Irak’ta, herkes ‘Musul operasyonu bitsin de memlekete biraz huzur gelsin’ diyor. İran-Irak savaşının başladığı 1980 yılından bu yana aralıksız bir şekilde sürekli bir sıcak savaşın içinde olan Irak halkı gerçekten de çok fazla yoruldu, yıprandı. Bölge insanının dinlenmeye, huzura ihtiyacı var. Ama Musul operasyonunun tamamlanması ve DAİŞ’ın yok edilmesi Irak’a ne kadar barış ve huzur getirecek belli değil. Görünen o ki, DAİŞ sorunu bittikten sonra Irak’ta yeni sorunlar ve yeni çatışmalar boy verecek. 

Bu sorunlardan iki tanesini, Musul’un yeni idari yapısının belirlenmesinin ve 140’ncı madde kapsamındaki bölgelerin statüsündeki belirsizliğin bölgede yeni çatışma ortamları hazırladığını daha önce yazmıştık. Kaygı verici bir diğer gelişme ise son bir yıldır Bağdat’ta Şii lider Mukteda El Sadr yanlılarının ‘Milyonların Gösterisi’ adı altında sürdürdüğü eylemlerdir. Demokratik ve barışçıl gibi görünen bu gösteriler bölgedeki siyasal retoriğe uymuyor. Bu gösterilerin gelişim seyrine yakından bakıldığında bu rahatlıkla görülmektedir. 

Ocak 2016’da başlatılan gösterilerde, Şii lider Mukteda El Sadr yanlıları devlette yolsuzluk yapıldığı ve reform talebiyle birçok kez, hükümet kurumlarının bulunduğu Yeşil Bölge’ye yürüdüler. Hatta bir seferinde parlamento ve başbakanlığı dahi işgal etmişlerdi. Bu gösterilerde hem Bağdat hükümetinin hem de göstericilerin dikkatli davranmasından kaynaklı çok ciddi bir can ve mal kaybı yaşanmadı. Fakat geçen hafta Irak Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız olmadığı ve bağımsız bir Seçim Kurulu’nun belirlenmesi gerektiği talebiyle yapılan son gösteriler kana bulandı. 

Irak Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız olmadığını, Ammar Hakim’in başkanlığındaki Irak Ulusal Koalisyonu’nun –ki, eski başbakan Nuri Maliki’nin partisi de bu koalisyona üye– denetiminde olduğunu ileri süren Sadr yanlılarının gösterilerinde 5 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Patlamalar yüzünden her gün onlarca insanın öldüğü Bağdat gibi bir yerde belki 5 kişinin ölmesi çok önemsiz görünebilir. Ama hem gösteriyi yapanların hem de bastıranların Şii olması ve gösterinin kana bulunması yaşanan krizin önemine işaret ediyor.  

Sadr ve yandaşlarının taleplerinin demokratik olduğundan kuşku yok. Sorun, Sadr yanlılarının taleplerinin haklı ya da haksız olması değil. Kafalarda soru işareti yaratan, etnik ve mezhep çatışmasının en üst sınırda seyrettiği Irak gibi bir ülkede ve Sünni gericiliğini temsil eden DAİŞ gibi radikal bir örgütle şiddetli bir savaşın sürdüğü bir sırada Şii hükümete karşı bir başka Şii grubun gösteri yapmasıdır. Sadr yandaşlarının şu an Şii cepheyi Sünni cephe karşısında zayıflatma pahasına gösteri yapması, bölgenin siyasi tarihi açısından çok da kabul görecek gibi durmuyor. Bundan dolayı göstericilerin taleplerinin haklı ve demokratik olması tek başına, Sadr ve yandaşlarının Şii hükümete karşı gösteri yapmasının nedenlerini açıklamaya yetmiyor.  

Çünkü Mukteda El Sadr’ı, Şii Irak Ulusal Koalisyonu’na ve onun desteğiyle ayakta kalan Başbakan Haydar Ebadi hükümetine karşı kışkırtan daha köklü ve ideolojik nedenler var. Bunların en başında da tüm Şiiler açısından karar ya da yetki yeri (Mercaa) konusundaki ayrışma noktasında yaşanıyor. Tarihsel olarak Irak’ın Necef kenti tüm Şiilerin inanç merkezi, başka bir deyimle ‘Mercaa’ yeri olarak kabul edilir. Ama İran’da Humeyni rejiminin başa geçmesi ve bu dönemde Necef’in Sünni Baas rejiminin hakimiyeti altında olmasından kaynaklı, Şiiliğin karar merkezi ya da Mercaa’sı İran’ın Kum kentine kaydı. Bu dönemde İran’ın bölge siyasetinde ve tüm Şiiler üzerinde etkili olması Kum kentini Şiiler açısından önemli ve etkili bir hale getirdi. Tabi bu durum Necef’in zayıflamasına yol açtı. 

Şu an Irak’ta Şii gruplar arasında yaşanan çelişki ve çatışma da esas olarak bu nedenden kaynaklanıyor. Mukteda El Sadr Şiiliğin Mercaa’sının Necef’te olduğunu savunurken, diğer Şii grupları İran yanlısı bir siyaset izleyerek İran’ın otoritesini ve Kum’un Mercaa’sını kabul ediyorlar. Mukteda El Sadr ile Nuri Maliki’nin aralarında olduğu diğer Şii partiler arasındaki temel çelişki ve çatışma noktası da bu noktada başlıyor. Sadr yandaşlarının son günlerde Şii Irak hükümetine karşı rahatsızlıklarını beyan etmesi de Tahran’ın Irak hükümeti üzerindeki etkisine karşı duyulan rahatsızlıktan kaynaklanıyor. İşte bu durum Sadr yanlılarının demokratik hakları talep etmesi gibi duran gösterilerinin ideolojik farkını ortaya koyuyor.

Irak ve Ortadoğu siyasetinde farklı bir çatışma noktasına işaret eden bu siyasi ve ideolojik ayrışmalar kontrollü bir şekilde ortadan kaldırılmazsa Irak’ı DAİŞ sonrasında yeni tehlikelere açık hale getirecektir.