- Amed Barosu Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, Öcalan'a yönelik tecridin hukuki olmadığını hatırlatarak, başvuruda bulundukları Adalet Bakanlığının yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde tutulan Öcalan ile Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş üzerindeki ağır tecridin kaldırılması ve avukat görüşlerinin sağlanması talebiyle geçtiğimiz günlerde birçok baroya başvuruda bulundu. ÖHD Amed Şubesi, 105 avukatla birlikte "girişimde bulunma" talebiyle Amed Barosu'na başvurdu. Baro, bunun üzerine 14 Aralık'ta, Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmesi ve hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliğine (TBB) başvurdu. Amed Barosu Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, İmralı tecridini ve yaptıkları başvuruyu, MA'ya değerlendirdi.
Dünyada başka örneği yok
"Dünyada başka örneği olmayan mutlak tecrit" olarak nitelendiren Özdemir, İmralı’da iç hukuktaki mevzuat ve ceza infaz kanuna aykırı hareket edildiğini ifade etti. Özdemir, "Türkiye’deki infaz kanunu, avukatların hükümlü tutuklularla görüşülebilmesinin belli kriterler ölçüsünde sağlanması; aynı şekilde ailenin de telefon veya normal görüş hakkının sağlanması gerektiğini ifade eder. Fakat İmralı’da uygulanagelen bu tecrit sistemi, gerek aileyle görüş, gerekse de avukatla temsil hakkının yerine getirilmemesi noktasında engellemeler oluşturmaktadır. Bu kendi içerisinde Türkiye'deki hukuk sisteminin, nasıl hukuk dışı ve keyfi bir şekilde yürütüldüğünü İmralı örneğinde bize göstermektedir” dedi.
Devlet suç işliyor
Görüş hakkının engellenmesinin aynı zaman da "cezaevi içerisinde cezaevi uygulaması" anlamına geldiğini ifade eden Özdemir, tecrit ve işkencenin suç teşkil ettiğini kaydetti. Özdemir, temel hakların kullanılmasının engellenmesinin aynı zamanda hukuk dışı ve keyfi bir muamele olduğunu vurguladı.
Baroların yükümlülüğü
Öcalan ile görüşmesi engellenen avukatların, Adalet Bakanlığına başvurduğunu ve başvurulara yanıt alınamaması üzerine barolara gittiğini aktaran Özdemir, baroların hukuksal girişim yükümlülüğü olduğunu söyledi. Amed Barosu’nun avukatların başvurusuna istinaden Adalet Bakanlığına avukatlık mesleki faaliyetlerinin uygulanması için başvurduğunu anımsatan Özdemir, İmralı’da uygulanan mutlak tecridin Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, Mudanya Cumhuriyet Başsavcılığı ve esasında Bursa İnfaz Hakimliğinden alınan kararlara dayandığını hatırlattı.
30 gün süresi var
Adalet Bakanlığının yapılan başvuruya 30 günlük süre içinde cevaplaması gerektiğini kaydeden Özdemir, bu sürede cevap verilmediği halde başvurunun reddedildiği anlamına geleceğine işaret ederek, "30 gün içerisinde Adalet Bakanlığının keyfi ve hukuk dışı uygulamalarının sonlanması adına gereken sorumluluğu yerine getirmesi gerekir. Aynı şekilde TBB’nin de esasen mesleki faaliyeti engellenen avukatlara ilişkin olarak bu hukuk dışı uygulamalarının sonlandırılması için yasanın kendisine yüklediği yükümlülüğü yerine getirmeli. Bu anlamda hukuksal girişimlerde bulunmayı gerektirir. Her iki kuruma da yapmış olduğumuz başvurunun yakın dönemde sonuçlanmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Hukuki açıklaması yok
Hukuk dışı bir uygulamanın hukuki açıdan açıklanabilir bir tarafı olmadığını, ancak siyaseten açıklanabileceğini söyleyen Özdemir, AİHM'in kesinleşen Öcalan’ın ihlal kararının uygulanması adına Avrupa Konsey Bakanlar Komitesi’ne de başvuru yaptıklarını ve sürecin hala devam ettiğini kaydetti. Amed Barosu’nun temel hak ve hürriyetlerin ihlal edildiği bir noktada, ağır insan hakları ihlallerinin giderilmesi için ulusal ve uluslararası başvuru mekanizmalarına gereken hassasiyetle başvurularını yapmaya devam edeceğinin altını çizen Özdemir, "Biz mutlak bir şekilde uygulanagelen bu tecridin bir an önce sonlandırılmasını, temel hak ve hürriyetlerinin uygulandığı bir sürecin inşa edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Özdemir, İmralı’da uygulanan tecridin diğer cezaevlerinde de hak ihlallerine sebebiyet verdiğini, bunun giderilmesiyle mevcut konjonktürün değiştirebilme ihtimalini olabileceğini söyledi. Özdemir, bu konuda çalışma yürüten hak temelli sivil toplum örgütlerinin tecride karşı hassasiyetle yaklaşmaları ve çalışmalar yürütmesi gerektiğini dile getirdi. AMED