Son yazımda; Türkler Moğolistan’dan gelip Anadolu topraklarına yerleştiklerinde, aslında atalarını, babalarını Moğolistan’da bırakıp onlara ihanet etmişlerdi…

‘Babaya ihanet’ üzerine kurulmuş bir topluluk…

İflah olmaz bir kirliliğin temeli… Bireysel ve toplumsal patolojinin temeli…

Diye bitirmiştim. Tabi bu arada bu patolojik topluluğa sonradan eklemlenen, kendi atalarına ihanet etmiş balkanlardan gelen bir sürü etnik azınlıktaki toplulukları da eklemek gerekir (Balkanlardan zorunlu gelip atalarına ihanet etmeyen çok küçük bir azınlığı saygı ile anıp ayrı tutuyorum). 

İhanetin başı vardır ancak sonu yoktur.

Bir kere ihanet ettin mi gerisi gelir. Özellikle bu ihanet ataerkil toplumlarda ‘babaya ihanet’ ile başlamışsa devamı çok korkunç olur. 

Bu ihanetin örnekleri gerek Osmanlı gerekse TC tarihinde oldukça boldur. Özellikle de korkunçluğu konusunda Osmanlı da bol örnekleri vardır. Çocuklarını öldüren, babasını öldürmeye kalkan, kardeşlerini topluca öldüren sultanlar devridir Osmanlı. Bu toplumsal olaylar münferit değil ama tekraralayan durumunu yaygın olan bireyin patolojik yapısı ile açıklamak, olma ihtimali en yüksek hipotezdir..

TC’nin tarihi de ihanetler ile doludur. İlk ihanetini de Kürtler’e yapmıştır. TC’yi kurmak için birlikte yola çıktıkları Kürtler’i ve TC tarihi boyunca onlara yaşattıklarını herhalde yazmaya gerek yok. Şimdi yaşananlar bile yeterli.

Anadolu’ya bin yıl önce gelip yerleşmiş bu topluluk, kendi içindeki ihaneti, bilinçli ya da bilinçsizce Anadolu topraklarında yaşayan diğer halklara da dayatmışlar. Kürdistan tarihinde de bunun acı örnekleri vardır. Ancak ben Kürdistan tarihinde ‘babaya ihanet’in sistematik olmadığını düşünüyorum. Hernekadar var olan örnekler çok büyük toplumsal yıkımlara neden olmuş ise de, yaygın bir kişilik özelliği değildir. Tam tersine sağlıklı Kürt bireylerinin en hassas olduğu konulardan birisi ihanettir.

Kürtlerin ihanet konusundaki hassasiyeti ayrı bir yazı konusu.

93 yıllık TC tarihinde ihanetin sistematik olduğunu kanıtlayacak o kadar çok örnek var ki, ancak ben bugün size bir başka ihaneti anlatacağım.

Özgür Gündem Gazetesinin nöbetçi genel yayın yönetmenliğini yaptığı için tutuklanan Şebnem Korur’u anlatacağım. Şebnem’i size birçok yönü ile antabilirim. Ancak yazımın ihanet konusunun sınırları içinde kalarak onu örnekliyeceğim.

Ben Şebnem’in şimdiki iktidar tarafından tutuklanacak en son Türk kadını olacağını düşünürken, o ilk tutuklanalar arsında oldu.

Şimdi iktidarda olanlar, onların soytarı danışmanları, onların köşe yazarları 28 Şubat ‘kansız’ (!) darbesi döneminde pencereden başlarını uzatmaya korkarken, babaları terleyerek MGK kararlarını imzalayıp, kendi ipini çekerken, 28 Şubat’ta doğru giden yolda ki, bütün önceden hazırlanmış senaryolar ve katliamlar yapılırken, Uğur Mumcu ve diğer aydınlar tek tek öldürülüp, katilinin islamcılara yüklenilmesi planları birbir uygulanırken, şimdiki iktidardakiler sessizdi, korkudan titriyorlardı. Çıtları çıkmıyordu.

İşte o dönemde, şimdi iktidar ve şahin olan bu korkaklar susarken, Şebnem Adli tip uzmanı olarak, işkence altında ifadeleri alınıp, bu korkaklara karşı kanıt olarak kullanılan kişilere, tutuklulara “işkence altında ifadeleri alınmıştır” diye Adli tıbbi raporu vermişti. Hem de o soytarı akademisyen danışmanlarının, ‘varolmayan’, ‘TSK ya ‘kumpas yapıldı’ dedikleri Ergenekon tarafından görevinden alınacağını bilerek yaptı. Ve ‘varolmayan Ergenekon’ tarafında gorevinden uzaklaştırıldı. 

Gerçi, Şebnem şimdi olsa gene aynı raporları verir. Doğru olan etik olandan ayrılmaz.

O zamanlar hayranlıkla izledikleri, bir türlü anlayamadıkları Şebnem’i şimdi tutukladılar ve tecritte…

Psikiyatride ‘kız kardeşe ihanet‘ diye bir kavram yok. Biz de içselleştirilmiş ‘babaya ihanetin’ komplikasyonları diyelim.