DAİŞ çetelerinin elinde bulunan ya da esaretten kurtulup kamplara sığınan kadınlar için dünya kamuoyu sessizliğini korurken, Duhok Êzîdî Kampı'nda kadınlar her gün bir evde toplanarak yaralarını sarmaya çalışıyor. 

DAİŞ çetelerinin 3 Ağustos'ta Şengal'e saldırısıyla birlikte Êzîdî inancına mensup Kürtler soykırıma uğradı. Kaçırılan kadınlar ise 'savaş ganimeti' adı altında köle diye pazarlarda satılarak, tecavüze ve işkenceye uğrayarak soykırımın en uç boyutunu yaşadı. Ekran başlarında katliam, tecavüz, kaçırılma sahnelerini izlemeye alıştırılan dünya kamuoyunda ise ciddi bir hareketlilik yaşanmadı. 


Sessizlik sürüyor

Dünya sessizliğini koruya dursun, Êzîdî kadınlar Güney Kürdistan'ın Duhok kentinde ve bağlı köylerde inşaat halindeki bina ve barakalarda yaşama tutunma mücadelesi veriyor. DAİŞ'in elinden kaçmayı başarabilen kadınların ilk durağı olan Duhok'un Baadrê Köyü ise yaşanan soykırımın acılarını içinde barındıran bir dergahı andırıyor. Ne hükümetin ne de uluslararası kurumların rehabilite çalışması yürütmeyeceğine artık kanaat getiren kadınlar, her gün bir evde toplanarak yaralarını iyileştirmeye çalışıyor. Ailelerinin çoğunu kaybeden kadınlar, halen DAİŞ'in elinde bulunan yakınlarının kurtarılmasına yönelik de gün geçtikçe umutlarını yitiriyor.


'Bizi bu kafirlerin elinden kurtarın!'

DAİŞ'in zulmünden üç ay önce kurtulmayı başaran N.H., yaşadıklarından ziyade "bundan sonra ne yapacağım" diye düşünüyor. Kaçırılan kadınların kurtarılmasını isteyen N.H.,"Ben oradayken birçok kadın tecavüzcüsünden hamile kalmıştı. Onları düşündükçe deli oluyorum. İnsanın tecavüzcüsünden hamile kalması kadar kötü bir duygu yok. Bize 'kafir' diyorlardı, ama asıl kafir onlar. Bizi bu kafirlerin elinden kurtarın" diye konuştu. 

Bir kızının kaçırıldığını, oğulları ve eşinin ise katledildiğini dile getiren Şaha Meto Qasım da ailede tek kurtulanın kendisi olduğunu belirtti ve göz yaşları içinde anlatmaya devam etti: "Koço Köyü'nde yaşıyordum. Kızım evliydi. Eşini gözlerinin önünde öldürüp onu da kaçırdılar. Bu çeteler insan olamaz, onlar canavar. Lütfen kızımı kurtarın! Delirmiş gibi bir o yana bir bu yana koşup duruyorum. İçimdeki acı sabit durmama izin vermiyor. İçim yanıyor. Tek umudum kızımın kurtulması. Eğer o kurtulursa, belki acım biraz da olsa diner."

DAİŞ'in elinden 40 gün önce kurtulmayı başaran 50 yaşındaki F.A., yaşlı kadınların 24 saat temizlik ve yemek yapmak için çalıştırıldığını belirterek, yaşadıkların "Her gün zulümdü. Tecavüzcülere yemek hazırlarken içimden onlara sürekli 'zıkkım yiyin' diyordum. Kızlarımıza gözümün önünde tecavüz ediyorlardı o alçaklar. 24 saat temizlik yapmaktan çok güçsüz düşmüştüm. Artık onların işine yaramadığım için beni ve diğer yaşlıları serbest bıraktılar. Biz de günlerce aç ve susuz bir şekilde koştuk ve kurtulduk" diye anlattı.


'Çetele tutmakla bir şey düzelmez'

 "Kardeşlerim, eşim, yeğenlerim ve kuzenlerimin tamamı katledildi. Ortada öylece kalakaldım" diyen Naima Bişar'ın bir kızı da DAİŞ'in elinde. Ne kaçırılan ne de kurtarılan kadınlar için herhangi bir çalışmanın başlatılmadığını belirten Bişar, şikayetlerini "Bu çok ağır bir psikoloji. Hiçbir kuruluş bize yardım etmiyor. Buraya gelip çetele tutmakla bir şey düzelmez" şeklinde dile getirdi. Bîşar, sadece DAİŞ Tarafından Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyelerinin bu konuda çabasının olduğunu sözlerine ekledi. 


'Kendi yaralarımızı kendimiz sarıyoruz'

Köyde hiçbir destek almadan hayata tutunmaya çalışan Sêvê Silêman'ın ise bütün sülalesi katledilmiş veya DAİŞ'in elinde esir. Silêman, "Kaynanam, kayınbabam, eşim, kızlarım, amcalarım, dayılarım ve kuzenlerimin tamamı katledildi. 5 kardeşim DAİŞ'in elindeydi; daha sonra onların da katledildiğini duydum. Geriye kalanlar ise hala esir. Yapayalnız kaldım. Bu köyde tek başıma hiçbir destek almadan diğer kadınlar gibi yaşamaya çalışıyorum. Burada kendi yaralarımızı yine kendimiz sarıyoruz. Başımıza 73 ferman geldi; bu en acı olanı…"


ZEHRA DOÐAN / JINHA/DUHOK