“Göğü gördüm imkâna tutuldum düşü sevdim/dalıp çıkmalarım “orda bir şey”e dönüktü/kaç kez bir şey, başka bir şey/sıçradım hem yittim/hem belirlendim/derin durdum, teknenin altına girdim/sarstım/sarsıldım vuruşun gitgide usta vuruşuydu/sustum düşe düştüm/ senin mi kan, yaralarımdan mı/hey kaptan/ne balinayım ben şimdi inadı içinde/ne senin mavi balinan”  Balina-Gülten Akın

 

Onun yarım yüzyılı aşkın edebi pratiği, hem özgün bir şiirin kuruluş öyküsüdür, hem de ülkemizin yakın dönem toplumsal tarihinin en belirgin izlerinin şiirde yaşam bulmasıdır. Belki bu nedenle, şiirinde iyilik olduğu kadar kötülük, acı olduğu kadar başkaldırı, aşk olduğu kadar ayrılık, insan olduğu kadar da doğa var. Başlangıcı da sıkıdır bu şiirin. İlk üç kitabı delişmen bir gençliğin varoluşu içselleştirme deneyimi, yabancılaşmış dünyada daraltılmış bir ruhun zarif isyanıdır. Kişisel sesindeki temiz nota ve kırılgan ton, sonra denediği geleneksel sesler asasında bile hissedilir. 


Kavganın ortasındaki şiir

Bu genç, yetişkin yıllarında, şiirdeki başka bir kanala olağan biçimde yönelmiştir. Şair, 1960’lı yıllarda, yaşamını tam da toplumsal kavganın ortasına kurmuş olmasının şiirdeki izini ilk kez “Kırmızı Karanfil” ile gösterir. Yazdığı toplumsal temalarla iç içe yaşamaktadır; dönemindeki toplumsal rüzgârı perdesiz ve şemsiyesiz göğüsleyenlerden olmuştur. İçtenlik ile titizlik, düşünce ile eylem, söz ile biçim birbirini zorlamadan bütünleşir şiirinde. Kırmızı Karanfil kitabıyla başladığı, Cahit Külebi, Oktay Rifat, Ceyhun Atuf Kansu, Ahmed Arif gibi büyük şairlerin yetkin deneyler ortaya koyduğu halk edebiyatı motiflerinin şiirde yeniden canlandırılması yolunu seçmiş, bu poetik tutumunu ısrarla sürdürmüştür: “Maraş’ın ve Ökkeşin Destanı” (1972), “Ağıtlar ve Türküler” (1976), “Seyran Destanı” (1979), “42 Günün Şiirleri” (1986). Modern ve geleneksel tüm şiirimizden feyz almış, bu iki büyük ırmağı kendi şiirinde birleştirmiştir. Bunca yüklenmeye karşın, ağırlıksız, zorlamasız ve uyumlu bir yapıdadır şiiri. Yalındır, titizdir, rastlantılardan çok şairinin kurduğu biçim öndedir. Şairine benzer şiiri, şairinin huyuna, yaşantısına.


Acısını şiire dönüştürmenin adı

 Aydın olmak, anne olmak, dahası 12 Eylül’de zindanda direnen, açlık grevinde ölüm pahasına zorbayla onur savaşına tutuşan gençlerden birinin annesi olmak sorumluluğunu üstlenmiştir bu şiir. Acısını, abartmadan, incitmeden, özünü bozmadan, akılcılaştırmadan şiire dönüştürme poetiğinin adı olmuştur Gülten Akın adı. “Bedenleri fırtınalar içindeki” annelerin içerdeki çocuklarına gönderdikleri “dayan” sesi; insanlara gönderdiği o tiz çığlığın notalı ağıdı; ilahilerdeki o yakarış, inleyiş ve umuttur onun şiiri. Yalnızca ülkemizde değil, Arjantin’den Balkanlar’a, Irak’tan Filistin’e, Afganistan’dan Afrika’ya dünyanın her yerinde acı çeken annelerin evrensel sesidir onun sesi. “Sevda Kalıcıdır” kitabı aynı annelerin kendi kendine, içten içe, sessiz ağıdıdır. Dışarıdaki gibi içi de çatışmalar içindedir. O karşıt ruhsal durumlarla yüzleşmekten, yabancılaşmayı hissettiği anda kendini de hedef almaktan kaçınmaz. Sözü şiirinde bir şairdir; ayrıca bir söze gerek duymaz. Hayat olguları, benimsenmek ya da dışlanmak için iyice ölçülüp tartılmıştır şiirlerinde. İçsel ve dışsal çatışmalarıyla yüzleşme cesareti gerilimli ve derin bir şiirin kurulmasını, bilgeliği ise bu şiirin enginlik kazanmasını sağlamış, “Sonra İşte Yaşlandım”, “Sessiz Arka Bahçeler” ve “Uzak Bir Kıyıda” kitaplarındaki şiirlerle Türkçede şiirin eşsiz bir burcunu kurmuştur. 


Anacıl şiir

Toplumsal kavga içinde yaşamış bir kuşağın, analı babalı, oğullu kızlı dünyasında direnirken yücelmenin, yücelirken büyüklenmeye düşmemenin, bunun bilgelik düzeyinde yaşantılmanın şiirini tamam etmiştir. Modern ile geleneği kaynaştırmış olan şair, ülkemizde ne yazık ki pek az bilinen, gücü örtülen bir geleneğin, Türkiye’nin kurucu ögelerinden birinin, Bâcıyan-ı Rûm (Anadolu Bacıları) geleneğinin modern temsilidir kanımca. Destanları, ağıtları, ilahileri ve türküleri bu yargının kanıtıdır. Anacıl bir şiirdir; diğerkâmdır, ötekinin sesini kendi sesi kılmıştır. Kötücül dünya motiflerini betimlemesi, bu olgularla çarpışması, şiirini bir yargı, bir beğeni, bir anlayış şiiri; güçlü titreşimleri olan bir duyum şiiri yapmaktadır. Duyum şiiri olduğu kadar da biçim şiiridir. 1955’ten bu yana, bütün şiir ve toplumsal yaşamlarının içinden cömertçe geçmiş, onları yeşertmiş, onlarla yeşermiştir. Gülten Akın, Türkçenin bir kazancı, bir şansı olmuştur. Dünyadaki yaygın dillerden birinde, örneğin İngilizce ya da İspanyolca, yazmış olsaydı, yeryüzünün her yerinde okunurdu. Böyle olmayıp Türkçeyi onurlandırmış olması da bu dilin kazancıdır.



MAHMUT TEMİZYÜREK