Yeni bir seçimin yarattığı heyecanın son günlerindeyiz. Esasında bu seçimler, Türk devletinin Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine karşı sürdürdüğü savaşın bir parçası olarak planlanmış ve pratikleştirilmektedir. Erdoğan, 7 Haziran yenilgisini fark ettiği andan sonra Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine karşı kontrolsüz ve kuralsız bir savaş başlattı. Erdoğan, daha sonra Bahçeli’yi de yanına alarak, üç yıldan beri sürdürdüğü bu savaşta, istediği sonucu elde edemedi, Kürtleri, Alevileri ve demokrasi güçlerini teslim alamadı.

Buna karşın Kürtlere karşı sürdürülen savaşın yarattığı ekonomik çöküntü, Erdoğan/Bahçeli ikilisini yeni arayışlara zorladı. 24 Haziran seçimleri bu arayışın sonucu olarak gündeme gelmiştir. Erdoğan, bu seçimlerde, elindeki baskı ve yalan makinalarının gücünü kullanarak, hem sözde gücünü, desteğini teyit edecek, hem de demokrasi güçlerinin, Kürtlerin ve Alevilerin örgütlü gücünü dağıtarak onları teslim alacaktı.

Eşitsiz koşullarda yapılacak olan bir seçimde, her istediklerini yapabileceklerini hesaplıyorlardı, Erdoğan ve Bahçeli ikilisi. Keyfiliğin kural yerine geçtiği, kuralların zorbalıkla belirlendiği bir seçimle, kendi diktatörlüklerini kurtarmaya çalışmaktadırlar. Bu gerçek o kadar bariz ve açıktır ki ne Erdoğan, ne Bahçeli ne de bunların kalemşörleri, silahşörleri, ekran maymunları, hiç birisi bu gerçeği inkar etmediler, edemediler.

Dünyanın gözleri önünde, en anti-demokratik kurallarla bir seçim yapılmaktadır. Halkın böyle durumlar için, o engin sezgi ve zekasıyla söylediği, “taşları bağlamışlar…” diye başlayan bir deyim vardır. Durum tam olarak böyle.

Erdoğan/Bahçeli ikilisi, bu seçimlerle faşizmin kurumsallaşmasını tamamlamak, kitleleri faşizmin tabanına dönüştürmek ve en önemlisi, direnen örgütlü kitleleri teslim almak istiyorlar. Türk devletinin bu konularda fazlasıyla deneyimli olduğu biliniyor. Erdoğan/Bahçeli ikilisi, önceleri olarak övünüp örnek aldıkları, 40 bin Alevinin katili Yavuz’dan, işkenceci/cellat Kenan Evren’e kadar bütün zalimlerin yaptığını yapmaya çalıştılar. Günün zalimleri olarak örnek aldıkları bu soykırımcı katillerin yaptıkları, yarattıkları korku ve zulüm atmosferiyle, direnenlerinin direncini kırarak örgütlü gücünü dağıtmak ve toplumu teslim almaktı. Erdoğan/Bahçeli ikilisi de bunu yapmak istiyorlar.

Ancak, bu faşist zorbaların evdeki hesabı çarşıya uymadı. Bütün engellere, bütün zorbalıklara ve kuralsızlıklara rağmen, Kürtler, Aleviler ve bütün demokrasi güçleri, olağanüstü bir hızla harekete geçtiler ve güçlü bir gayretle süreci avantaja dönüştürmek için kolları sıvadılar.

Kısa sürede ortaya çıkan gerçek o ki, halkların ve ezilen tüm kesimlerin, büyük fedakarlıklarla ortaya koydukları değerli çabaları ve emekleri karşılık buldu ve Erdoğan, bu seçimlerde istediğini elde edemeyecek duruma düştü.

Seçimlerin bu son günlerinde ortaya çıkan direnç ve enerji çok açık olarak göstermektedir ki Erdoğan/ Bahçeli ikilisinin planları, tutmamıştır. Bu durumda görülmektedir ki kaybeden, Erdoğan/Bahçeli faşizmi olacaktır.

Gerçekten de Kürt halkı, Koçgiri’den Dersim’e sayısız defa başkaldırmış, ancak her defasında yenilmiştir. Çünkü bundan önce Kürtler, yeterince örgütlü değillerdi ve yapılan başkaldırılar hem yeterince örgütlü olmuyordu, hem de lokal kalıyordu. Bu nedenle, ortaya konan her başkaldırı, her özgürlük talebi, çok kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmaktaydı. Ancak bugün Kürt halkı, bütün parçalarda örgütlü olmanın ve Kürt halkının büyük kitlesel desteğine sahip olmanın avantajına sahiptir.

Benzer bir durum devrimci başkaldırılardan da yaşanmıştır. 1968 gençliğinin yeni başlamış olmanın bütün handikaplarını taşıyan devrimci hareketleri de yeterince örgütlü olamadıkları için, 12 Mart darbesiyle bastırılabilmişlerdir. Türk devletinin o dönem işlediği katliamlar unutulmadı. Aynı katliamlar, daha da katı ve faşist yöntemlerle, 12 Eylül faşizmi tarafından da uygulandı.

Alevilere yönelik olarak cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan katliamların çetelesini yazmak bile bu yazının sınırlarını aşar. Buna karşın Aleviler, özellikle Madımak katliamından sonra, yüzyılın en güçlü örgütlülüğünü yaratarak zulme karşı örgütlü direnişlerini sürdürmektedirler. Yılların tecrübeleri ve Alevi toplumunun felsefi/tarihsel duruşu, Alevilerin Yezit’e karşı kimlerle ittifak yapılması gerektiğini en doğru şekliyle göstermiştir. Böylece Aleviler, doğrudan yana olmanın güveniyle ve kazanma inancıyla mücadeleye en kitlesel ve en güçlü şekilde katılmış bulunmaktadırlar.

Emekçiler, bütün dezenformasyonlara, ırkçılık ve gericilik propagandalara rağmen, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinin bir bileşeni olmaya yönelmiş bulunmaktadırlar.

Kadınlar, gençler, akademisyenler ve Türk devletinin katliamcı politikalarından mağdur olan toplumun bütün kesimleri, bugün yaşanan seçimlerden de görüldüğü gibi, Erdoğan/Bahçeli ikilisine karşı, özgürlük, eşitlik ve adalet için dimdik ayağa kalkmış bulunmaktadırlar.

Bütün bu gerçekler göstermektedir ki Erdoğan/Bahçeli ikilisi tarafında bir savaş aracı olarak düşünülmüş olan seçimler, O’nların arzu ettiği gibi gelişmiyor. Her durumda ve her koşulda zalimler kaybediyor, halklar kazanıyorlar. Çok açık ve net olan bir gerçeği inançla güvenle, yılmadan, usanmadan tekrar edebiliriz; bu defa yenilgi yok, biz kazanacağız.

Aziz TUNÇ