Yavuz Kıtay ülkeyi terkedip Almanya’ya geleli daha bir yıl olmamıştı. Çewlig’te (Bingöl) HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP ve HDP’de siyaset yapan Kıtay, en son DBP il başkanlığını yaptı. Daha öncede uzun yıllar siyaset içindeydi. Emekçiydi, inşaat başta olmak üzere birçok ağır işte çalıştı. Aile sorumluluğu, çevre sorumluluğu ve toplumun yükünü de omuzlarında taşıdı. Türk mahkemelerinde yargılandı. Yargılandığı siyasi davalarda mahkumiyet alacağı kesinleşince, illegal yollarla Almanya’ya geldi. Başkanı ben de Hamburg’da tanıdım.
Bizler, hemşehrileri, yoldaşları, hevalleri ve herkes O’na "Başkan" diye hitap ederdi. Hele biz Çewligliler O’na daha da içten "Başkanım" diyorduk. Çewlig’e duyduğumuz hasreti, özlemi Başkan’da buluyorduk. Tabi ki arada ‘Deza’ (Amcaoğlu) diyenler de oluyordu. Başkan buram buram Çewlig’ti. Davranışı, olgunluğu, gururu, sohbeti Çewlig’in taa kendisiydi.
Konuşmaktan çok, sürgünde yaşayan insanların, hemşehrilerini, yoldaşlarını dinlerdi. Dinlerken de öyle hasretle içtenlikle, sevgiyle dinlerdi. Boyca uzun olmamasına rağmen, olgunluğu, gururu, sabırlı oluşu O’nu daha da kocaman gösteriyordu. Heybetliydi, başı hep dikti. Sevgiyle bakan gözleri hep ışıl ışıdı. Başkan insanlar arasında ayrım yapmadan herkese eşit mesafedeydi. Yalnız kendi halkı değil, bütün halklar için bedel ödemişti. İşkence görmüştü, tutuklu kalmıştı.
Almanya’da siyasi sığınma mahkemesi 8 Mayıs’taydı. Eğer pasaport alsaydı yine sürgüne çıkmak zorunda kalan bir başka ülkede bulunan oğlunu görmeye gidecekti, kısmet olmadı.
Memleket hasreti mi daha önceleri gördüğü ağır işkenceden mi, yoksa bu son zamanlarda Kürtlere karşı işlenen katliamlardan mı? Bilinmez.
Bilinen birşey var, Başkan’ın kalbi daha fazla dayanamadı. Başkan kalp krizi geçirdi ve Başkanımızı kaybettik. Başkan’ın aramızda ayrılışı bütün hemşehrilerini, yoldaşlarını ve tanıyan herkesi derin bir üzüntü yarattı.
Başkan’ın cenaze namazında cemaatten bir şöyle sesleniyordu: "Allah şahidimdir, şahit olduğumu sizlerle paylaşmak zorundayım. Başkanın yüzü ışıl ışıldı. O görkemli yüzü size bir anlatabilsem…"
Bir din adamı da şunu söylüyordu: "Bir insan ki zorunlu yurdundan, toprağında göç etmek sorunda bırakılmışsa ve o insan sürgünde yaşamını yitirmişse, Cenab-ı Allah O’nun kendi halkı, toplumu için çektiği, katlandığı acılara, özlemlere karşılık O’nu mükafatlandırır. O insan ki her türlü bencilikten arınmış, bütün fedakarlıkların en büyüğü kendi bedenini ortaya koymuştur."
Hepimiz bütün dini vecibeleri yerine getirerek, sorumluluklarımızı yerine getirerek, Başkanımızı bağrımıza basarak geldiği topraklarına yolculadık. Çewlig’te (Bingöl) havaalanında akrabaları, dostları, yoldaşları ve hemşehrileri olan kalabalık bir topluluk sizi bekliyor. Çewlig’e inmesi gereken uçak Elazığ’a indiriliyor. Sanırım Başkan’ın naaşından ve onu bekleyen yoldaşlarından korkmuş olmalılar. Başkan’ın naaşı aynı gece saat 03:00 sularında, devlet güçleri denetiminde zorunlu olarak defnediliyor. Devlet güçleri, Başkan’ın dirisinde korktukları gibi naaşında da korktular.
Ancak Başkan halkının gönlünde yerini aldı. Seni hasretle ve özlemle anıyorum.
Baran ÇEWLIK