Hafta başında Mihri Belli’yi de kaybettik. Yaklaşık 45 yıldır tanıdığım, yazıları ile kitaplarını okuduğum bir liderdi. Liseye giderken her hafta Yön dergisi alırdım. E. Tüfekçi takma adını o dergide görmüştüm. Daha sonra Milli Demokratik Devrim kitapçığı yayımlanmıştı.
1970 yılında Kavaklıdere’deki Ankara Birliği Sahnesi’nin salonunda üç gün süren “Devrim Sineması Şenliği” düzenlemiştik. Açılış konuşmasını Mihri Belli yapmıştı. Sahneye çıkıp söze şöyle başlamıştı: “Şenliği düzenleyen arkadaşlar beni burada konuşma yapmaya çağırdılar. Ben ‘şenlik’ kelimesine takıldım. Pek şenlik yapacak günlerde değiliz. Daha uygun bir kelime bulunabilirdi.” 26 Mayıs 1970 günüydü, cuntacılardan göz gözü görmüyor; kır gerillası mı, kent gerillası mı tartışmaları yapılıyordu. Aydınlık ve Türk Solu dergilerini yakından izliyorduk. Solda birliği sağlamak amacıyla büyük bir toplantı yapılması düşünülüyordu. Ne yazık ki bu birlik sağlanamadı, bölünerek çoğalma yolu seçildi. Böylece partiler, cepheler ve ordular kuruldu. Ardından 12 Mart darbesi geldi. O günlerde ben 25 yaşındaydım, Mihri Abi 55… Aramızda 30 yaş fark vardı.
Araya uzun yıllar girdi. Mihri Abi İsveç’te yaşıyordu. Ancak 1997’de görüşebildik. O sıralar televizyon için portreler çekiyordum. Kamerayı kullanan Hüseyin Karabey’le Mihri Abi’nin Erenköy’deki evine gittik. Onbeş katlı bir binanın en üst katında oturuyordu. Balkondan bütün Adalar ve Marmara denizi görünüyordu. Bir geminin kaptan köşkü gibiydi balkon. O gün merak ettiğim bütün soruları sordum Mihri Abi’ye. Ayrılırken bana bir kaset verdi, İsveç’te kendisiyle yapılmış dört saatlik bir röportajdı. En az on yıl daha gençti o çekimlerde.
Sonraki yıllarda sık sık karşılaştık Mihri Abi’yle çeşitli toplantılarda. Ama en güzeli Ankara- İstanbul gece otobüs yolculuğuydu bence. O bir toplantıdan dönüyordu. Bense Ankara’da iki gün çekim yapmıştım. Yanımda kamerayı kullanan “Güneşe Yolculuk” filminin baş rolünü oynayan Newroz Baz vardı. Bileti son dakikada aldığımız için yerlerimiz yanyana değildi. Birimiz en önde, öbürü arkalarda bir yerde oturmak zorundaydı. Ön kapıdan otobüse biner binmez Mihri Abi’yi gördüm. Bir numaralı koltukta, pencere yanında oturuyordu. Ona da bu yakışırdı doğrusu, bir numara olmak. Hemen yanına, iki numaraya oturdum. Newroz arka tarafa gitti. Yol boyunca Mihri Abi’yle uzun uzun konuştuk, hiç uyumadık.
Bir ara Köy Enstitüleri konusunu açtım, TKP’nin bu konudaki görüşünü eleştirdim. Mihri Abi sadece Arifiye’yi görmüş. Oranın müdürü Süleyman Edip Balkır’la tanışırmış çünkü. Bir de Malatya’daki Akçadağ Köy Enstitüsü kurucu müdürü Şerif Tekben yakın dostuymuş. Sosyalistmiş Tekben. İsmail Hakkı Tonguç’un ne yapmak istediğini anlayamadıklarını itiraf etti Mihri Abi. Enstitülerin kapatılmasına tepki gösteremediklerini, çünkü 1951 tefkifatıyla herkesin hapiste olduğunu ekledi. Ardından Kürt Sorununa geçtik. Bölgeye yaptığı gezilerden söz etti Mihri Abi. Sabaha doğru Newroz’la yer değiştirdik, çünkü o da Mihri Abi’yi tanımak istiyordu.
Mihri Abi evine gitmek için Anadolu yakasında inecekti, Newroz da o taraflarda oturuyordu. Ben karşı yakaya geçecektim. Vedalaştık. Mihri Abi’yi evine kadar götürmesini tembihledim Newroz’a. Ben 55 yaşındaydım, Mihri Abi 85… Arayı kapatamıyordum bir türlü.
En son Hrant Dink’in ölümünün birinci yılında Agos gazetesi önünde toplananların arasında gördüm onu, Sevim Hanımla birlikteydi. Mihri Abi zor ayakta duruyordu, iki kişi kollarına girmişti. Agos’un altındaki kunduracıdan bir tabure isteyip Mihri Abi’yi oturtmuştuk. Son görüşüm o gün oldu.
Perşembe günü saat 16’da Şişli Camisi avlusu tıka basa doluydu. İkindiye bir saat vardı. Tabutun başında Süleyman Çelebi, Sırrı Süreyya Önder, Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Nejat Yavaşoğulları, Filiz Koçali ve Ilgın Su vardı. Feriköy mezarlığına kadar yüründü, tabut hep eller üzertinde taşındı. Sevim Belli tabutun ardından yürüyordu. Vedat Türkali tekerlekli sandalye ile mezarlığa kadar geldi ve bir konuşma yaptı. “Mihri Belli Onurumuzdur”, “Yaşasın Devrim, Yaşasın Sosyalizm”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” gibi sloganlar hep bir ağızdan söyleniyordu. Yol boyu Bilgesu Erenus’la birlikte yürüdük. Yönetmen Yavuz Özkan, Kazım Öz, Hüseyin Karabey ve Çayan Demirel, oyuncu Menderes Samancılar, Akın Birdal, Sezai Sarıoğlu, Aydemir Güler, Deniz Türkali, İlkay Demir ve Mete Akalın’ı da gördüm Mihri Abi’yi son yolculuğuna uğurlamak için gelenler arasında. Gençler çoğunluktaydı. Bu yüzden birer ikişer azalsak da yüzer biner çoğalıyoruz gibi geldi bana.