ZEYNEP ESENGÜL


Başka bir yolu olmalı! Bize öğretilen, bedenlerimize, düşüncelerimize çizilen sınırları aşan başka bir yol ya da yollar olmalı, özgürlüğe uzanan. Düşlerde kanatlarına tutunduğumuz yaşamın yeryüzünde vardır mutlaka bir izdüşümü. Vardır prangaların kuşatmasında olmayan yaşanmış özgür zamanlar.

 Çaresizlik yeryüzünde öğretilmiş en yıkıcı duygudur, bilirim. Yine bilirim ki teslim almanın, insanı kendine tutsak kılmanın en etkili yollarından biridir, lakin bu durum insan doğasıyla bağdaşmaz. Bunu kabul etmek insan aklı ve vicdanını yok saymaktır. Yürek sesini, kendini yaratma melekelerini boğmaktır. Üstelik büyük zulümdür ve insan aklının kurguladığı en büyük hileli durumdur. Bakma öyle kanıksanmış gibi insanların kabuğuna çekilmiş hallerine. Gücü tanrı sayıp, kulluk sınırlarında seyretme durumlarına. İnsan tüm varlıklar gibi form kazanmış enerji ise yapabilmenin, sınırları aşabilmenin vardır mutlaka başka başka yolları. 

Vardır var olmasına ama biz beş bin yıllık ataerkil devletli uygarlığın labirentinde kendimizi, aynada yansıyan kendi suretimizi göremez olduk.  Ne kendi yaramıza ne yanı başımızdakine dokunabildik. Biz kendi özümüze düşman kılındık, kör-sağır-dilsiz bırakılan halimizle içimizde kanat çırpan özgürlüğün sesini duymaz olduk ya da duymazdan geldik. Ruhları çekilip alınmış, esaretin şatosunda kendine, yanı başındakine gönüllü gardiyan pozisyonunu aşabilseydik belki çoktan yıkılmıştı zulmün sarayı. Ama hem kendine hem yanı başındakine düşman kılınmış bu gerçeklikte yol almak öyle sanıldığı gibi kolay değildi. 

Kolay olmuyor ama yine de insanın kanatlanmasını sağlayıp, güneşe yol ve yoldaş olmanın vardır mutlaka bir yolu. Önemli olan bunun arayışı, ısrarı ve inadıydı. Böyle diyordu tanrıçalaşma yolundaki Zîlan. Olacaksa bir yaşam, anlamlı olmalı. Bu mümkün! Geriye kalan onun yolunu bulmaktı.

Bunun temel başlangıcı başta insanın kendisi olmak üzere, çevresinde bulunan inşa edilmiş, sana-bana-özgürlüğe düşman her şeyle kavgalı olmak, çizilen sınırlara takılmamaktı. Çocukluğunda başladı bunun kavgasına. Kadınlığın ağır yükünü, iktidarın ötelediği inanç kültürünü, emeğin sömürüsünü kendisine dert edindi. Değil ki önceden doğruları belirlenmiş bir yolda, yorulmadan, alnının çatısı çatılmadan yürüdü. Kendisiyle, yanı başındaki ataerkil zihniyetin şekillendirdiği kadın tipolojisiyle, devrimciliği kadın özgürlüğü karşısında sönümlenen egemen erkekle, soykırımcı faşist ulus devlet yapılanmasıyla çatışa çatışa yol aldı. Her çatışmada hakikate ulaşmanın temel bir doğrusuna daha ulaştı. Yani mücadele ve eylemiyle yürüdüğü yolun doğrularını kendisi yarattı.

 Kaldı ki zorluğu olmayan yolun varacağı ne bir hedefi ne de zaferle taçlandıracağı bir tanrıçası vardır. Binlerce yıllık tanrıça kültüründen, Tanrıça Zilan’ın yol yürüyüşünden biliyoruz bunu. Biliyoruz ki pek çok kez sert kayalara çarptı, kimi kez sendeledi, kimi kez soluklanmak için dura kaldı ama aştığı yolu bir kez olsun dönüp geri bakmadı. Her zorlukta bir parça daha kendi engellerini, sınırlarını aştı. Binlerce yıllık kölelik katmanlarını dişiyle, tırnağıyla tek tek söküp attı. Çünkü her an eylemle, oluş halinde olmakla sınırları zorlayarak ancak Xwebûn’a (kendi olmaya) yol alınırdı. Bu Tanrıça Zilan’ın kendisi için seçtiği yaşam yolunun temel ilkesi ve bilgisi oldu.

Kışı olmayan 24 bahara başka neler sığdırabilirdi ki? 24 baharı bir bütün Haziran tadında yaşamak başka nasıl mümkün olabilirdi?  Özgür yaşamın dört çemberle kuşatıldığı bir yerde, sömürgeciliğin dört türeviyle savaşmak, bu savaştan hakikate yol almak öyle kolay değildi. Çarenin de bêçareliğin de insanın içinde olduğunu, Tanrıça Zilan’ın yol yürüyüşünden öğreniyoruz. En olunmaz denilen an da bile imkansız görüneni ‘olur’ kılan tanrıçanın kendinde gerçekleştirdiği çözüm gücüdür. Tanrıça Zilan’ın ulaştığı ve bizlere gösterdiği en temel ilke, özgürlük arayışında insanın kendi kölelik bağlarından başka engel yoktur. Kendini güçlendiren ve çözümü kendisinde yaratan insanın başarmayacağı, aşamayacağı zorluk yok. Anlam arayışında pusulayı yitirmeden yol almak, kendini engel olmaktan çıkarıp, disiplinli, planlı ve hedefe kitlenen bir çalışma tarzıyla zafere ulaşmak mümkündür. 24 baharlık ömrün bizlere öğrettiği en yalın gerçeklik bu.

Ana kadın kültürü etrafında gelişen toplumsal devrimin ilk yaşandığı ve aynı zaman kırıma uğradığı Ortadoğu coğrafyasında Tanrıça Zilan’ın açtığı çığırda yürüyen binlerce, milyonlarca kadınla, bugün yeni bir devrim yaşanıyor. Tanrıçalık itibarına yeniden kavuşma yolundayken, kadınlar kendi öz yaratım değerleriyle bir bir buluşuyor. Bugün Ortadoğu’da ataerkil devletli uygarlığa karşı direnen kadınlar ve kadının yaratmış olduğu yaşam değerleridir. Bunun yol ve yöntemini bizlere sunan, tarihsel direniş mirasıyla bizleri buluşturan, Zilan gerçekliğidir.

Tanrıça Zîlan, yaşam ve eylemiyle bizlere gösterdi ki hakikate erme muradı olan ne yapar eder sırra ermek için ya yol bulur ya kendisi yol olur. Zîlan yaşam mücadelesinde hakikat yolunda sır oldu, özgürlük arayışında olan binlerce ardılı için yol oldu. Öğretilmiş tüm kalıpların dışında bir yaşamın olduğu ve mücadele etmenin türlü türlü yolları olduğunu ortaya koydu.

Ona minnettarız.