HDP’nin seçim başarısı ve bunu sağlayan hususlar yoğun bir şekilde tartışılıyor. Ben de verilere bakarak bu tartışmaya bir kenarından katılmayı gerekli görüyorum.
Gönül isterdi ki, HDP’nin barajı aşmasında esas rolü Türkiye’nin batısı ve Kürt olmayan seçmenler oynamış olsun. Şüphesiz barajın geçilmesinde Kürt olmayan seçmenler önemli bir rol oynadı.
Yüzde 13’ün üstünde birçok kimsenin tahmin edemiyeceği kadar yüksek bir oy oranına ulaşmasında esas faktör, Kürt halkından gelen oylar oldu. Aslında HDP bu kadar yüksek oy aldığı için kanımca önce Erdoğan’a teşekkür etmelidir! “Kürt sorunu yoktur”, “Müzakere süreci bitmiştir”, “Kobanê düştü düşecek,” söylemleriyle Erdoğan her geçen gün daha fazla Kürdü karşısına aldı. Elinde Kürtçe Kur’an-ı Kerim’i miting alanlarında sallayarak mütedayyin Kürtlerin oylarını eskiden olduğu gibi alabileceğini düşündü. Ama bunun büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıktı.
Erdoğan AKP ve Türk Devleti Rojava’daki halk yönetimini, Kobanê’de gerillalların nasıl bir ruhla direndiğini, dört parçadaki Kürt halkının bu direnişe ve PKK’ye duyduğu sevgiyi anlamaktan uzak bir politika sürdürdü.
Aylardır Rojava’da can veren gerillaların cesetleri Diyarbakır’da, diğer Kürt illerinde kaldırılıyor. Ama batı bunu görmüyor veya görmemezlikten geliyor. IŞİD belası durduruldu ve biraz geriletilebildi ise bunu gerçekleştiren esas gücün PKK olduğunu Kürt halkının yüzde doksanı artık çok iyi biliyor. Bugün (11 Haziran) Cumhuriyet gazetesinin haberinde hala IŞİD’e Türkiye üzerinden silah ve militan taşındığı manşetten veriliyor. Bu rezilliği halkın fark etmemesi ve tavır almaması mümkün mü?
Türkiye Kürdistan’ında daha önce AKP’ye oy veren Kürtlerin çoğunun bu kez HDP’ye oy verdiği çok açık.
İstanbul’da HDP’nin aldığı yüksek oy belki de barajın geçilmesinde temel rolü oynadı. Ama bu oyların hangi ilçelerden verildiğine baktımızda yine çok fazla iç göç alan, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yoksul semtler olduğunu görüyoruz. İzmir, Mersin gibi kentlerde de görünüm aynı.
Kürtler köyleri yakılıp yıkıldıktan sonra yurt dışına da büyük bir göç verdiler. Fransa’da HDP’ye çıkan oylar yüzde otuza yakın. İngiltere, İsviçre, İsveç ve İtalya’da HDP birinci parti.
Peki Gezi’de özgürlük için can veren, diktatörlüğe karşı yiğitçe mücadele eden Türkiye’nin solcularının, Alevilerin, sosyaldemokratların hiç mi rolü olmadı diyeceksiniz. “Yiğidi öldür ama hakkını yeme,” demişler. Hiç şüphesiz Kürtlerin dışında birçok aydın, özgürlük aşığı, hatta eski CHP’li bile HDP’ye oy verdi. Belki de barajın geçilmesinde bu oylar belirleyici oldu. Yanlış anlaşılmaması için altını çizerek bir kez daha yenileyeyim: Bu kadar, beklenenin bile üstünde HDP’nin oy almasının esas nedeni, geçen seçimlerde AKP’ye oy veren mütedeyyin Kürtlerin bu kez HDP’ye oy vermeleridir.
Kanımca Türkiye’nin demokratlaşmasının önemli bir adımı atıldı. Gezi’nin çok sevilen bir sloganında belirtildiği gibi bu daha başlangıç! HDP’nin bir Türkiye partisi olmasının ilk adımı atıldı. Ama esas mücadele şimdi başlıyor. HDP’ye gönül vermiş tüm insanlar, Türküyle, Kürdüyle yoğun bir çaba harcarlarsa niye olmasın. Demirtaş’ın dediği gibi niye HDP iktidara yürüyen bir parti olmasın.
Son olarak, bugünlere gelinmesinde, bu zaferin elde edilmesinde, diktatörlüğe dur denilmesinde PKK’nın rolünü ve Kürt halkının önder olarak kabul ettiği Abdullah Öcalan’ın çabasını gözardı edemeyiz.
PKK artık Türkiye Kürdistan’ı için değil, tüm Ortadoğu’da kilit rolü oynayan bir role sahiptir. Şengal, Kobanê, Rojava bu gerçekliğin canlı örnekleridir. Unutmayalım; Demokratik cumhuriyet ve HDP’nin bir Türkiye partisi olması gerektiğini ilk dillendiren Abdullah Öcalan ve Kandil’dir.
Seçim sonuçlarının doğru tahlili, gelecekteki çalışmalar için belirleyici bir öneme sahiptir. Bu nedenle hep birlikte doğru bir yoruma ulaşmak için çaba harcamalıyız.
Bu daha başlangıç, mücadeleye devam edelim.