
…
Rojekê ez tine bûm,
sireke xewle bûm
li ber methê Xaliqê xwe bûm
Ew sir a min dikujî,
dest û ser û qalib û nijî
miskîno, ademo hilo bijî
Ji banî nazil bû ev sir e
nesîbek afirandibû ji min re
em razî ne heger hindike heger pir e
….
(Beşek ji Qewlê Mirinê)
Saarbrücken Demokratik Kürt Kültür Merkezi’nin avlusunda her inançtan, her toplumsal kesimden kadın, yaşlı, genç, gözü yaşlı insanlar çevrelemiş Apê Xelef’in tabutunu. Şêx Simaîl, yukarıda bir bölümünü aldığım Êzîdî inancına göre cenaze uğurlaması esnasında söylenen “Qewlê Mirinê”yi okuyor tabutun başucunda. Saarland’da yaşayan Kürtler, Apê Xelef’ini Midyad’ın Bacinê köyüne tüm ömrünü özgürlüğünün hizmetine adadığı Kürdistan topraklarının yüreğine gömülmek üzere uğurluyor. Kadınların bin yıllardır Kürdistan’ın dağlarından, ovalarından, vadilerinden yankılanan katıksız, saf Kürtçe ağıtları Apê Xelef için yankılanıyor, Saarbücken derneğinin avlusundan…
Derviş Xelef
Vefatını duyduğum andan itibaren onu en iyi anlatacak kelimeyi aramaya başladım zihnimin derinliklerinde. Sonra onunla yaşadığım anılar birer masala dönüştü belleğimde. Masalın en fedakar, güleç ve çalışkan kahramanıydı Apê Xelef. Cenaze töreninde yıllardır onunla birlikte çalışma yürüten yol arkadaşları konuştu. Hepsi için o yoldaştı, babaydı, dosttu, güç kaynağıydı. 25 yıldır birlikte faaliyet yürüten Zero Dersim, cenazede gözyaşı içinde yaptığı konuşmada Apê Xelef’i şöyle tanımlıyordu: “Bir dervişti Apê Xelef! Heybesinde kitap, dergi, kaset ve Kürt toplumunu aydınlatmak için ışık taşıyan bir derviş. Heybesinde özgür Kürdistan’ı taşıyan bir dervişti.” Oysa o yalnız yürüyen bir derviş değildi, yürüyerek dostlar, yoldaşlar biriktiren bir masal kahramanıydı.
Avrupa’nın metropollerinde, şehir, kasaba ve köylerinde yılmadan, yorulmadan ve heyecanından hiçbir şey kaybetmeden, dünyaya dair olana tenezzül etmeden insana dair değerleri yüreğinde taşıyarak 36 yıl boyunca, halkı için durmadan yürüyen bir masal kahramanıydı Apê Xelef. Bıkmadan, usanmadan ve yılların eskitemediği bir heyecanla, heybesinde insanlara iyiyi, güzeli, doğruyu ulaştırmaya çalışan bir masal kahramanı.
Gezmediği, ziyaret etmediği Kürt aile yoktu Saarland ve Almanya’nın bir çok yerinde. Yaşlı bedenine rağmen çocuk yüreği ile çoğu zaman bir bilet, bir Serxwebûn, bir kitap veya kaset bırakmak için kilometrelerce yürürdü. Ve yürüyerek dostlar, yoldaşlar biriktirirdi ve masalına ortak ederdi onları.
Çelişkileri kişiliğinde bitirmişti
Sömürgecilerin Kürdistan coğrafyasında, insanlarının kafalarında oluşturduğu tüm çelişkileri, parçalanmaları kendi kişiliğinde bitirmişti. Ona göre ‘özgürlük için mücadele edenler’ ve ‘özgürlük karşıtı olanlar’ diye ikiye ayrılırdı insanlar. Elbette arada kalmış ve özgürlüğü için mücadele vermesi gerekirken veremeyenler, yani ikna edilip kazanılması gerekenler vardı, o kadar.
Yoldaşlarını yüceltirdi
Aynı dava için mücadele eden herkese büyük bir saygı beslerdi. Torunu yaşında yoldaşları, ondan gördükleri değer karşısında mahçup olurdu. Mücadele yoldaşını ve bu davaya gönül vermiş yurtseverleri yüceltmeyi bir yaşam tarzı haline getirmişti. Apê Xelef ile çalışma onuruna erişenlerden biriyim ben de. Buluşma yerine istisnasız zamanından önce gelir, heyecanla elinde gazete, dergi, bilet, kitap, kaset dolu çantasıyla ayakta karşılardı hep. Mütevazı kişiliği ile yanında bulunan yoldaşını sürekli yüceltirdi. Tanıştırırken, sohbet ederken, yemek yerken, yürürken, ayrılırken her an insana onun değerli olduğunu hissettiren bir doğallık ve saygınlık ile yaklaşırdı.
Kitle ziyareti sona erdikten sonra yine Apê Xelef aynı samimiyetle uğurlar, ayrılmadan hemen önce ‘Küçük bir işim var, hemen geliyorum’ deyip, kısa bir süre için ortadan kaybolur. Vedalaştığında ise belki de cebindeki son para ile aldığı yiyecekleri verirdi, ‘Yolda yersin, oyalanırsın’ diyerek.
Hevalno ‘Ez ji we tevan re spas dikim..!
Toplantılarda eleştiriden daha fazla bilgece önerilerini yapardı. Şikayete, yakınmaya, umutsuzluğa yer yoktu değerlendirmelerinde. Ve istisnasız toplantıda bulunalara göz gezdirerek; “Ez ji we tevan re spas dikim” diye bitirirdi kısa ve öz konuşmalarını. Yoldaşı oldukları için, aynı amaç doğrultusunda çabaladıkları ve bu mücadeleye gönül verdikleri için içten bir ‘spas’ı bir sorumluluk ve borç bilirdi adeta.
Küçük oğlu Hamit de yıllar yılı çalışmalar içinde olan biri. Faaliyet ortamından toplantılara ve günlük yaşama kadar hayatın her anında diğer yoldaşlarına gösterdiği saygı ve değeri Hamit’e de verirdi. Hamit’i oğlu olarak değil, örgütün bir değeri olarak, hatta yürütülen çalışmaların hiyerarşisinde kendisinin yöneticisi, öncüsü olarak görür ve öyle yaklaşırdı. Apê Xelef’in değer ölçüsü, ürettiğin kadar, bağlı olduğun kadar ve geliştirdiğin kadardı. Yani örgüte, halka kattığın değer ve örgüt ile halkın verdiği kadar değerliydin onun yanında. Torunu yaşındaki yoldaşının önünde çeketini ilikleyecek, ayağa kalkıp karşılayacak ve aynı içtenlikle uğurlayacak kadar mütevazı bir insandı.
Halkın arasında çıkan sorunlara bilgece çözümler bulurdu. İhtilafları, ortaya çıkan çelişkileri çözerken, hep Kürt halkının mücadelesinin kattetiği gelişme ve görkemden bahseder, her inançtan, her etnisiteden şehitleri referans gösterirdi. Bu şekilde de insanların bu kadar küçük şeyleri sorun ettikleri onları utandırırdı ve çözüme ikna ederdi.
Kızgınlıkları da vardı Apê Xelef’in
Anlamadığı veya anlamakta zorlandığı bir şey vardı Apê Xelef’in. En çok kendi inancından olan, mücadeleye mesafeli duran Êzîdî Kürtlerini eleştirirdi: “Onlarca ferman yaşamışlar, bunca zUlüm görmüşler. Bu mücadele aslında en başta onların mücadelesi ama uzak duruyorlar, pasif kalıyorlar. Tarih kaç bin yılda bir kez, belki de son kez bu Önderlik ve mücadele ile özgürlük, eşitlik ve kimlikleriyle var olma imkanını sunuyor, ama onlar bunu görmüyor. Onlara çok kızıyorum ve üzülüyorum” derdi hep. Bu kızgınlığını ve üzüntüsünü de her fırsatta, her platformda insanlara söylerdi. Çekinmeden şöyle derdi: “Gelî hevalno.. Êzîdîno… Özgürlüğümüz ve topraklarımıza yeniden kavuşmamızın fırsatını veriyor bu Önderlik, siz Avrupa’da dünya malının peşine düşmüş, kaybolmuşsunuz.”
73. hançerdi Şengal
Êzîdîlerin tarihleri boyunca uğradığı 72 katliamın acıları okunabilirdi Apê Xelef’in yüzünden. 72 fermanın intikamını alma fırsatı olarak görüyordu bu mücadeleye sarılmayı. Belki de 80’i aşkın yaşına rağmen onu bunca zinde tutan şey buydu. Yüreğinde 72 hançerin sızısını taşıyan Apê Xelef’in, sırtına saplanan bir hançer olmuştu 73. ferman olarak adlandırdığı Şengal Katliamı. Yüreğindeki 72 hançerin acısını bastıran bir acıydı sırtından aldığı hancerin acısı. Ama bir o kadar da umutluydu. Rojava’dan, özgür dağlardan Şengal’in ‘Hawar’ına koşan yiğit kadınları ve erkekleri, şervan ve gerillaları vardı bu halkın. Acı ve umut, hüzün ve gurur, ihanet ve kahramanlık kavramları zihninde dolaşıyordu. Ama o bilgeliğine varmıştı yaşamın bir kere; acıya karşı umuda, hüzne karşı gurura ve ihanete karşı kahramanlığa sarılmıştı hep. Bu yüzden onun heybesinden bir şeyler alanlar, umudun ne olduğunu daha iyi bilirlerdi.
Kendi cenazesinde gülümseten bir kişilik
Saarbrücken Demokratik Kültür Merkezi’nin avlusunda düzenlenen merasimde herkes ağlıyordu, herkesin zihninde artık bir masal kahramanıydı Apê Xelef. Başkalarını da bu masala ortak etmeye çalışan ve bunun için sürekli çalışan güleç yüzlü bir kahraman.
Özellikle kızlarının ağıtları ve ağlamaları, yer yer törende konuşanların sesinin duyulmasını engelliyordu.
Apê Xelef’in son göz ağrısı oğlu, yoldaşı, öğrencisi, komutanı ve mücadele arkadaşı Hamit de babasının vefat etmeden önce dillendirdiği şey, tek kaygısının kendisinden sonra onun dostlarının, yoldaşlarının ailesi tarafından ihmal edilebilmesi olduğunu söyledi. Çünkü o heybesiyle yürüyerek, dostlar, yoldaşlar biriktiren bir masal kahramanıydı.