Bir dönem domates sebze mi yoksa meyve mi tartışması yapılırken, tarihte de meyve olarak adlandıran ya da zehirli bir bitki olarak gören toplumlar domatesi kolay kolay kabul edip, mutfaklarına eklemediler. Şimdilerde ise neredeyse dünya mutfağının baş köşesinde duruyor domates.
BENAN KAPUCU
Domates (bilimsel adıyla Solanum lycopersicum), patlıcangiller (Solanaceae) ailesine ait, meyvesi yenebilen otsu bir bitki. Anavatanı Güney Amerika. Eski kıtaya İspanyolların getirdiği bu yeni dünya bitkisi, zehirli olduğu düşüncesiyle Avrupa’da başta biraz şüpheyle karşılansa da zaman içinde dünyanın birçok mutfağında yer buldu hatta baş köşeye yerleşti.
Dilimizdeki “domates”, İspanyolca “tomato” sözcüğündengeliyor. “Tomato” sözcüğü de Azteklerde, Nahuatl dilinde “tombalak, dolgun ya da yuvarlak, sulu, meyve veren bitki” anlamına gelen “xitomatl” kökünden türetilmiş ve özellikle Meksika’ya ulaştığında “tomatl” denmeye başlamış; bugün de bu adın çeşitlemeleri dünyanın her yerinde kullanılıyor. 16. yüzyılda İtalyanlar için domates “pomo d’oro” yani “altın elma”dır; Güney Fransa’nın Provence bölgesine gelince ise “pomme d’amour”a dönüşür, yani “aşk elması” olur. İlginçtir, domates ayrıca “kurt elması”, “kurt şeftalisi” gibi isimlerle de anılıyor. Fransız doğa bilimci Joseph Pitton de Tournefort; domatese Lycopersicon esculentum adını verirken, Alman efsanelerinde bahsedilen -kurt adamları bir araya toplamak için kullanılan- kurt şeftalisinden esin almış. Kurt şeftalisi; domates ile aynı aileden gelen, ölümcül bir bitki güzelavratotudur (belladonna) aslında. Benzer çiçekleri olsa da -Avrupa’ya gelen domatesin ilk atalarının meyveleri; belladonna meyvelerinden çok daha büyüktür aslında. 1753 yılında Carolus Linnaeus, Tournefort sınıflandırmasını reddederek onu yine Solanum ailesinin bir türü olarak tanımlamış ve kültüre alınmış domatese Solanum Lycopersicon ismini vermiş.
İlk başta zehirli sayılmış
Anavatanında; And Dağlarında yerli halklar; domatesi başta önemsiz, yabani bir bitki olarak görüyormuş; tohumları da insan yoluyla değil ancak kuşların yardımıyla dağılmış; Peru ve Ekvador’dan kuzeye doğru yayıldıktan sonra domates, asıl Meksika’da kültüre alınmış ve MS 700’lerden itibaren, burada bölgenin yerli halkı Azteklerin en önemli ekinlerinden birine dönüşmüş. 1521 yılında İspanyol istilacı, Hernan Cortes gemisiyle Meksika’ya vardığında, Aztek kenti Tlatelolco’nun pazarlarında türlü biçimlerde, boyutlarda ve renklerde domates satılıyordu. Misyoner papaz ve etnografyacı Bernardino de Sahagun da “… birbirinden farklı varyeteler … sarı domatesler, kırmızı olanlar vardı ve hepsi de aynı olgunluktaydı” diye anlatmış gözlemlerini… Oysa And dağlarında yetişen orijinal bitkinin bu kadar çeşidi yoktur; kirazı andıran daha küçük meyveleri vardır.
Aztekler domatesi çiğ tüketir ve baharatlı sos yapmak için acı biberle karıştırırmış. İspanyollar domatesi pek sevmiş; 16. yüzyılın ortalarında tohumlarını Avrupa’ya götürmüş ama bitki hemen popüler olmamış. Yenebilir, şifalı bitki olarak değil, süs bitkisi olarak girmiş önce… Küçük sarı domatesleri Avrupa’ya götüren ilk kişi de Hernan Cortes’dir; ondan önce Kristof Kolomb’un da Avrupa’ya getirdiğini yazanlar var. Domatesin zehirli olan ve yenmeyen yaprakları, güzelavrat otunun (belladonna) yapraklarını da andırıyor. Büyük olasılıkla o yüzden -akrabası olan patatesin de başına geldiği gibi- ilk başta zehirli olduğu sanılmış.
200 yıllık ‘safsata’
Doğa bilimciler de yanılıp köklerindeki benzerlik yüzünden domatesi, patlıcangillerden zehirli bir başka bitkiyle, adamotuyla karıştırmış. Giles Coren’in önsözüyle yayımlanan “The Story of Food” kitabında, domatesi kayda geçiren ilk kişinin 1544 yılında -onu yeni bir patlıcan türü olarak tanımlayan- İtalyan şifacı ve botanikçi Pietro Andre Mattioli olduğu yazıyor. “Kırmızı elmalar gibi eziliyor; en başta yeşilken koparıldığında rengi altın sarısına dönüyor” diye tarif etmiş. Mattioli, afrodizyak olarak ünlenen adamotuyla domates arasında ortak noktalar olduğunu düşünmüş.
1597 yılında ise “Herball / General History of Plants” kitabında İngiliz şifacı John Gerard da bahsetmiş domatesten. Bahçesinde yetiştiriyormuş ama o da domatesin zehirli olduğuna inanıyormuş. “Pis kokulu” diye tarif eder domatesi kitabında… Annabel Smith, Smithsonian Magazine’de yayımlanan domatesten neden uzak durulduğunu anlattığı Why the Tomato Was Feared in Europe for More Than 200 Years yazısında, Gerard’ın bunu Carolus Clusius’un kitabından yanlış aktarmış olduğunu, onun ürettiği bu “safsatanın” da iki yüz yıla mal olduğunu söylüyor.
İtalyanlar dünyaya tanıttı
Kuzey Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da durum böyledir ama İtalya’da çok daha kolay kabul görmüş, domates. Napoli’nin güneyinde, İtalyan bahçıvanlar, “kurt şeftalisi” denen bu küçük, kırmızı meyvenin kültüre alınması için sistematik olarak çalışmışlar. Domatesin onu Amerika’dan getiren İspanyollar sayesinde değil de İtalyan bahçıvanlar sayesinde bütün dünyada tanınmaya başladığını söyleyebiliriz rahatlıkla.
Açık Radyo