10 Eylül 2015 tarihinde hakka yürüyen babam İbrahim Yalgın, 1942 yılında Dêrsim’in Pertek ilçesine bağlı Pınarlar (Paşavenk) nahiyesinin Musaderiç (Arpalı) köyünde dünyaya geldi. 1956 yılında başladığı Malatya Akçadağ İlköğretim okulunu, 1962 yılında bitirererk öğretmen oldu. Erzincan Pelegöz ve Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Kertvin köyünde zorunlu şark hizmetini tamamladıktan sonra; 1967’de memleketi Dêrsim’e döndü. Pınarlar nahiyesinin Sumak ve Pirinççi köylerinde öğretmenlik yapttı. 1982 yılında Pertek merkez Alpdoğan İlkokulu müdürlüğüne atandı. 1988 yılında Açık Öğretim Fakültesi eğitim ön lisans diploması aldı. 1994 yılında görevinden istifa ederek, yerel seçimlerde bağımsız belediye başkanı adayı oldu. Dönemin siyasi koşulları gereği, seçimleri protesto ederek adaylıktan çekildi. Seçim sonrası, kanun gereği tekrar aynı yerde görevine başlaması gerekirken, Aksaray iline sürgün edildi. İdari mahkeme kararıyla tekrar eski görevine, Alpdoğan İlkokulu müdürlüğüne geri döndü. 1996 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 1998 yılında HADEP Pertek ilçe teşkilatının oluşmasına katkıda bulundu. HADEP ilçe başkanlığını yürütürken, 1999 yerel seçimlerinde Pertek HADEP belediye başkan adayı oldu. 

Babam İbrahim Yalgın’ın babası, yani dedeme; 1909 yılında verilen nüfus defterinin isim hanesinde; “Kürdoğullarından Hasanoğlu Mehmed” yazılıydı. Aşiret arasında lakap olarak Memi Qerê Silo (Kara Sılolardan Memo) olarak tanınan dedemin, 1938 yılındaki Dêrsim soykırımında iki amcası katledilmiş. Dedem (1897-1987) ise kimyasal gazlardan ötürü her iki gözünü birden kaybetmiş ve maalesef tek oğlu olan babamı hiç görememişti. Dedem; bir çirokvan (masalcı), dengbêj ve halk hekimiydi. Uzun kış gecelerinde “Mem û Alan” başta olmak üzere, Kürt etnografyası içinde yer almış birçok masalı Kürtçe ve Türkçe anlatırdı.

Ailenin tek erkek çocuğu olan babam, 1991 yılında ilk defa turist olarak geldiği Almanya’da Kürt ulusal hareketiyle tanıştı. Bu yıllar babamın, düşün sistematiğinin tamamen değiştiği yıllara tekabül eder. Öyleki yıllardan beri Kürt çocuklarına “Türküm doğruyum çalışkanım..!” naralarını içtenlikle ezberlettiği için, üzüldüğünü her fırsatta belirtmekteydi. Yaşlılar arasındaki sohbetlerinde, “Sünni Kürtlerin; Alevi-Kızılbaşları sevmediğine!” dair gelen eleştirilere çok sert bir şekilde cevap vermekteydi. 1965’lerde Nusaybin ilçesinin Kertvin köyünde öğretmenlik yaptığı sırada, oradaki köylülerle asla ve asla bir sorun yaşamadığını ve tam aksine çok iyi ilişkiler geliştirdiklerini anlatırdı. Öyleki 2000 yılında yine Almanya’da bulunduğu bir sırada, Kertvin köyünün 1960’lı yıllarındaki muhtarı Halil Oğuz ile biraraya gelip, o eski günlerini yadetmişlerdi.

1994 yılında Pertek belediye başkanlığı için bağımsız aday oldu. Halkın Demokrasi Partisi, yani HADEP’in seçimleri protesto etmesiyle, kendisi bu karara uydu ve adaylıktan vazgeçti. Bu davranışı, devlet tarafından hoşgörülmemiş ve babam Aksaray iline sürgüne yollamıştı. Bu durum onun için oldukça zorlu bir sürece işaret etmekteydi. Fakat O, bu durum karşısında susmamış, hakkını almak için idari mahkemeye başvurarak dava açmıştı. Mahkemeyi kazanmış ve tekrar görevine geri dönmüştü. 1998 yılında HADEP Pertek ilçe teşkilatının kuruluşuna destek sunan babamın ismi, ilçede hep ön planda tutulmaktaydı. Dolayısıyla o dönemde, başta yakın akrabaları olmak üzere arkadaşları, öğrencileri tanıdık dostları ve sosyalist geçinenler tarafından adeta bir vebalı olarak görülmekteydi. Babamla selamını kesenler olduğu gibi, küçücük Pertek çarşısında, babamı görenler ondan kaçıyorlardı. Onunla aynı karede görünmemek için bir hayli çaba harcıyorlardı. Çünkü onlara göre babam, artık bir Kürtçüydü! 

Evet, artık O; Kürtçü İbrahim’di. Dolayısıyla tehlikeliydi! Devlet onun peşindeydi! Onunla yanyana olmak demek, onun gibi Kürtçü olmakla eşdeğerdi! Bazı akrabaları bile; “Na lo babam, bizim İwram Xoce de Kürtçü olmuş kardaşım!” diye serzenişte bulunuyorlardı! Hele bazı sol-sosyalist geçinen dönemin keskin gençleri, babamı kapalı alanlarda görünce onunla tartışıyorlardı. Onu “feodal milliyetçilikle” suçluyor ve sosyalist olmaya davet ediyorlardı. Babam ise onlara gülümseyerek,”madem dürüst ve iyi bir solcuysanız, sosyalistseniz; madem haklının yanında haksıza karşıysanız, gelin benimle birlikte şu Pertek çarşısında bir tur atın da sizi göreyim!” dediğinde gençler, susuyor ve sessizce dağılıyorlardı! Aslında Pertek gibi bir ilçede bu yaşananlar gayet normaldi! Çünkü bu yıllar korku yıllarıydı! Fakat daha sonraları sevindirici gelişmeler de olmuyor değildi! Zira o gençlerin, akrabaların çoğu zaman içinde babam gibi Kürtçü olmuş ve kendi ulusal-etnik köklerine sahip çıkmışlardı. 2000 yılından beri, ağır diyabetik ve yandaş hastalıklarıyla boğuşan babam, 10 Eylül’de hakka yürüdü. Kesk û Sor û Zer (Yeşil kırmızı sarı) bayrağına sarılan tabudunu taşımak için yüzlerce rehevali sıraya girmişlerdi. Artık Kürtçü İbrahim, İwram Xoce hakka uğurlanmıştı ama, Onun Kürtçü yoldaşları her geçen gün çoğalıyordu! Devrin daim olsun! Nur içinde yatasın sen Kürtçü İwram Xoce!