
Dêrsim'in Pûlûr (Ovacık) İlçesi'nde arıcılık yapan aileleri soruyoruz. Bir dostumuz ise "Cansa Özgül isimli biri var. Yıllardır arıcılık yapıyor. Cevizlidere'de yaşıyor ve ilginç bir hayat öyküsü var" diyor. Dostumuzun verdiği bilgilere güveniyor ve Cevizlidere'ye doğru yola çıkıyoruz.
Dêrsim'in cevheri Munzur'un gözelerine varmadan sola dönüyoruz. Ziyaret, Söğütlü ve Fero Köyü'nü (Ferhanuşağı) geçtikten sonra uzun ve zor geçilir bir patikadan Cevizlidere'ye ulaşıyoruz. Köy sakinlerine sora sora buluyoruz Cansa Özgül ve ailesini. Karşımıza iki katlı ve saçtan yapılmış bir ev çıkıyor. Az ilerisinde onlarca arı kovanı. Cansa Özgül tarafından dostane bir şekilde karşılanıyoruz. Kısa bir sohbetin ardından Cansa Özgül bizi arı kovanlarına doğru götürüyor.
38 zulmünü unutmuyor
Özgül ailesi Cevizlidere'ye ilk yerleşen ailelerden. Ancak 38 Soykırımı'nda topraklarını terk etmek zorunda kalan Özgül ailesi, 1947'de tekrar Cevizlidere'ye geri dönüş yapar. Cansa Özgül, 38 Soykırımı'nı amcası İbrahim Özgül'den duymuş. Ağabeyi de bu soykırımda işkence yapılarak öldürülür. Yakın akrabalarından 12 kişinin infaz edilmek üzere götürüldüğünü, içinde amcalarının da bulunduğu bu gruptan 6 kişinin kaçıp kurtulduğunu, geri kalanın ise makinalı silahlarla öldürüldüğünü ifade ediyor.
94'te ikinci sürgün
12 Eylül, 1994 olayları derken devlet baskısı sürer. Toplam 11 nüfus, akrabalarının yanına sığınır. O yıl Cansa'nın toplam 300 arı kovanı varken askerlerin yakması üzerine ancak 50-60 civarında kovan kurtarılmış. Baskılardan sonra aile Mersin'e yerleşir. 2002'de tekrar köye yerleşir ancak sürekli askerin tehditlerine maruz kalırlar. Ancak baskılara aldırmadan, tuğla ve diğer inşaat malzemesi alamadıklarından dolayı şu anda oturdukları 2 katlı saçtan evi yaparlar. Yedi yıl boyunca ailesi ile beraber Cevizlidere'de yalnız yaşadığını anlatan Cansa Özgül, bu topraklarda geçmişleri ve yaşam dallarının yattığını vurguluyor. Her defasında sürgün, baskı ve işkence ile karşılaştıkları, ancak yine de köye geri döndüklerini belirtiyor.
50 yılını bu topraklara verdiğini vurgulayan Özgül, diğer köylülere örnek olsun ve dönüş yapsınlar diye Mersin'de kaldığı süre içinde de arıcılık yapar. Bugün Özgül ailesi ile beraber toplam 5 hane Cevizlidere'de yaşıyor.
'Islah edip satıyorlar'
Cansu Özgül'den arıcılık üzerine bilgi isteyince anlatmaya başlıyor: "Üç çeşit arı var. Birincisi Avrupa'dan gelen Kafkas ırkıdır. İtalyan arısı vardır uysal sarı arı olarak bilinir. Bir de Anadolu arısı vardır. Avrupa, Anadolu arısını almış, ıslah etmiş ve tek bir arı anasını, bugün 2 bin Euro'ya tekrar geri satıyor. Arıların kendi arasında işbölümü var. Erkek arılar, ana arı ile çiftleşmek için vardır. Peteği ve balı üreten ise işçi arılardır. Bal sezonu bittiği zaman erkek arılar topluca imha ediliyor. Yani işçi arılar, erkek arıları imha ediyorlar. Çünkü onların boşuna balı tüketmesini istemiyorlar. Burada 230 ana kovan, toplam ise 270 kovan var. Diğerlerinde oğul falan varmış. Bir kovanda ise yaklaşık 10 bin arı var. Her bir kovanda bir ana var ve o sürekli yumurtlar. Ama kış mevsiminde polen tozu azaldığında çalışmayı durdurduğu zaman ana, yavrudan kesilir yani üremez. Normal bir arı 6 ay yaşayabiliyor. Ama çalıştığı zaman 45 günlük ömrü vardır." "Yani tembel olsa 6 ay yaşayacaktı" sözü bir anda gülüşmelere neden oluyor.
Aileden gelen meslek
Arıcılık Cansa Özgül'e aileden kalan bir meslek. Özgül'ün dedesi, babası ve dayısı arıcılık yapmış, kendisi de çocuk yaşlarda bu mesleğe başlamış.
Arının beslenmesi ise kendi balı ile oluyor. Arılar, yazın ürettikleri balın bir kısmını kışa doğru kovanda bırakıyor. İlk baharda da pudra şekerini çekiyor, tedavisi olsun diye. Pudra şekeri bal ile yoğruluyor ve onu bir kere veya iki kere kullanıyoruz. Çiçekler açtığı zamanda arılar, kendi yiyeceğini temin ediyor.
Cansa Özgül arıcılık için tehlikeli hastalıkları şu şekilde anlatıyor: "Nosyama hastalığı yaygınlaştı. Varoa bir bit türüdür, kanını emiyor, deliyor arıyı, arı yok oluyor. Kafkaslık için damızlık arı getirdiklerinde yerli arıların büyük bir kısmı yok oldu." Varoa paraziti, arılar için ölümcül salgın bir hastalıktır. Bu parazitin bulaştığı kovanlar arılar için tehlikelidir. Cansa Özgül Avrupa'dan getirilen damızlık arıların kendileri ile beraber taşıdıkları varoa parazitini de böylece Anadolu'ya getirdiğini söylüyor. Kekik yağından örneğin organik ilaç kullanan Cansa Özgül, kekik yağının, varoa parazitini yok ettiğini anlatıyor.
Varoa'nın yanında bir de Avrupa yavru çürüklüğü vardır. Yavru çürüklüğü bir spor hastalığıdır. Arılarda yavrular hastalığa tutuldukları zaman, petek gözlerinde ölüyorlar.
Sepetler evlerle birlikte yakıldı
Arıcılık konusunda oldukça büyük bir tecrübeye sahip olan Cansa Özgül, 80'li yıllarda sepet kovanları yapıldığını anlatıyor. Ancak bu sepetlerin son saldırılarda topluca evlerle birlikte yakıldığını üzülerek anlatıyor. Özgül, piyasadaki balın artık eski tadında olmadığından da yakınıyor: "Arıcılık bugün masraflarını kurtarmıyor çünkü ticari ballar bizi öldürüyor. Ticari bal ise şekerle beslenen arıların ballarıdır ve bu şekil beslenme sunni fakat ucuz olduğu için pazarda daha çok talep var. Bu balın yarısı doğal balsa diğer yarısında ise şeker kullanılıyor. Ben 250 kovandan 2 ton bal alıyorsam onlar en az 10 veya 11 ton bal alıyorlar. Bunu yapsam vicdanen rahat olamam. İnsanların sağlığı ne olur, onlar bunu düşünmüyor."
Arılardan polen 'çalıyor'
Cansa Özgül, arıdan polen toplamak için bir yöntem geliştirmiş. Arılar çiçeklere konduklarında ayaklarına polen tozu takılır. Arı kovanda tırtıllı ve minik delikli bir tahta üzerinde gezinirken, polen bu minik deliklerden aşağıdakı bir başka tahtanın üzerine düşer. Polen tozunun kanser, astım ve bronşit için iyi geldiği söylenir. Aslında arı bu polen parçacıklarını yavrusuna yedirir. Özgül, bu durumda arıdan hırsızlık yaptığını gülerek anlatıyor. Bal ne kadar eskiyse o kadar değer kazandığını söyleyen Özgül, 2008'in balını kullandığını, polen, süzme ve petek olarak 3 çeşit ürün ortaya çıkardığını sözlerine ekliyor. Polen tozunun bala karıştırılıp yenmesinin ise sağlık için yararlı olduğunu düşünüyor. Özgül ile sohbetimiz geç saatlerde sona eriyor ve köyden ayrılıyoruz.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU