İsviçre Gündemi

Okuyucular hatırlıyordur. Bir süre önce Türkiye Dışışleri Bakanı Davutoğlu’nun ağzından İsviçre’nin Ermeni Soykırımını övmeyi ya da inkarını suç saymadığını açıklamış ve Türk basını İsviçre’ye övgüleri manşetlere taşımıştı. Aynı günlerde biz İsviçre Gündemi’nde konuyu ele almış, parlamento başkanının açıklamayı yalanladığını hem de İsviçre’nin, Ermeni Soykırımını inkar ettiikleri için çok sayıda Türk’ü yargıladığını yazmıştık. Bizim haberimiz Türk haber sitelerinde de yer almış ama resmi olarak karşı açıklama yapılmamıştı.
Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, WEF toplantıları için Davos’a geldiğinde gazeteciler, konuyu gündeme getirmiş ve Bağış’a İsviçre’nin Türkiye’nin açıklamalarının aksine Ermeni Soykırımını inkarı suç saydığını hatırlatmışlardı. Bağış, bu sorulara, “Bakın ben İsviçre’de Ermeni Soykırımı yapılmamıştır diye açıklama yapıyorum, madem sizin dediğiniz gibi, hadi İsviçre beni burada tutuklasın” diye sert yanıtlar vermişti. Bu açıklamadan sonra biz de, İsviçre basını da hayli şaşırmıştı. Acaba bizim bildiklerimiz dışında iki ülke bu konuda kapalı kapılar ardında anlaşma mı yapmışlardı? Türkiye nasıl kendisinden bu denli emin olabiliyor diyerek beklemeye koyulmuştuk. Bağış’ın elbette Diplomatik dokunulmazlığına güvenerek dayılandığını, hemen tutuklanmayacağını herkes biliyordu ama, meydan okuması da yabana atılacak cinsten değildi.
WEF toplantılarının ardından bir hafta geçmeden Zürich savcılığı Eğemen Bağış hakkında bu açıklamalarına dayanarak ve ırkçılık iddiasıyla dava açınca, Türk basını nedense sustu. Davutoğlu, İsviçre elçiliğini makamına çağırdı ve süreç soruşturma bitene kadar devam edecek. Konuyu bizim haberimizin ısrarla yalanlanması, hukukun bağımsızlığı, ve Türkiye’nin tutarsız diplomasisi açısından yeniden irdeleme gereği duyduk. Türk basını soruşturma haberini ya atladı ya da küçük haberlerle geçiştirdi. Halbuki İsviçre’nin “soykırımı suç saymadığı” haberi manşetlerde verilmişti.
Savcılık başka bir anlamda İsviçre-Türkiye ilişkilerindeki hassas dengelerle ilgili olmadığını, kanunları her koşulda uygulayacağı mesajını da vererek, Türkiye’ye hukuk dersi de vermiş oldu. Elbette İsviçre basınında geniş yer verilen soruşturmaya ilişkin çarpıcı yorumlar da yapıldı. Gazeteler Türk resmi tezlerinin paradokslarına dikkat çekti. Türkiye’nin konuyu düşünce özgürlüğü bağlamında ele aldığını belirten Swissinfo, Türkiye’nin “ifade ve konuşma özgürlüğü konusunda AB’nin baskısı altında olduğunu” vurgulayarak, çelişkiye dikkat çekmekle kalmayıp Orhan Pamuk’un Ermeni Soykırımına ilişkin açıklamaları nedeniyle yargılandığını hatırlattı.
Kısaca Avrupa kamuoyu Türkiye’nin “soykırımı inkar suçunun yargılanma konusu olmasının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği” şeklindeki tezlerine asla inanmıyor. Zira Türkiye “Ermeni Soykırımı yapılmıştır” diyen herkesi, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına değil, terör suçları kapsamına alırken, Avrupa’dan, soykırım gerçeğini düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına almasını istemesi büyük bir aldatmaca olarak sırıtmaktadır. Gazeteler düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’nin AİHM’de en fazla mahkum olan ülkelerin başında geldiğini yorumsuz olarak yayınlayarak aslında anlamlı bir yorumla göndermelerde bulunmuş oldular.
***
NOT: “Öcalan’a özgürlük, Kürtler siyasi statü” uzun yürüyüşü Kürtlerin kendi, Türkiyeli ve Avrupalı ilerici çevrelerin Kürtlerle dayanışma zeminlerini pekiştirerek Fransa’ya geçti. Uzun Yürüyüş bu yılkı uluslararası komplo’yu lanetleme eylemine de damgasını vuracağa benziyor. Herkes 18 gün en zorlu kış koşullarında yürüyen eylemcilerle Strasbourg’da  buluşmamanın büyük bir vefasızlık olacağını düşünüyor. Özetle bu yıl Strasbourg’a akacak kararlılık “3 maymunların” oynanmasına izin vermeyecek gibi gözüküyor.