Sendrom ya da belirgi, birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir olgu olarak kendilerini gösteren bulgular bütünü olup, kalıtsal olabilir ya da edinsel nedenlerle de oluşabilir(miş!) Dikkat ettinizse sendromun tarifinde bile bir sendrom hali var!Sendromun da türleri var hani. En bilinenleri Stockholm sendromu ve bahar sendromu olsa gerek. Benimkinin “Stockholm sendromu” olmadığını bilecek kadar uzmanım(!) bu sendrom konusunda! Dostlar ben galiba bahar sendromu yaşıyorum? Yoksa bu baharın kendisi mi bir sendrom? Anladık, mevsimin soğuk, sıkıcı, durağan ve kasvetli havası ve yaşamın derin uyku halinden silkinip bir başka mevsimin varoluş sancısına geçiyoruz. E bu da kolay değil! Sorun sadece mevsimsel dönüşüm olaydı sendromu atlatmak kolaydı! Ama bu bahar her gelişinde yaşamı dirilten depresif sancısının yanında kocaman acılar deryasıyla birlikte geliyor. İnişli çıkışlı bir hal var zamanın bahar yolculuğunda! Güneşin sarı sıcak yüzü azıcık kendini göstermeye görsün! Hemen bir hışım, bir tufan, dolu, sağanak yağmur ve sel! “Kış geri mi geldi?” derken, güneşin sıcakta inat eden direnişi!.. Gel de sendrom yaşama?! 

Buna bir de acılarla dolu tarihin sendromu eklenince, baharı özlemle bekliyor olsam da küsesim geliyor bu güzelim mevsime. Hani güz mevsimine “Hazan” derler ya! Sanki “Hazan mevsimini” güz yerine bahar için mi deseydik ne? Niye mi? İşte bir kaç örnek; 16 Mart Halepçe, 21 Mart Mazlum Doğan, 30 Mart Kızıldere, 23 Nisan’da “Neşe dolsa da kimileri!” 24 Nisan Ermeni Soykırımı, 4 Mayıs Dersim Soykırımı, 18 Mayıs İbrahim Kaypakaya, Dörtler, Haki Karer...!!!  


On sekiz mayısta yaktı kandili

Özgürlük yolunun DÖRT KIZIL GÜLÜ

Elinde ateşten ipek mendili

Halaya durdular Gül Yüzlü İnsan


Zindan ayaklandı, Amed yürüdü

Faşizm kahroldu, zulüm çürüdü

Arşı, kâinatı ateş bürüdü

Gezegenler yandı Gül Yüzlü İnsan


Külde çiçek açan o genç bedenler

Yoldaş oldu Ferhat ile gidenler

Eşrefler, Necmiler, Mahmut Zenginler

Güneşe gittiler Gül Yüzlü İnsan


Haki’yle, İbo’nun doğduğu gündü

Dört can pervaz olup evrende döndü

Zulüm girdabının ocağı söndü 

Dörtlerin önünde Gül Yüzlü insan (Bülbüli Şeyda-Gül Yüzlü İnsan Destanından)

İşte ben tam da bu bahar sendromunu yazmakla yetinecektim ki, devletin/Hükümetin seçim sendromuna değinmeden geçilmezdi. “400 Vekil” sendromu mu dersiniz? Muaviye soylu, Yezit huylu iktidarın kendi uydurup kendisi inandığı yalanların meydan sendromu mu dersiniz? Devletin/hükümet ağır bir seçim sendromu geçiriyor. 

AKP’nin bir seçim yatırımı olarak “Demokrasi adası” dediği uyduruk proje de ciddi bir sendrom semptomudur. İmralı adasında destansı bir Barış ve Demokrasi Projesi yapılırken, Yassı Adada yapılan “Demokrasi Adası Projesi” sanki İmralı Adasında yaratılan Demokrasi ve Barış Projesini örtbas etme oyunu gibi! 27 Mayıs Askeri Darbesinden bir siyasi melodram çıkarıp kendisini “Yaşayan Şehit” ilan eden Cumhurbaşkanı ve Başbakanda ciddi depresyon hali var. Bu depresyon haline HDP’nin önlenemez yükselişi de eklenince hazretlerin seçim sendromu ciddi bir hal alıyor! Cumhurbaşkanı “400 vekil” sendromu mu yaşasın?

Ortadoğu ve Kuzey Afrika için Osmanlıdan bozma Yavuzcuk hallerine mi soyunsun şaşırıyor garibim? Gözlerini öyle bir “Fütuhat” hasreti bürümüş ki basireti ama olmuş bunların! Osmanlı mehteranı misali ellerinde zurna, boru, kös, davul, nakkare, zil “Ya Allah Bismillah” meydanlara huruç eden Cumhurbaşkanı ve Başbakan bir bilinmezin Pirus zaferine sefer ettiklerinin farkında değiller. Hadi siz uçuruma doğru gidiyorsunuz (ki gidin bizce bir sakıncası yok!) memleketi de uçuruma ve kaosa sürüklediğinizi göremeyecek kadar akıl tutulmasına mahkum olmuşsunuz! Başbakan meydanlarda konuşurken bırakın Osmanlı hükümdarını kendisini Makedonyalı İskender sanıyor. Hayali seferinde Suriyeyi bir adımda geçip, Kudüs’e ulaşması işten bile değil. 

Kendi ürettikleri ve yıllarca paralel paralel geçinip gittikleri hayali düşman “Paralel devlet” ile yel değirmeni savaşında Cumhurbaşkanı Donkişot, Başbakan Saço Panza diyeceğim ama Miguel de Cervantes’ten özür dilemem gerekecek! Din, devlet, hıyanet ne ala memleket! İşportacı pazarı bile hazretlerin siyasetin dilinden seviyeli haldedir. İnsanın kötü niyeti ölçüsüzce dilinden dökülmeye başlayınca iflah olmaz olur. De gidinin hazretleri bize “Fütuhat” numaraları yapmayın siz seçim sendromundasınız!