Savaş karşıtı veya barış yanlısı akademisyen veya entelektüeller söz konusu olunca akla ilk gelen kişilerden biridir Edward Said. Bizzat Erdoğan'ın ve AKP’li birçok kişinin de İsrail’in Filistin işgaline karşı entelektüel olarak verdiği tek örnek. Said, kendisi gibi entelektüellerin rolünü şöyle ifade ediyor:

"Entelektüel, ....sıkıntı verici soruları, kamuoyunda açık bir şekilde ortaya koyan kişidir... hükümetlerin ve şirketlerin kolay kolay söz geçiremeyeceği kişidir... Bir entelektüelin, onu dinleyenlerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlaması diye bir şey söz konusu değildir: bütün mesele, sıkıntı verici, aykırı, hatta keyif kaçırıcı olmaktır."

Erdoğan öncülüğündeki parti-devletin Kürtlere karşı topyekün savaşına dair geçtiğimiz hafta "Bu Suça Ortak Olmayacağız" bildirisini yayınlayan 1128 akademisyen tam anlamıyla Said’in bahsini ettiği rolü oynadı; "sıkıntı verici bir meseleyi kamuoyunda açık bir şekilde ortaya koymaya" çalıştı.  Sonrasında Erdoğan ve hükümet kanadından gelen tehditler ‘makbul akademisyen’ profilini de bir kez daha betimliyordu.

Nitekim ‘baş komutanlarından’ emri alan rektörler harekete geçti; bilimsel, etik ve insani yaklaşımları sorgulanması gereken ‘makbul akademisyenler’ çıkıp ‘barış akademisyenlerini’ bilimsel çalışma yapmak yerine ‘politik’ olmakla suçladı. Bir yandan bilimin politikayla bir alakası olmadığını söyleyip diğer yandan iktidar kimdeyse ve ne derse ona göre hizaya giren bu kişilere dair Guatemalalı şair ve devrimci, Otto Rene Castillo’nun ‘Apolitik Entelektüeller’ şiirini anmak yerinde olacak. Şöyle diyor Castillo:

"Bir gün

apolitik entelektüelleri ülkemin,

sorgulanacaklar halkımızın en sıradan insanlarınca.

Onlara ne yaptıkları sorulacak, 

ulusları ölürken

yavaş yavaş, cılız bir ateş gibi 

küçük ve yalnız.

Kimse sormayacak

ne giydiklerini

öğlen yemeği sonrası uzun uykularını,

kimse bilmek istemeyecek hiçlik

düşüncesi hakkındaki

steril mücadelelerini

kimse umursamayacak üstün mâli bilgilerini. 

Yunan mitolojisi hakkında bir şey sorulmayacak onlara, 

ya da içlerinden bazıları korkakça ölmeye başladığında

kendi kendilerinden nasıl tiksindikleri hakkında. 

Hayatın gölgesinde doğmuş absürd gerekçelerini sormayacaklar.

O gün

sıradan insanlar gelecek.

Apolitik entelektüellerin

kitaplarında ve şiirlerinde

yer almayan

ama günlük ekmeklerini ve sütlerini kazananlar, 

tortillalarını ve yumurtalarını kazananlar, 

arabalarını sürüp, köpeklerini ve bahçelerini düşünenler ve onlar için çalışanlar gelecek.

Ve soracaklar

"Siz ne yaptınız, 

yoksullar acı çekerken,

yakıp kavururken şefkat ve hayat onları?"

Benim tatlı ülkemin

Apolitik entelektüelleri,

Cevap veremeyeceksiniz. 

Sessizliğin akbabası

yiyecek bağırsaklarınızı.

Kendi sefaletiniz

Ruhunuzu ele geçirecek.

Utancınızla susup kalacaksınız."

Elbette Türk toplumunun büyük bir kesimi böyle bir sorgulama yapmaktan çok uzakta, muhtemelen hiçbir zaman buna yaklaşamayacak da. Ancak ‘barış akademisyenleri’ en azından bu utancın parçası olmak istemeyenlere bir çıkış yolu gösterdi. Edebiyatçılar, basın, sanatçılar, yayıncılar arasında aynı hassasiyeti taşıyan insanlar çıktı, bu çıkış yolunu takip edeceklerini beyan ettiler. Bu çıkış yolunu tercih edenlerin sayısı ve etkisi büyüdükçe diktatöryal iktidara karşı güçlü bir cephe oluşturma ihtimali de artacak. Her iki yaka için de iyi olacak bir cephe.