“Hani çöküyordu?” diye lafa başladı.
“İnsan önce bir hal hatır sorar, ne çöküyordu” diye itiraz ettim.
“Çözüm süreci” dedi. “KCK şefleri sabahtan akşama kadar ha çöktü, ha çökecek derken, AKP tarihi bir adım daha attı.”
“Hayırdır inşallah, dedim, demek ki ben iş güç arasında bu tarihi adımı kaçırmışım…”
“Kaçırırsın elbette, bardağın hep boş tarafına bakarsan dolu kısmını göremezsin… Görmemişsin işte… Erdoğan hükümeti, AA’nın Kürtçenin iki lehçesinde yayın yapma hakkını, en nihayet, tarihi bir inisiyatifle tanıdı… Artık AA her gün Kırmanç ve Soran lehçelerinde yayın yapabilecek…Üstelik bu AA var ya, özerk, anladın mı? Hem özerk hem de Kürtçe konuşmakta… Hay gözün çıksın demiyorum, gör işte diyorum…Gerçekleri gör…Hem özerk hem de Kürtçe…Yaaa, anladın mı?”
Sabahın körüydü. Arkadaşımın bu heyecanlı ve kinayeli laflarını anlamakta zorlanıyordum.
“Kim bu AA dediğin, yaşı küçük de ondan mı ismini açık söylemiyorsun” deyivermişim. Başladı anlatmaya:
“Anadolu Ajansından söz ediyorum, dedi, ajans TBMM’nin açılmasıyla birlikte Yunus Nadi ve Halide Edip gibi isimlerin öncülüğünde kurulmuş, Mustafa Kemal Paşa imzalı bir genelgeyle duyurulmuş, meclisin çıkardığı yasaları yayma ve duyurma işini üstlenmiştir.
Özerk bir statüsü olmakla birlikte Anadolu Ajansı, o günden bugüne Ankara’nın TRT kadar, ordu kadar, dışişleri kadar kurucu parçası olmuştur.
AA’nın Kürtçe yayınlarına başlamasını bu nedenlerle de devletin Kürt meselesine bakışına ve yapılanmasına ilişkin yeni bir unsur olarak görmek gerekir. Ve henüz sonuçları tatmin edici noktaya ulaşmasa da, sorun çözümü uzakta dursa da, tarih treni özgürlük istikametinde akıyor...”
“Bana bak dedim, sen bu lafları bir yerlerden mi okuyorsun, sabah sabah kafa ütüleme”…
“Elbette bir yerlerden okuyorum, ‘bardağın hem dolu, hem boş tarafına bakma derneği’nin manevi başkanı saydığım Ali Bayramoğlu’nun yazısından bir parçayla seni bilgilendiriyorum…AA demek devlet demek ve devlet gördüğün gibi Kürtçe konuşuyor…”
Boş bulunup gülmüşüm. Kızdı. Niye güldüğümü sordu. Kendisi komik bir şey anlatmıyormuş. “tarih treninin özgürlük istikametinde aktığını” anlatıyormuş…”
Ona, AA’nın, Kürtçenin iki lehçesinde “Başbakan’ın terör örgütüne hiçbir söz vermediğini ve gündemlerinde ana dilde eğitimin olmadığını” “ana dilde eğitim vatanı böler” başlığı ile duyuran haberinden söz ettim.
“Senin tarih treninin makinisti Erdoğan, özgürlük istikametinde akarken, Ana dilde eğitimi ezdi…Bunu da ‘Kürtçe yayın hakkını dişe diş savaşarak elde ettiği söylenen özerk Anadolu Ajansı’nın Kürtçe haber bülteninde duyurdu…Bir de şunu yaptı: DİHA adında bir ajans var, onun Kürtçe konuşan muhabirinin de ‘terörist’ olduğu için tutuklandığını Kürtçe yayın yapan AA, Kürtçenin iki lehçesinde, ‘terörist yakayı ele verdi’ havasıyla duyurdu…Kürtler ana dilde eğitim hakkının iadesini istiyor, devlet, ‘ana dilde eğitim hakkınızı tanımayacağım’ kararını, AA’dan Kürtçenin iki lehçesinde Kürtlere duyuruyor…İşte KCK Eşbaşkanı Bayık ta, bu gidişle trenin Cudi dağına çarpmak üzere olduğunu anlatıyor…”
“Aman çok komik” diye çemkirdi. “Devlet Kürtçe konuşuyor, sen neler diyorsun…”
“Ben de devletin Kürtçe konuşmasına gülüyorum zaten” dedim ve şu hikayeyi anlattım:
Diyarbakır zindanında seksenlik ihtiyarı sorguluyorlarmış. Adamcağız tek kelime Kürtçe bilmediğinden falakada yediği her sopadan sonra kendi dilinde “Türkçe bilmiyorum, ne istiyorsunuz benden” diye itiraz ediyormuş. Sonunda Kürtçe bilen bir işkenceci getirmişler. Yeni gelen hem sopayı basıyor, hem de Kürtçe ağzına gelen küfürlerle adama sorular soruyormuş. O böyle sorarken, ayakları falakada, sırtüstü yatan ihtiyar, her sopadan sonra duyulmayan bir sesle mırıl mırıl mırıldanmaya başlamış. İşkenceci Kürtçe sormuş, “ne diyorsun böyle mırıl mırıl?” “Allahıma şükrediyorum, demiş ihtiyar, devlet Kürtçe konuşuyor, beni de kendi ana dilimde, üstelik devletin resmi kurumunda bar bağırtıyor, bugünü de gördüm artık ölsem de gam yemem”…
Yani bardağın “dolu tarafı”…
Arkadaşıma veda edecektim ki, telefonda bir şangırtı duydum.
“Nedir, ne oldu?” diye sordum.
“Bardağı kırdım” dedi, telefonu kapattı…
Bardağı bir kere kırarsan ne dolusu kalır ne boşu
Telefonu açtım. Bizimki. Eski arkadaşım. Şu sıralar “bardağın hem dolu, hem de boş tarafını birlikte görme derneğinde” murahhas aza.