Kobanê direnişi, Rojava Devrimi'nin sembol alanı oldu. Taş taş üstünde kalmasa da, bu haliyle Kobanê bir direniş anıtı olmuştur artık. Bir kent neredeyse tümden anıtlaşmıştır. 

Yakın olan zaferden sonra, yeniden imar edilecek olan Kobanê'de, yıkık binalardan birini ya da bir kaçını, direnişin zaferini hatırlatması ve özsavunmanın zorunluluğunu göstermesi açısından anıt haline getirmek, bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Kobanê sadece direnmenin sembol alanı olmakla kalmadı, aynı zamanda bir turnusol işlevine de büründü. Devrimciliğin, dayanışmanın, mücadele iddialarının ve enternasyonalist duruşun sınandığı bir alan oldu. Bu sınavdan kimlerin ne oranda geçtiği ya da kaldığı tarih tarafından not edilecektir elbette. Gönülden geçen, Kobanê anıtının aynı zamanda enternasyonalist yoldaşlığı da sembolize etmesidir.

Bugün Kobanê direnişi etrafında örülmeye başlayan enternasyonal dayanışma ağı anlamlı, ancak zayıftır. Türkiye devrimci hareketi, yanıbaşındaki devrime kayıtsız kalarak sadece enternasyonal görevlerini ihmal etmiyor. Daha beteri, kendi devrimci varlığını hiçleştiriyor. Demagoji solculuğunun bir kanser gibi içinde büyümesine seyirci kalıyor. Böylece günbegün zayıflıyor, güçten düşüyor. Bölgedeki devrimci gelişme ve imkanlara seyirci kalmanın başkaca anlamı bulunmuyor.

Devrimcinin görevi devrim yapmaktır! Bu klişe bir söz yığınına değil, somut bir oluşa işaret etmektedir. Ve eğer bir coğrafyada devrime doğru akan bir su varsa ve devrimci onunla yıkanmıyorsa, orada kirlenmek kaçınılmazdır.

Enternasyonalizm lafla değil, somut eylemlerle ortaya konulması gereken bir duruştur. Bunun bir boyutu bizzat savaş siperlerinde yer almakken, diğeri dayanışmanın her biçimiyle direnişin yanında saf tutmaktır. Ona maddi-manevi destek vermek, katılmaktır.

İspanya iç savaşı sırasında ortaya konulan enternasyonalist yoldaşlık, bu alanda bir zirveydi. Ve ne yazık ki, yıllardır bu zirve aşılamadı. Çıtası daha düşük de olsa, Filistin'de bir dönem sergilenen dışında, kayda değer bir enternasyonal dayanışma pratiğine rastladığımız söylenemez. Dünyanın farklı ülkelerindeki devrimci hareketlerin enternasyonalist ilişki ve pratikleri, özellikle sıcak savaş alanlarında çok sınırlı kalmış, dayanışma daha çok propagandif zemine hapsolmuştur. Oysa enternasyonalist ilişki ve pratikler devrimci hareketler açısından bir nevi can suyu işlevine sahiptir. Doğru ilişkilenenler bundan önemli imkanlar çıkartıp, güç alabilirler.

Öncelikle vurgulamalıyız ki, Rojava Devrimi ile ilişkilenmemiz esasen içeriden bir ilişkidir. Yani buraya, bu topraklara ait bir kuvvetiz. Kendimizi buraya ait kabul ediyoruz. 

Devrim, dörde bölünmüş Kürdistan'ın en küçük parçasında patlak verdiğinde, bunu büyük bir sevinçle karşıladık. Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere, mücadelemizin olduğu her alanda bu devrimden güç aldık. Dolayısıyla hem gerçek hem de manevi anlamıyla evimizdeyiz. Ancak mücadelemizin enternasyonalist karakterinin de altı çizilmelidir. Zira Marksist Leninist Komünistler olarak, Türkiye ve dışındaki kimi ülke ve alanlarda da mücadele yürütüyoruz. Burjuva emperyalist sınırları tanımıyor, bütün dünyayı vatanımız kabul ediyoruz. Devrim yangınını körükleyebileceğimiz, ateşini başkaca alanlara taşıyabileceğimiz her yeri de kendi evimiz kabul ediyoruz. Dünya devrimi perspektifi ile hareket ederken, emperyalist-kapitalist sistemlere, gerici-faşist rejimlere karşı yükseltilen devrimci mücadelelerin yanında saf tutmayı enternasyonalist görevimiz kabul ediyoruz.

Rojava Devrimi'nin başından beri mütevazı  bir kuvvetle içinde yer aldık. Devrimi devrimimiz, düşmanlarını düşmanlarımız, sorunlarını sorunlarımız, dostlarını dostlarımız bildik. Buradaki taburların kuruluşunda, belediyelerin oluşumunda, meclislerin toplanmasında karınca kararınca emeğimiz var.

Yoldaşlarımızın ayak basmadığı cephe çok azdır. Hemen her mevzide, her kademede görevler alarak, devrimin zaferi için dövüştük, dövüşüyoruz.

Serkan Tosun yoldaşımız, devrimin boğulmasına dönük en ciddi ilk saldırıların yapıldığı Serêkaniyê cephesinde, El Nusra çetelerine karşı 14 Eylül 2013 tarihinde dövüşürken ölümsüzleşti.

O ve beraber şehit düştüğü YPG'li yoldaşlar, Stalingradvari bir direnişle, faşist çetelere geçit vermedikleri gibi, Rojava Devrimi'nin ne pahasına olursa olsun savunulacağını da canlarıyla ortaya koydular. Bu bizim için de, bir eşik, bir çıta oldu. Bundan daha geri bir ilişkileniş, şehitlerimizin anılarına ihanet olurdu. Tam da bu bilinçle dövüşüyoruz Kobanê'de, Şengal'de, Cizîrê eyaletindeki cephelerde. Şehit Paramazlar, Saryalar, Oğuzlar tam da bu bilinçle katıldılar devrim yolunda ölümsüzleşenler kervanına. Adanmış feda kuşağı olarak, en önde dövüştüler.

Komünistler, varlıklarını devrime adayan sınırsız, yüksüz özgür savaşçılardır. Dolayısıyla, devrim neredeyse orada olmalarından daha doğal bir şey yoktur. Devrim çağırmış, komünistler de bu çağrıya koşmuştur. Serkan'dan, Paramaz'a, Sarya'dan Oğuz'a kadar, şehadetlerle bu çağrının yanıtı olunmuştur.

Başından beri Rojava Devrimi'nin içinde yer alan güçlerimiz, buradaki duruşlarıyla hem örnek oldular, hem de kimi ön yargıları yıkmaya başladılar. Devrime kayıtsız kalan, Kürt meselesiyle yüzeysel ilişkilenen Türkiye solculuğuna duyulan haklı tepki, partimizin buradaki eylemli varlığıyla bir ölçüde geriletildi. Toptancı değerlendirmelerin, haksızlığı partimizin pratiğiyle ortaya çıkartıldı, görüldü. Keza partimizin buradaki varlığı, Türkiye cephesinde bir şeyler yapmak isteyen devrimci, antifaşist güçler için de bir zemin ve imkan yarattı. Mücadele etmek isteyen, devrimin bir parçası olarak onunla birlikte gelişmek, onun imkanlarından yararlanmak isteyen dostlarımız, şimdi biraz daha yakından bakıyorlar Rojava'ya. Sınırlı sayıda insanla olsa da, cephelerde mevzi tutan, savaşan devrimcilerin varlığı söz konusu. Nicelik anlamdaki zayıflık, bugün açısından sorun değil. Mesele bir irade beyanında bulunulması ve buna göre pozisyon alınmasıdır. Ancak, gelişmeler irade beyanında bulunmanın ötesine geçip, daha gerçek bir ilişkilenişi de zorunlu kılıyor. Geleceği şekillendirecek olan bu süreçteki duruşlardır. 

Önümüzdeki dönemlerde, devrimci hareketin yeni bir sınavı var. Saflaştıran bir mücadele süreci ve gündemi bizi bekliyor. Herkesin durduğu yere göre değerlendirileceği, kendi kaderini belirleyeceği özel zamanlardan geçiyoruz.

Rojava'nın, dünya halklarının gözünün kulağının çevrili olduğu bir mücadele alanı olarak güçlü bir enternasyonalist pratiğin sergilendiği bir merkez haline gelmesi hem mümkün hem de gereklidir. Kapitalist-emperyalist sınırları anlamsızlaştırmanın, gerici faşist rejimlere karşı birleşik ve güçlü bir mücadelenin yükseltilmesinin yolu buradan geçmektedir.

Bu bakımdan, enternasyonal mevzilerdeki tüm siper yoldaşlarımızı selamlıyor, varlıklarından güç aldığımızı vurgulamak istiyoruz.

Rojava Devrimi'ni can bedeli mücadele ile yaratan ve yaşatan şehitlerimizin anıları önünde saygıyla eğilirken, savaş siperlerinin en önündeki silah arkadaşlarımızı ve yoldaşlarımızı selamlıyoruz.