Cihan EREN
Anlatım işinde sembol kullanmak, insan aklının soyut bir şeyi somutlaştırmasının eseridir. Ya da çok zor anlaşıldığı düşünülen bir hususu basitçe anlatma ihtiyacını karşılama icadıdır. İnsan basitleştirmeyi, sadeleştirmeyi ve kolaylaştırmayı sever. Tanrı gibi.
Sembolik anlatımı en çok inanç alanı kullanmaktadır. Çünkü inançlar toplumla teması ahlaki değerler yoluyla kurar. Ahlak tümüyle metafizik olduğu için, sembol kullanmadan insanın dini bir ilkeyi anlatması çok zordur. Bunun için kutsal metinlerde ve inancın sözlü anlatımların da, sembolik dil hakimdir. İnançlardaki sembolik anlatım uyarıcıdır. İbretlikleri göstericidir. Ve nasihat üslubuyla ders vericidir. Kuşkusuz ki inançlar sembolik anlatım dilini en temel ilkelerine odaklarlar. Dini anlatımın sembolik tarzının böyle seçici bir özelliği vardır.
Dinler içinde sembolik anlatımın en çarpıcı örnekleri İncil’de geçer. Gerçekten de İncil, adeta roman gibi teşbihte bulunarak ve çarpıcı işaretler kullanarak temel ilkelerini ve içinde yaşadığı çağın özelliklerini anlatmıştır. İncil sembolizmin odaklandığı nokta Hz. İsa’nın peygamberliğini ispatlamaktır. Çünkü, Hz. İsa’nın önündeki en büyük engel, onu peygamber kabul etmeyen Yahudi kahinlerdir. Hz. İsa, onların altında bin bir günah işlediği örtüyü kaldırmak istemektedir.
Onlarca sembolik anlatım içinde en fazla dikkat çekenler, Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi, körleri, kötürümleri dokunarak iyileştirmesi, ‘yedi ekmek ve bir kaç balık’la dört bin kişiyi doyurmasıdır. Düz bir okumayla bu anlatımlara akıl işi değil diyerek kökten reddetmek ya da dini inanış gereği ‘o mucize sahibi bir peygamberdir’ diyerek bu sembolik anlatımı olduğu gibi mutlak doğru olarak kabul etmek mümkün değildir. Mucizeyi de insan aklı almadığına göre bu anlatımlar bir takım ahlaki değerleri sembolik olarak ifade ediyor demektir. Çünkü bu anlatımların dokunduğu bir takım gerçeklikler olmamış olsaydı milyonlarca insan inanmazdı.
O zaman İncil bu sembolik dil ile ne demek istiyor? Kime ne mesaj veriyor olabilir? Bu sembolik anlatımlar, Hıristiyanlığın çıkış dönemindeki toplumun her açıdan ‘hastalıklı’, bireylerinin ‘ölü’ gibi olduğunu ve aynı zamanda açlık ve yoksulluk içinde yaşadıklarını, tüm bu dertlerden kurtulmaları için Hz. İsa’nın getirdiklerine inanmaları gerektiğini anlatıyor, dersek dini bir anlatımın sosyolojik anlamını dilendirmiş oluruz. Sembolik ifadeler bize ezilen yoksullar Hıristiyan dinin söyledikleri etrafında bir araya gelir, bir biriyle dayanışma ve yardımlaşma içinde olurlarsa kurtulacaklarını anlatıyorlar. Gerçek bu olduğu içindir ki ‘kardeşlik’ Hıristiyanlık kültürünün temel direklerinden biri olmuştur.
Benzer bir sembolizm İslam'da da vardır. Kur'an'ın sembolik anlatımı, Allah varlığına ve Hz. Muhammedin peygamberliğinin ispatına odaklanmış görünüyor. Kur'an’daki en çarpıcı sembolik öykü Araf suresindeki ‘Allah'ın devesi’ kıssasıdır. Semûd kavmine, inanmaları için bir mucize olarak Allah'ın arzında otlansın ve kimse karışmasın diye bir deve gönderilir. Semûd kavmi azar ve bu deveyi keserse helak olacağı söylenir. Çünkü bu kavim Allah'ın düzlüklerinde saraylar yapmış, dağlarında evler inşa etmiştir. Bu onlara verilmiş nimet olarak belirtilerek her canlının da bir nimeti vardır, uyarısı yapılmıştır. Allah'ın başkalarına nasip ettiklerine el koyar, fesatçılar olarak karışıklık çıkarırlarsa yok olacakları belirtilmiştir. Semûd kavmi peygamberleri Salih’in uyarılarına aldırış etmeyerek deveyi ayaklarını keserek öldürür. Böylece peygamberlerinin öğütlerini dinlemeyenlerden olup yok olurlar. Oldukça çarpıcı bir sembolizmle Allah'ın peygamberinin ahlaki sözlerini dinlememenin getirdiği sonuç böyle açıklanmıştır.
Alevilikte ise Pîr kerametleri ve mucizevi olaylarla ahlaki ilkeleri anlatan sembolik bir dil vardır. Selçuklu zulmüne karşı direnişin gücünü anlatan fırına girip donarak çıkmak, aslanla ceylanı yan yana yaşatmak, metrelerce karın dibindeki meşeleri yeşertmek, duvar ve ayı yürütmek... büyük imkansızlıklara karşı inancın ve direnişin yol açacağı mucizevi gerçekleşmelerden başka ne anlata bilir ki?
Alevi sembolizmi içinde hemen her kesin bildiği en çarpıcı olaylardan biri de Pîr Sultan’ın köpekleri öyküsüdür. Osmanlı paşası Hıdır ya da Hızır Pîr Sultan’dan Osmanlıya bir bakıma biat ederek teslim olmasını ister. Aynı zamanda Pîr Sultan’ın talibi olan Hızır, Pîr’i için zengin bir sofra kurar. Pîr Sultan yemeden önce sofradaki yiyeceklerden köpeğinin önüne koyar. Köpek, Hızır’ın sofrasından verilmiş yemekleri yemez. Talibi bile olsa Osmanlıya biat isteyen birinin yemeklerini Pîr’in kendisi değil köpekleri bile yememiştir. Oldukça çarpıcı bir uyarıdır bu sembolizm.
Bu sembolik anlatımla Alevilik, Alevilere siz değil köpekleriniz bile egemenlerin, haramzadelerin sofrasından yiyemezsiniz demektedir. Alevi sembolik anlatımı, Pîrler arasında kimin daha mucizevi olduğu ve egemenlere teslim olma odaklıdır. Pîrlerden kim daha zor keramet gösterir sembolizmi, en iyi insan ölçüsünü yükseltmeyi dile getirir. Devlet ve egemenlerden beslenmeyin anlatımıysa, Alevilerin helal lokma ile haram lokma arasında keskin ayrım yapmaları uyarısıdır.
Her inanç kimliğini, olmazsa olmazlarını açıklayarak oluşturur. Sembolik anlatım örneklerimiz Hıristiyanların toplumsal sorunlar karşısında çare olmasını, paylaşmayı ve yardımlaşmayı elden bırakmamalarını, Müslümanların peygambervari yaşama inanmalarını ve diğer insanların haklarına ve nasiplerine en az kendileri kadar saygı duymasını, Alevilerinse devlet ve iktidardan uzak durmasını anlatır. Anlatılanlar bu inançların temel kimlik değerleri ve farklılıklarının ifadesidir.
Hıristiyanların ve Müslümanların kahir ekseriyeti, kutsal kitaplarında emredilmiş ahlaki yasaları yerine getirmemektedir. Çünkü bu dinler, ‘yedi ekmek bir kaç balık ile dört bin insanın doyurulmasını’ hazmedemeyenlerin ve ‘Allah'ın devesini bacaklarından keserek öldürenlerin’ eline geçmiştir. Bu dinlerin sıradan inananları, ahlaki yaşamları için gerekçeli de olsa bir izahat getirebilirler. Fakat Alevilik hiç bir zaman egemenlerin eline geçmemiş ve devletle iş tutmamış bir inanç olduğu için, Aleviler inançlarının ahlaki ilkelerinin dışına çıkmalarını bir Alevi olarak izah edemezler. Mevcut halleriyle de bir Hıristiyan ve Müslüman kendini dini kimliği ile tanıta bilir. Fakat Pîr Sultan’ın köpeklerinin yemediğini yemeye hevesli biri Aleviyim diyemez. Çünkü Alevilik gerçeği bu olduğu için Alevilik, Aleviliktir.