Geçtiğimiz günlerde Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) öncülüğünde Amed'de, Latin Amerikalı ile Kürt kadınlarının buluştuğu bir çalıştay düzenlendi. Etkinliğe katılan grupta yer alan, Peru Cumhuriyeti'ndeki Quechua halkından Carmen Valer Balenco, Kızılderili ve Kürt kadınlarının mücadelesini değerlendirdi.

İnkar ve imha politikaları karşısında ağır bedeller ödeyen ve statü mücadelesi veren Kızılderili Quechua halkından Valer Balenco, Kürt halkının ağır bedeller ödediğini ifade ederek, "Kürdistan'da baskılara karşı büyük bir mücadele var. Ve bu özgürlük mücadelesini geliştiren Kürt kadınları çok güçlü bir örgütlenme yeteneğine sahipler" dedi.
Toprakları ABD ülkeleri tarafından bölüşülen Şili, Arjantin, Bolivya ve Peru olmak üzere dört ülkeye dağıtılarak kimlikleri yok sayılan Kızılderililer üzerinde hükümetlerin baskıları devam ediyor.

Kürt halkı ile benzerlikler

Peru’da Anayasanın 2. Maddesinde herkesin otoriteler önünde ana dilini kullanabileceği ifade edilirken, Quechua halkı yerel diller üzerindeki devlet baskısına karşıda mücadele ediyor.
Kürt halkı ile Quechua halkı arasında büyük benzerlikler olduğunu ifade eden Balenco, "Halk olarak, ekonomik, kültürel, politik ve sosyal baskı altındayız. Bizim yerli halklarımız ile Kürt halkının kültürü özellikle doğa ile olan kaynaşmamız, doğa ile iç içe ve barışık yaşantılarımız bir birine daha çok benziyor. Ancak var olan sömürgeci sistemler hiyerarşi kurarak bunu yıkmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

İktidarların yaklaşımı

İktidarların Ouechua halkının doğa ile iç içe olan yaşantılarını baskılar kurarak engellemeye çalıştığına vurgu yapan Balenco, "Bunu yaparken de bizim yaşantımızı aşağıladılar. İlkel bir yaşam olarak gösterdiler. Ülkelerde meydana gelen ekonomik, global krizler de gösteriyor ki, biz haklıyız" dedi. Mücadelelerinin aynı zamanda patriarkal yaşam biçimine karşı da olduğunu da sözlerine ekleyen Balenco şöyle devam etti: "Binlerce yıllık tarihe dayanan yaşamımızda kadın ve erkek bir birinin zıttı değil, birbirini tamamlayandı. Tıpkı gece ile gündüz, ay ile güneş gibiydi. Bunun giderek yok olmaya doğru ilerlediğine tanık oluyoruz. Kadın erkek sorunundan bahsettiğimizde egemenler bunun aksini iddia ediyor. Kadının baskı gördüğünü kabul etmiyorlar."


‘Batılı feministler bizi görmüyor’
Batılı feministlerin yerli kadınların sorunlarına bakış açışını da değerlendiren Balenco, batıdaki feministlerin yerli halkların kadınlarını görmezden geldiğini ifade ederek, kendi örgütlenmelerini kurduklarını söyledi. Bolivya’daki komüniter feminizm ile batılı feminizm arasındaki farkı dile getiren Balenco sözlerini şöyle sürdürdü: "Onlar da feminizm adı altında ırksal, kültürel olarak maruz kaldığımız baskıları görmek istemiyorlar. Ve biz bu feminist yaklaşımları yetersiz bulduğumuz için, halkçı, yerel feminist örgütlenmeler yaratıyoruz. Batıdaki feminizm genelde bireye dayalı bir feminizmdir. Mesela Bolivya’daki komüniter feministler sistemi irdeliyorlar. Çünkü batıdaki feministler, çok Avrupa ve kadın olmalarına rağmen erkek merkeziyetçi düşünüyorlar. Ve antropo feminizm yani tüm toplumu esas alıyor. Komüniter feminizm doğayı ve insanı ekolojik bir bütünlük içerisinde ele alırken, batı feminizmi sadece insan odaklı."
Balenco, önümüzdeki yıl Karayiplerden ve Güney Amerika'dan kadınların katılacağı feminist bir kongre gerçekleştireceklerini de belirterek, bunun feminist örgütlenmeler arasında güç kazanmak için önemli olduğunu vurguladı.


Halklar kalıcı barışı sağlar
Balenco, Kürt halkının ağır bedeller ödediğini ifade ederek, "Kürdistan'da baskılara karşı büyük bir mücadele var. Ve bu özgürlük mücadelesini geliştiren Kürt kadınları çok güçlü bir örgütlenme yeteneğine sahip. Burada birbirimizden çok şey öğreneceğiz. Birlikte ortak bir ruh ve dayanışmayla büyük kazanımlar elde edebiliriz" diye konuştu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasındaki görüşmelere de değinen Balenco, Türk halkının da Kürt halkının mücadelesine destek vermesi gerektiğini belirtti. Balenco, "Sadece liderler düzeyinde yapılan görüşmeler sağlıklı bir sonuca ulaşamayacaktır. Bunun toplumun tüm dinamikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Devletlere inanmak elbette mümkün değil. Ancak halklar süreci ileriye götürerek kalıcı bir barışı sağlayabilir" şeklinde konuştu. 

HEZİL ROJDA/ANF