Irak Cumhurbaşkanlığı’ndan dün yapılan yazılı açıklamada, Celal Talabani’nin Barzani ve Maliki hükümeti arasındaki gerilimin düşürülmesine yönelik temaslarda bulunmak üzere, Bağdat’a gittiği bildirildi. Daha bir kaç gün önce Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin görevden alınması için Şii ittifaka çağrı yapan Talabani’nin ani bir kararla Bağdat’ta gitmesi aslında hiçte beklenen bir durum değildi. Bunun Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’yle birkaç gün önce yaptıkları toplantının bir sonucu olduğu kesin.  Talabani, baştan beri taraflar arasında arabulucu rolünü soyunmuştu. Talabani, geçtiğimiz Eylül ayında tedavi gördüğü Almanya’dan ülkesine döner dönmez arabuluculuk için seferber oldu.

Eylül’den beri uğraşıyor

İlk görüşmesini de daha Süleymaniye’deyken Başbakan Maliki’yle yaptı. Ardından Federal Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani’yle görüştü. Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’yse, tam da böylesi bir dönemde Avrupa ve Türkiye gezisine çıktığı için Talabani’yle görüşemedi. Bu görüşmelerin ardından Talabani, Bağdat’a döndü. Ancak görüşmeler orada da devam etti. Barzani hükümeti adına Behrem Salih’in başkanlığında bir heyet de Bağdat’ta gitti. Burada Maliki hükümetiyle üç tur görüşme yapıldı. Ama yapılan görüşmeler sonuç vermedi. Kürt heyeti Hewlêr’e eli boş döndü.
Tabi bu olaylardan önce bir de Türkiye’ye sığınan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’nin durumu vardı. Haşimi, ‘Başbakan Maliki’ye karşı darbe planmak ve Maliki’yi öldürmek istemekle’ itham edilerek, gıyabında yapılan mahkemede idam cezasına çarptırılmıştı. Ancak mahkemenin kararını ne Talabani ne de Barzani kabul etmişti. Talabani açıkça “Haşimi hala resmen cumhurbaşkanı yardımsıdır” demişti. Talabani ile Maliki arasında soğuk rüzgarların esmesine neden olan bu durum Süleymaniye’deki görüşmede de etkisini göstermişti. Ancak bir kaç gün önce Talabani, Haşimi’nin görevinin Irak Ceza Yasası gereğince düşürüldüğünü açıkladı.

Kızıp Süleymaniye’ye dönmüştü

Talabani ile Maliki arasında geçmişe dayalı böylesi bir soğukluk olmuş olsa da Talabani siyasal karekterinden ve temsil ettiği kurumsal kimliğinden ötürü, Bağdat ile Hewlêr arasındaki gerginliği giderecek kişi olarak gösteriliyordu. Fakat beklentiler istenen sonucu vermedi. Hewlêr ile Bağdat hükümeti arasındaki görüşmeler tıkandıktan kısa bir süre sonra Talabani’de aniden ve hiçbir açıklanma yapmadan Süleymaniye’ye geri döndü. Basın bunu ‘’Talabani, Maliki’yi protesto için başkenti terk etti’’ diye yorumlandı, Talabani de haberleri yalanlamadı.

Kürt-Arap çelişkisi algısı yaratıldı

Diplomasi alanında bu gel gitler yaşanırken, askeri alanda da sular ısındıkça ısındı. Ortada Maliki’nin emriyle kurulan Dicle Operasyon Gücü diye sorunlu bir güç vardı. Bu konudaki tartışma da daha çok ‘Dicle Operasyon Gücü anayasaya aykırı mı değil mi?’ noktasında yürütüldü. Hem diplomatik hem de askeri alanda Bağdat ile Hewlêr arasında yaşanan gerginlik, siyasi iradelerin de yönlendirmesiyle, bir Kürt-Arap çelişkisi varmış gibi bir algıya dönüştü.

Talabani saf tutmayı tercih etti

Böylesi bir kitle psikolojisi karşısında Talabani’nin Bağdat’ta kalması ve orada arabulucu olmaya devam etmeye çalışması siyasal açıdan kendisi için çok riskli olabilirdi. Bunu gören Talabani kurumsal kimliğinin gereği Bağdat’a kalıp tarafsız kalmaktansa, Süleymaniye’ye dönüp saf tutmayı tercih etti. Bu şekilde öncelikle kendi kitlesine, ardından tüm Kürtlere “ben sizinleyim” mesajı verdi. 


ABD’de de müdahil oldu
Bağdat-Hewlêr arasındaki gerginlik sonunda 16 Kasım’da Duzxormato’da silahlı çatışmaya dönüştü. Ardından ise önce Dicle Operasyon Gücü ile sonra ise peşmerge birlikleri Kerkük çevresine konumlanarak, savaş pozisyonu aldı. Böyle olunca ABD de olaya müdahil oldu. Kürt heyeti ile Iraklı askeri yetkililerin geçtiğimiz hafta Bağdat’ta yaptığı görüşmelere ABD Büyükelçiliği de katıldı ve açıkça “kendi aranızdaki sorunları çözün” mesajı verdi. Gerçi Maliki bu toplantıda alınan kararları kabul etmediğini açıkladı ama ABD ‘sorunlarınızı çözün’ demekte ısrar etti. 

Gerginlik sona erecek mi?

Tekrar Talabani’ye dönersek; Talabani geçtiğimiz günlerde “Irak parlamentosu Maliki’ye verdiği güvenoyunu çeksin” diye bir açıklama yaparak “Kürtçü” tutumunu daha da açık bir hale dönüştürdü. Bu tutumuyla hem YNK tabanına hem Kürtlere mesajını iletmiş oldu. Üstelik ABD de soruna müdahil olmuş durumda. Talabani, bu saatten sonra Bağdat’la gerginliği sürdürmenin çok fazla siyasal getirisinin olmayacağını görmüş olacak ki, dün ani bir kararla Bağdat’a gideceği açıklandı. Aslında kimse bu dönemde böylesi bir gelişmeyi beklemiyordu. Ama sözkonusu dengeleri iyi hesaplayan, daha karlı nasıl çıkabileceğini iyi gören ve buna göre tutum almakta usta olan Talabani olunca durup iki kere düşünmek gerekiyor. Talabani’nin iki ordunun karşılıklı olarak Kerkük’e asker yığmayı sürdürmesine rağmen Hewlêr ve Bağdat arasındaki gerginliğe son verip veremeyeceğini ise önümüzdeki günler gösterecek.


NİHAT KAYA/HEWLÊR