kürt mahalleleri olan Eşrefiye ve Şeyh Maksut’a yönelik de çete grupları ile Suriye Baas rejiminin ortak saldırıları oldu. Ağır saldırılar altında kalan yaklaşık 500 bin insan mahallelerden göç etti. Göç edenler yönlerini Afrin ve Kobanê’ye çevirdi. Daha bu saldırılar tam püskürtülmeden bu kez Bab kenti çevresinde yer alan Tel Aran, Tel Hasıl gibi büyük beldeler başta olmak üzere 117 Kürt köyü hedeflendi. Bu köylerde büyük katliamlar gerçekleştirildi. Bu bölgede de sağ kalanlar ve çetelere teslim olmayan aileler yönlerini Kobanê ve Afrin’e çevirdi.
Saldırılar sonucunda gelen göç
Rojava’ya yönelik politikaların amaçlarının başında devrimi ele geçirmek vardı. Bu başarılamıyorsa tabanını kaydırmak; bu da başarılamıyorsa devrim tabanı ve Rojava halkını göçe zorlamak hedeflendi. Bunun en bariz örneği, KDP yetkililerine kapıyı açma yönünde yapılan çağrılara ve Kürt kamuoyundan gelen baskılara karşılık KDP’nin insanların göç etmesi için yalnızca iki günlüğüne kapıyı açması oldu. Kapı açılınca bir günde Güney Kürdistan’a on binlerce insan göç etti. Kobanê, Afrin ve Halep çevresinden de on binlerce insan göç etti. Güney Kürdistan’a göç edenler kamplara alınırken Türkiye’de ise sadece ucuz iş gücü olarak değerlendirildiler.
Kadınlar Rojava’yı savundu
Güney’e kapı açılınca, “İş yok, açlık var, iş bulmak için gidiyoruz” diyerek göç edenlerin büyük çoğunluğu erkekler oldu. Erkekler göç ederken kadınlar ise Rojava’da kaldı. Erkekler yurdu terk edince Rojava’yı savunmak büyük oranda kadınlara kaldı. O yüzden YPG saflarına katılanların yaklaşık yüzde 70’i genç kadınlar oldu. Bu gelişme sadece genç kadınların YPJ saflarına katılmasıyla sınırlı kalmadı. Bunun yanı sıra saldırıların şiddetli olduğu dönemlerde içlerinde 60 hatta 70 yaşındaki ninelerin de görüldüğü çok sayıda kadın silahlanarak direnişteki yerini aldı. Cepheye gidemeyecek durumda olanlar ise kontrol noktalarında ve askeri kamplarda görevler üstlendi. Cephede savaşanların yemeklerini hazırlamaya başladılar. Gece gündüz demeden günlerce cephede savaşanlara yemek hazırlamak için çalışan onlarca, yüzlerce kadın oldu. Bu savunma, bir kez daha Rojava Devrimi’nin bir kadın devrimi olduğunu kanıtlandı.
Erkekler göç edince kadınlar sadece YPG ve YPJ’ye katılmakla kalmadı; bunun yanı sıra yaşamın tüm alanlarında zaten kendi renkleriyle yer aldığı gibi göçten sonra biraz daha etkili olmaya başladı. Daha önce Suriye ve Rojava kentlerinde çok fazla görülmeyen kadınların araba kullanma sayıları da giderek arttı. Bunun öncülüğünü de YPJ güçlerinin yaptığını söylemek yerinde olur. Zira YPJ komutanlarının, askeri meclis üyelerinin aldığı ilkesel karara göre kadın savaşçılar, her işlerini kendileri yapmak zorundalar. Bundan dolayı ilk işleri, savaş ortamında ihtiyaç duydukları arabaları kullanmak için kısa süreli eğitim kursları açmak oldu. Bu kurslardan geçen kadın savaşçılar, kısa süre içinde şoför olarak çıktılar. Ve böylelikle kentlerin içinde giderek kadın araba kullanıcısı sayısı artış göstermeye başladı. Kadın savaşçıların araba kullandıklarını gören sivil yaşam içindeki kadınlar da onlardan cesaret alarak kent içinde ve dışında araba kullanmaya başladı.
Nefes borusu Tel Koçer Kapısı
Rojava halkları ile savunma güçleri, Cezîre alanında kendilerine yönelik ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik saldırıları kırmak, yine çete gruplarının saldırılarını etkisizleştirmek için bir operasyon başlattı. Operasyon sonunda Rojava ile Irak arasında bulunan, stratejik öneme sahip Tel Koçer Sınır Kapısı’nı denetime aldı. Bu sınır kapısı ile aslında alanda yaşayan halklar için bir nefes borusu açıldı. Tel Koçer’de yaşayan Arap aşiretleri devrim kurumlarındaki yerlerini almaya başladı. İlk etapta Tel Koçer halkı bir halk meclisi kurdu. Ardından iç güvenlik için oluşturulan Asayiş Güçleri içindeki yerlerini aldılar. YPG ise bölgede birlikler oluşturarak savunmada yerini almaya başladı. Ancak İran devletinin Irak ve Suriye üzerindeki baskılarından ötürü kapı ticarete açılmadı. Belli dönemlerde yardım malzemelerinin geçişi için kapı açıldı, ancak bu da sürekli olmadı.
Buradaki en önemli gelişme ise kardeşlik, birlik, özgürlük felsefesi ile gerçekleştirilen devrimde Rojava’da yaşayan Arap aşiretlerin de etkin bir şekilde yer almaya başlamasıdır. Daha önce Tel Temir, Serêkaniyê gibi alanlarda benzer bir ortaklaşma yaşanmıştı; ancak Tel Koçer’de sağlam bağlar kuruldu ve diğer alanlar için de kalıcı bir örnek olmaya başladı.
2. Cenevre Konferansı
2013 yılı boyunca Afrin’den Tel Koçer’e, yani Rojava’nın bir ucundan diğer ucuna kadar olan alanda çete grupları tarafından sayısız saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırıların hepsi sonuçsuz bırakıldı. 2013 yılı sonlarına doğru bu saldırılar başka bir mecraya taşınmak istendi. Bu kez siyasal alanda sonuç alınmak isteniyordu. Bunun için uluslararası, bölgesel ve bazı işbirlikçi güçlerin hepsi bir senfoninin enstrümanları gibi devreye girmişti. Tek amaç Kürtlerin bağımsız bir heyet olarak 2. Cenevre Konferansı’na katılamamasıydı. Sonunda uluslararası güçlerin ve AKP yönetimindeki Türkiye’nin desteğiyle Kürt işbirlikçi ve hain gruplarının kirli oyunları tutmuştu. 2. Cenevre Konferansı’na Kürtler bağımsız bir heyet olarak katılmadı. Bunun yerine bazı işbirlikçiler Suriye muhalefetinin şemsiyesi altında gitmeye karar vermişti.
Ancak Rojava halkları boş durmamıştı. Devrimlerine sahip çıkmak, uluslararası oyunları boşa çıkarmak ve Rojava Devrimi’nin gerçek sahipleri olduğunu göstermek için çalışmalarını, 2. Cenevre Konferansı’nın arifesinde Kanton Yönetimleri’ni oluşturarak taçlandırdılar.
Kanton Özerk Yönetimleri’nin ilanı
Rojava Devrimi, 2014 yılında yeni bir aşamaya girdi. Zira devrimin üçüncü yılına giderken uzun yılların birikimi üzerine gerçekleşen ancak iki yıldır da fiili olarak yürütülen, savunulan devrimi yeni bir sisteme kavuşturmak gerekiyordu. Bu sistemin adı da devrimin başından beri izlediği üçüncü çizgiye denk gelen Demokratik Özerklik sistemiydi. Devrim artık sisteme kavuşmalıydı. Yine daha önce oluşturulan ve ilan edilen sistemin alt yapı çalışmalarını temsil eden kurumsal ve yapısal oluşumlar bir yönetime kavuşturulmalıydı. Bunun için en uygun zaman, Rojava halkları ve devrim yönetim ve kadrolarının tartışmaları sonucu tespit edildi.
Bu yüzden uluslararası, bölgesel ve bazı Kürt işbirlikçilerinin devrimlerini boşa çıkarma, amacından ve çizgisinden saptırma için yürüttükleri çalışmalara karşı Rojavalılar, 2014 yılına Özerk Kanton Yönetimleri’ni ilan ederek girdi.
Devrimde yeni dönem
Rojava Özerk Kanton Yönetimleri’nin ilanı, Rojava Devrimi’nde yeni bir dönem için başlangıçtır. Zira Özerk Kanton Yönetimleri’nin ilan edilmesinden önce Rojava halkı, devrimini, devrimi gerçekleştiren yapı, kurum ve kuruluşlarla yönetiyordu. Devrim karşıtlarının arayış ve girişimleri, oyunları boşa çıkarılmıştı. Ama devrimin yeni yönetim aygıtları yaratması, üçüncü yol çizgisinin hayata geçmesindeki zorlukları aşması gerekiyordu. Özerk Kanton Yönetimleri’yle bir yandan bu sorunlar aşılmaya başlandı; öte yandan halk iradesi, gücü ve direnişiyle gerçekleştirilen bir devrimin kendi gerçek öz yönetimine kavuşması sağlanmış oldu. Özerk Kanton Yönetimleri’nin ilanı, sürmekte olan 2. Cenevre Konferansı’nın orta yerine bomba gibi düştü. İlandan hemen sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Cenevre 2 genişletmeli ve Kürtler de katılmalı” açıklamasında bulundu. Uluslararası diğer güçler ise sessiz kalmayı yeğledi. Ancak sessiz kalmalarına rağmen, ilan edilen Özerk Kanton Yönetimleri’ni yakından takip ettikleri, daha sonra Avrupa ve diğer bazı ülkelerde Kürt iradesiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerde ortaya çıktı.
Uluslararası bu gelişmenin yanı sıra bölgede de önemli gelişmeler yaşanmaya başladı. Bu gelişmelerin en önemlisi ise ilan edilen Özerk Kanton Yönetimleri modelini esas alan ülkelerin ortaya çıkmaya başlamasıydı. Yemen, yaşadığı sorunlara çözüm bulmak için ilandan yaklaşık bir ay kadar sonra 6 özerk bölge ilan ederek modeli esas almaya başladığını gösterdi.
Rojava Devrimi için Özerk Kanton Yönetimleri’nin ilanıyla başlayan yeni dönemde devrimi ve halkı sadece kanton yönetimi yönetmeyecekti. Özerk Kanton Yönetimi ile birlikte kadın, gençlik gibi diğer meclisler de bu yönetimlerde yer alacaktı. Ayrıca bölgede mevcut olan ve yer almak isteyen partiler ve alanda yaşayan farklı halkların da içinde yer aldığı ve seçimle iş başına gelen yasama meclisi de yönetimde etkili bir şekilde yer aldı. Kanton Özerk Yönetimi, görevini yasama meclisinin çıkardığı yasalarla yürütmeye başladı.
Komünler kuruldu
Kanton Özerk Yönetimleri’nin ilan edilmesiyle devrimden önce esas alınan ideolojik ve siyasal çizgi doğrultusunda kurulan ve devrimde büyük rol oynayan Rojava Halk Meclisleri’nin rolü bitmedi. Aksine sorumluluk ve rolleri arttı. Kanton ilanlarından önce devrimi ve kurumlarını yönetme göreviyle karşı karşıya olan Halk Meclisleri, bu andan sonra artık gerçek görevlerini yapmaya, halkı güçlü bir inisiyatif olarak örgütlemeye başladı. Kanton Özerk Yönetimleri’nin yanında Rojava Halk Meclisleri, halk demokrasisi temelinde muhalefet görevini yerine getirmek için varlıklarını korudu. Halk Meclisleri’yle birlikte kadın ve gençlik meclisleri de buna göre yeniden gözden geçirilerek örgütlendirildi. Yanı sıra şimdiye kadar bir türlü oluşturulamayan komünler oluşturuldu. İhtiyaca göre kent, köy, mahalle, kasaba komünleri oluşturuldu. Bu komünler toplumsal ve komünal ekonomiyi geliştirmek başta olmak üzere birçok görevi önlerine koymuş durumda.
Ortak meclisler ve savunma güçleri
Kürtler Rojava’da kendilerini Halk Meclisleri, Halk Evleri, Komünler biçiminde örgütlerken diğer halklarla ortak yaşanan yerlerde ise bu halklarla ortak örgütlenmelere gidildi. Tel Koçer, Derik, Serêkaniyê, Tel Temir, Tirbespiyê, Çil Axa ve Kobanê’nin bazı yerlerinde, Afrin ve Halep’te Kürtlerle diğer halklar arasında ortak halk meclisleri kuruldu. Derik’te Kürt-Arap, Kürt-Süryani-Asuri ortak halk meclisleri kuruldu. Birçok yerde bu meclislere “Halkların Kardeşliği Meclisi” adı verildi. Yine Derik’te Asuri-Süryani halkı Demokratik Halk Hareketi adıyla örgütlerini kurarak siyasal yaşamdaki yerlerini aldı. Bununla birlikte Halk Savunma Birlikleri (YPG) içinde dört birlikle yer aldılar.
Yönetimin halka devredilmesi
Özerk Kanton Yönetimleri’nin ilan edilmesinden sonra Rojava’da çalışmaları yürüten yerel, bölgesel yönetimler çalışmalarını devretmeye başladı. Böylelikle Özerk Kanton Yönetimi Bakanlar Kurulu’nda yer alan bakanlar, görevlerinin başına geçti. Ancak görev başına geçmeden önce Kanton Özerk Yönetimleri yaklaşık bir ay boyunca üst üste yaptığı toplantılarla bakanlıkların görev alanlarını belirledi. Bununla birlikte çalışma alanlarına ilişkin proje, plan ve yürütmeleri gereken yasalar oluşturuldu. Bakanlar Kurulu ilk etapta gerekli yasal düzenlemeleri yapmak için Yasama Meclisi ile birlikte çalışmalara başladı. Yasama Meclisi yaklaşık on günlük çalışma ile seçim, siyasi partiler, ticaret, güvenlik, ekonomik yasalar başta olmak üzere bir dizi yasa çıkardı. Gerekli yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra bakanlar, işlerinin başına geçti.
Devrimin başlangıcında ve ondan önceki yıllarda “illegal” bir şekilde çalışma yürüten birçok komite ve şahıs, sorumluluklarını yeni kurulan devrim hükümetine devretmeye başladılar. Devrim Hükümeti de denilebilecek Kanton Özerk Yönetimleri, iki yıllık çalışmayla ilkelerini ve alanlarını belirledi. Bir devrim için çok kısa bir süre; ancak Rojava halkları ve devrim yönetimi, bu iki yıla çok şey sığdırmıştı. Yeni Kanton Özerk Yönetimleri ise yapılan bu işler üzerine kalınan yerden devrimi, özerk yönetimi ve halkların kardeşliği temelinde bir arada özgür yaşamı inşa etmeye devam edeceklerdi. DEVAM EDECEK
SEYİT EVRAN