Günümüzün hızla gelişen siyasi, toplumsal olayları ve temel aktörlerinin karmaşası eminim gelecek yıllardaki tarih anlatımlarına da etkide bulunacaktır. 

2017 yılının yaz ve sonbahar dönemine etkide bulunan olaylar şüphesiz bunlar içindeki en önemli gelişmeler olarak kayda geçecektir. 

Ortadoğu’nun son dört yılına damgasını vuran sahte DAİŞ halifeliğinin başkentine yönelik başlatılan ve sona doğru giden Rakka hamlesi; hamle öncesi ve sonrası tartışma ve hazırlıkları; Dera Zor hamlesi etrafında şekillenen uluslararası ve bölgesel güç mücadelesi en önemli gelişmeler gibi görünüyor.

Öncesi ve sonrasıyla bu savaşların “Yeni Ortadoğu” ve dolayısıyla yeni dünya siyasi sisteminin yaratımındaki rolü de ayrıca tartışılacaktır. 

Mücadele sertleştikçe ve vekalet savaşları yerini bölgesel düzeyde bir savaşa bırakırken alternatif çözüm arayışlarının önemi de daha fazla anlaşılmaya başlandı. Güney Kürdistan’ı tekelinde tutmaya çalışan KDP yönetimi tarafından savunulan ulus devlet modeliyle Rojava şahsında savunulan Demokratik Federasyon modeli önümüzdeki yıllara damgasını vuracak gibi. 

Her ne kadar KDP yönetimi son söylemlerinde ulus devlet dışı bir modeli esas aldığını belirtse de buna uygun bir yapılanma ve kapasiteye sahip olmadığı herkesçe biliniyor. Birçok kesimin taşıdığı yeni bir çatışma zemini kaygısı hızla yürürlüğe giriyor. Buna karşın Rojava’da tüm halk, kesim ve inançların üzerinde uzlaştığı yeni model ufak ama sağlam adımlarla kendi sistemini kalıcılaştırıyor. Barışçıl ve demokratik uzlaşıya dayalı, herkesin hassasiyetlerini gözeten bu sistemin gelecek kaygısı taşıyan tüm kesimlerce kabul edilmesi gerekirken, belki de alışkanlıkların bir sonucu olarak KDP modeli daha fazla şevk veriyor. İsmi bile yetiyor; Bağımsız Kürdistan...

Gel gör ki bağımsızlık da tıpkı diğer tüm kavramlar gibi söyleyenin ideolojik duruşuna göre şekillenen bir kavram. Günümüzde tümüyle bağımsız bir yapının mümkün olmadığını herkes biliyor. Fakat buna rağmen bağımsız olma arzusu ya da bunun getirdiği siyasi, ekonomik, askeri çıkarların cezbediciliği çok fazla düşünmeye fırsat vermiyor. Bir rüya gerçekleşiyor gibi görünse de sonucunun nereye varacağı şimdiden kestirilemiyor. 

Başûr ve Rojava Kürdistan’ındaki bu gelişmelerin yaşam suyu şüphesiz yine Kuzey Kürdistan’dan geliyor. PKK şahsında Kürt karşıtı cephenin öncülüğünü yürüten TC faşizmine karşı zirveleşen mücadele Başûr, Rojava ve Rojhilat Kürdistan’ındaki gelişmelerin tümünü yakından etkiliyor. 

AKP iktidarı tarafından tümüyle savaşa göre endekslenmiş bir siyasi, toplumsal yaşam da bunun için çok önemli görünüyor. Soysuz’un son açıklamalarındaki pervasızlık, açık tehdit ve adeta histerik ruh hali bunun önemli işaretlerinden biri. 

Sonbaharla birlikte sayısı ve kapsama alanı genişleyen askeri operasyonların nedeni de bu. Kuzey, Güney ve Rojava Kürdistan’ında aktif savaş halinde bulunan TC faşizmi, Rojhilat Kürdistan’ını da savaşa çekerek topyekün savaş arzusunu gerçekleştirmenin derdinde. 

Bu nedenle son haftalarda sınır ötesi askeri operasyon ve hava saldırılarına da hız vermiş durumda. Tüm operasyon haber bilgilerine yansıyan “saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen terör örgütü mensupları tarafından kullanılan mevzi, barınak, silah ve mühimmat depoları imha edildi” türünden kavramlarlaştırmalar da somut ve net sonuç alınamayan fakat bir kader gibi bağlı olunan savaşın rutinleşmiş halini ortaya koyuyor. 

AKP açısından hayati öneme haiz bu süreçte PKK’nin Kuzey Kürdistan öncülüğünde yürüttüğü mücadele bu anlamıyla önümüzdeki on yılları belirleyecek gelişmelerin de başlangıcı olacak. Bağımsız ve Özgür Kürdistan hayalinin bu anlamıyla tek bir gerçekleşme şansı var; sistem farkı gözetmeksizin AKP faşizmine karşı direniş. 

Tüm parçalardaki Kürtlerin bu ortak fikir etrafında birleşmemesi durumunda büyüklerimizin dediği kader yine karşımıza çıkacaktır: Ger Hûn nebin yek, hûnê herin yek bi yek...