Mesud Barzani’nin ABD ziyaretiyle bağımsız Kürdistan tartışmaları yeniden başladı. İşin dikkat çekici tarafı Barzani’nin ABD gezisinden ziyade, uzatmalı olan başkanlık süresinin bitecek bir dönemde bu tartışmanın yeniden alevlenmiş olması. ABD gezisi bu tartışma fitilini yeniden ateşlemek için sadece bahane oldu. 

Bağımsızlık ile başkanlık arasında nasıl bir ilişki var? Bağımsızlık başka, başkanlık başka bir mevzu diyenler olabilir. Ancak güneyi ve KDP gerçeğini bilenler farklı görünen bu iki durum arasında aslında nasıl bir simbiyotik ilişki olduğunu, KDP’nin bu simbiyotik ilişkiden nasıl nemalandığını iyi bilir.

KDP, Barzani ailesinin tekelinde bir parti. Aslında parti demek yerine aile büyüklerinin yönetim organizasyonu demek daha doğru. Bu büyükten kastım yaşça değildir, daha fazla güç ve ekonomiyi elinde bulunduran anlamındadır. Bu aile kendi iktidarının selametini öcülleyerek bütün bir güney Kürdistan'a hükmetme hakkını yıllardır elinde bulunduruyor, onun değerleri üzerinden sınırsızca palazlanıyor. Başkanlık, başbakanlık, bakanlıklar, istihbarat, peşmerge, ekonomi hepsi bu ailenin denetiminde. Şimdiye kadar istediğini dilediği gibi kullandı ve büyüdükçe büyüdü. 

Ancak ortada giderek bu ailenin darboğaz ettiği bir de toplum var. Bu toplum artık Barzani ailesinin diktası altında yaşamak istemiyor. Federe bölgede demokratik bir yönetimin oluşması, demokratik bir anayasayla herkesin hak ve yetkilerinin belirlenmesini talep ediyor. 

Mesud Barzani son bir dönemdir başkanlık görevini uzatmalı sürdürüyor. Önümüzdeki Ağustos ayında başkanlık seçimleri yeniden yapılacak ve KDP toplumdaki demokratikleşme talebini görüyor. Demokratik yasaların işlev gördüğü yerde Barzani’nin artık başkanlık koltuğunu bir başkasına bırakması zorunlu hale gelecek. 

İşte tam da bu noktada bağımsız devlet tartışmaları yeniden alevlendi. KDP çevresi bir süredir Barzani’nin bölgenin konjonktürel durumundan kaynaklı yeniden başkan olması gerektiğini savunuyor. Gerekçe olarak da ulusalararası alanda güçlü bir diplomasi için Barzani’nin başkan olmasının şart olduğunu ileri sürüyor. Ancak aydınlar, sanatçılar, siyasi birçok parti, halk Barzani dışında da bu görevi yürütecek güçte siyasetçilerin olduğunu savunuyor. 

Toplumda da bu talep giderek artınca Barzani ve KDP cenahı bağımsızlık tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Federe bölgenin bağımsızlık tartışması yaptığı, uluslararası alanda bunun lobi çalışmalarını yürüttüğü, Irak merkezi hükümetiyle bu konuda ciddi bir çatışma içinde olduğu bir dönemde, başkanlığı Barzani’den almak bağımsızlığa karşı durmak olarak yansıtılıyor. Bu şekilde Mesud Barzani’nin yeniden başkan olmasının da önü açılmaya çalışılıyor. KDP yetkilileri bunu her fırsatta dillendiriyorlar. 

Peki Güneyde bağımsız bir Kürdistan mümkün mü?

Bana göre yakın dönemde pek mümkün görünmüyor. 

Birincisi; mevcut durumda güneyde bir federe Kürdistan’dan ziyade federe bir Barzanistan var. Bağımsız olsun denilen de aslında aynı şeydir. KDP ve Barzani ailesi yıllardır Kürtlerin birliği önünde engel oluşturuyor. Kürt Ulusal kongresinin yapılamıyor olmasının tek sebebi KDP ve Barzani ailesidir. Çünkü her şeyi kendi kontrolünde, kendi iktidarına hizmet edecek şekilde istiyor. Bunu YNK, Goran ve diğer partiler de görüyor. Barzani ailesinin hegemonyasının olacağı bir bağımsız bir devlete dolayısıyla kimse destek vermeyecektir. 

İkincisi; uluslararası güçler açısından artık Kürtlerin tek muhatabı Barzani ve KDP değildir. DAİŞ çetelerine karşı güneyde ve Rojava’da yürüttüğü mücadele ile bölge dengelerini alt üst eden bir de PKK var. Bölge haritası yeniden çizilecekse ve Kürtlerin statüsü yeniden gündeme gelecekse PKK gerçeği göz ardı edilemeyecektir. Aslında KDP de bu gerçeği görüyor. Bir yandan Kürtler içinde geçer akçe olan bağımsız devlet propagandası yaparken bir yandan da PKK’yi bunun önünde engel ve ihanetçi göstermesi de boşuna değil. Çünkü PKK her geçen gün hem Kürt toplumunda hem de uluslararası alanda Kürtlerin en büyük temsil gücü olarak ortaya çıkıyor. 

Aslında bu gerçekleri Barzani ve KDP’si de görüyor. Ama kendi başkanlığına giden yolda bütün bir toplumu ikna etmenin de başka bir yolunu bulamıyor. Ama asıl ironi şurada. Erdoğan ile Barzani başkanlık ve iktidar ihtirasları konusunda birbirlerine ne kadar da benziyorlar.