"Ecdat medeniyeti"nin hücumundan önce, Kürdistan’da onbinlerce sürü, milyonlarca koyun otluyor, her baharda, yeniden "kevcır hêşin, kesk" kesilen dağlar, koyunlarla kuzuların "kalin û nalini" ile doluyordu.

Günde iki kere insan çiti oluşturularak otlağa giden analar, kuzular birbirinden ayırılyordu. Kuzulardan biri, annesinin ardından insan çiti, setini aşınca, öteleri peşinden akıyor, koz ya da hewş boşalıyordu.
Kürdistan bugün, insan çitlerini (işkence rejimlerini), hewş ve kozları (zalimin zindanları, yangın ve ölüm tarlalarını) aşan bahar kuzularını andırıyor. Dirençle duran liderlerini buldukça, ölümüne dövüşüp, yangın setlerini yıkan Kürtler, bazı yerlerde henüz, resmen ilan edilmiş devletsiz devlet de olsa özgür.
Dün, vahşi bir kibirle, ölümün sesi ve görüntüsüyle konuşanlar, bugün iki büklüm, "ver öpim abi" diyorlar.
Kürtler, bölgenin dengesel kaderinde söz sahibidirler. Parçaların birlik ve dayanışması için de konferansa hazırlanıyorlar.
Dünyanın dengelerini bilen hiç kimse, bu konferansın küresel güç aktörlerinden habersiz ve onlara rağmen olduğunu düşünemez. Onların onayı olmadan, bırakın yurdu çalınmış, hakları özgürlükleri gasp edilmiş Kürtlerin hırsızlar ve talancılara karşı dönüşümcü bütünsellik hareketi oluşturması, bölgede yaprak kıpırdayamaz.
Çünkü, Kürdistan’ın parçaları coğrafyanın başılca insani yüzüdür. İnsan onurunu yücelikte tutan kaleler…
Bölge ateş topu. Gücü ele geçiren kendine uygun İslam ilan ediyor. Bakın görün Suudilerin, İran, TC ve Katar’ın İslamı, ötekiyle ne kadar benzeş!..
Kadın eşya bile değil, bazılarında. Anne, eş, evlat ama, aynı zamanda yerde üstünde tepinilerek aşağılanandır. O erkeklerin anlık mutluluğu, çocuklarını da doğuran alet, sonrasında saçı, başı, bedeniniyle paketlenmesi, gözden uzak tutulması gereken günah yükü, dinen suç aleti…
Mafyanın adı çıkmış ama, bazı yerlerde cemaat, tarikat diye diye hırsızlık, dolandırıcılık, hayrat toplama diye haraç toplama halleri…
 Irkçılık, din ve mezhep savaşları, aynı zamanda dinin önderleri. İslamda herkes cennetle cehennem arasındaki yolda kendi başına, ama bunlar cennet vaaddederek insan kandırıp, dolandırarak servet içinde debeleniyorlar.
Suriye'de gördük: Mafya, bunların yanında daha vicdanlı ve insanı kalıyordu. Din adına diye diye insan ciğerini yiyordu, kurt gibi. Hıristiyan din adamlarının katilleri, madalyaları eksik ama serbestti. 
Kürdistan, bu manzaraların ortasında (dört parça) insani yüz ve insan oğlu vicdanı olarak ortaya çıkıyordu. Askerlik dahil, hiç bir parçada dinsel, mezhepsel ve ırksal ayırım yok, herkes ve her renk, kendisi olarak var.
Barbarların, bütün çabalarına rağmen güç yettirip, bozamadıklarıyla Kürdistan’da yerle gök arasında, insana hayat veren ay, güneş, ateş, su ve toprak kutsaldır. Canlılar yaşamak için, inançlar herkese hastır. 
Tavuğun, kuşun, kelebeğin, arının, yılan ve kertenkelenin de canı, ruhu vardır. Dini inancı nedeniyle başkasına eziyet, "Xuda"nın yarattığını yok etmeye kalkışmak, dolayısıyla ona karşı gelmektir.
Onun için bütün Kürtler Alevidir. Müslüman Şafii, Êzîdî, Hıristiyandır. Musevi Kürter de az değildir. Bu nedele Kürtler Musa’nın da dinindendir.
Tarikat, ticaret cemaat diye diye soyguna, talana, dolandırmaya çıkanlar anlamazlar, akılları da almaz ama Kürdistan bu niteliğiye bölgede ayrıcalıklıdır. Tektir. O nedenle, bölgenin yeni dengesi olarak yükselmektedir.
Bu analiz ve sentezden sonra yazıyı güncelle bitirmek gerekiyorsa, Rojava’nın lideri Salih Muslim, Türkler tarafından görüşmeye davet edildi. Bu satırların yazıldığı ana kadar nelerin pazarlık konusu edildiği, henüz açıklanmamıştı. Nelerin masaya konduğu Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Radikal gazetesinde yayımlanan sözleriyle aleni, açıktı. Şöyle diyordu:
"Kürterin Suriye muhalefeti içinde yer almalarını istiyoruz. PYD ile bu konuda görüşmeler yapılmıştır. Son iki ayda iki görüşme yaptık."
Türklerin düne kadar "muhatap bile almayız" dedikleri Kürt liderin önüne konduğu talep, görüldüğü üzere, TC’nin "özgürlükçüleri" olan İslamcı katillerle birlikte, beraberlik ile Suriye’de güç yaptır.
Oysa Kürtler, baharın özgür kuzularıdır. Katillere saltanat inşa etmekle değil, kendi yönetimlerini kurmakla meşgul oldukları biliniyor...