25 Eylül’de Kürdistan Federal Hükümetinin aldığı kararla bağımsızlık için referandum yapılacak. Bu kararın ilanı ile birlikte tepkiler de gecikmedi. İlk tepki Bağdat’tan yükseldi. Tahran ve Ankara geri durur mu? Onlarda yapılacak bağımsızlık referandumu hakkında neredeyse her gün tehdite varan açıklamalar yapmaktan geri durmadılar. Hala bu uyarıları farklı tonlarda devam ediyor.

Fakat bağımsızlık referandumunu asıl desteklemesi beklenen güçlerin de referandumun iptali ya da en azından ertelenmesi için Güney Kürdistan Yönetimine baskıya başlamaları, Güney Kürdistan Yönetimi için tam bir hayal kırıklığı yarattığını tahmin etmek zor olmazsa gerek. Bağımsızlık referandumu için yanılmıyorsam ilk destek İsrail’den geldi. Bu desteğin yetersiz kalacağı elbette biliniyor.

Referanduma ilişkin uluslararası güçlerin ve Kürtlerin dostu ve müttefiği olan devletlerin farklı gerekçelerle referanduma karşı çıkışları kimi hayal kırıklıkları yaratmış olabilir. Unutulmamalıki her devlet kendi penceresinden ve kendi çıkarları açısından bu olaya yaklaşıyor. Kimisi Irak’ın toprak bütünlüğünü ileri sürerken bazı devletlerde zamanlamaya ilişkin çekincelerini ileri sürüyor. İki komşu ülke ise Kürtlerin bağımsızlık ateşinin günün birinde kendilerinide saracağı endişesi ile bu referanduma kesinlikle karşılar. 

Kürt yönetiminin bağımsızlık referandumu için hem Bağdat ve hem de uluslararası alanda yürüttüğü diplomasininde sonuç vermediği özellikle Washington’dan yapılan son açıklamalarla bir realite olarak ortada duruyor.

Hiç kuşkusuz, dünyadaki en büyük devletsiz halk olan Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı ve bir bağımsız devlet kurmaları Kürtlerin en büyük hayali. 25 Eylül’de yapılması öngörülen referandum bu hayalin gerçekleştirilmesi için bir ilk adım olacak. Ancak gelinen aşamada uluslararası güçler Kürdistan Federal Hükümeti üzerindeki baskılarını artırmış durumdalar. Dolayısı ile referandumun ertelenmesi ihtimali giderek güç kazanıyor.

Peki Kürtler bu yolu neden seçti?

Kürtlerin Bağdat ile ilişkileri giderek zayıflıyor. Bağdat’ın Kürtlere verdiği sözlerin hiç biri yerine getirilmedi. Kürtlerin anayasal hakları görmezden gelen Merkezi Irak hükümetlerinin dayatıcı ve oyalayıcı tutumları Kürtleri farklı arayışlara itti. Irak Anayasasının 140. maddesi uygulanmadı. İhtilaflı bölgelerin Kürdistan’a bağlanması için öngörülen referandum yapılmadı. DAİŞ’in yükselişi ile birlikte Irak Merkezi Hükümeti neredeyse tüm sünni bölgelerde etkinliğini kaybetti. DAİŞ Kürdistan’a yönelince tarihi bir Kürt direnişi ile karşılaştı. İhtilaflı bölgelerin neredeyse tamamı fiili olarak Kürt güçlerinin denetimine alındı. Musul’un kurtarılması Kürtler olmadan mümkün olamazdı. Mevcut Irak yönetimi Kürtlerin demokratik federal bir Irak için harcadığı çabaya karşılık var olan krizi daha da derinleştirdi. Petrol gelirleri Irak anayasasında ön görüldüğü gibi Kürdistan bölgesine ayrılan pay ödenmedi. Bu şartlar altında bağımsızlık kaçınılmaz görünüyor. Ancak Kürtlerin bu girişimi şimdilik arzulanan uluslararası desteği henüz elde etmiş değil. 

Peki Kürtler daha ne kadar bekleyecek? 

Kendi kaderini belirleme konusunda nasıl karar vermeli?

Tarih bu fırsatı kapımıza kadar getirmişken yine başkalarının çıkarlarına mı kurban edilecek?

Bu sorulara yanıt vermek oldukça zor. 

21. Yüzyıl Kürt halkının ve onunla birlikte kader birliği eden halkların özgürleştiği bir zaman olacak.

Yapılması gerekenler son derece açık.

Kürtler bu hayallerini ancak ve öncelikle Ulusal Kongrelerini inşaa etmekle başarabilirler. Bağımsızlık, Federasyon ya da Otonomi seçenekleri ancak ulusal birlik ile gerçekleşebilir.

Kürdistan Federal Bölgesinde gerçekleştirilmek istenen bağımsızlık referandumu ancak bu perspektifle gerçekleştirilirse Kürtleri özgürlüğe bir adım daha yaklaştırabilir. Bunun için atılması gereken ikinci adım; Kürdistan Bölge Parlamentosunun gecikmeksizin toplanması ve esas olarak bağımsızlık referandumuna ilişkin tüm kararlarının parlamentodan alınması uluslararası meşruiyet ve destek açısından son derece önemli olduğu unutulmamalıdır.