Murat İzol ile birlikte son dönemde 3 kişinin Amed'de polis tarafından öldürüldüğünü, Ceylan Önkol davasında takipsizlik kararı verildiğini hatırlatan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, "Bu zihniyetle Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşımak mümkün değildir. Şimdi yeni bir süreçten bahsediyoruz, özgür ve barış içerisinde bir gelecekten bahsediyoruz, bu söylediklerimizin tamamının yolu adaletten geçer. Önce adalet. Vicdanlarını kanatan olayların aydınlatılması, zihniyetin teşhir edilmesi ve ortadan kaldırılması gerekir" diye konuştu.

BDP Grup Toplantısı'nda gündemi değerlendiren BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, şimdiye kadar denenmemiş tek bir yol olan diyalog ve müzakere yönteminin devrede olduğunu belirterek,  bir süredir bunu kalıcı bir barışa ulaştırabilecek çalışmanın içinde olduklarını söyledi. Herkesin de böyle yaklaşması gerektiğini ifade eden Kışanak, "Bu süreci ilerletirken, varmak istediğimiz durak tüm Türkiye'nin farklı kimliklerin, halklarımızın varmak istediği durak, özgür bir gelecektir, demokratik bir yaşamdır, eşitlikçi bir hukuktur. Ölümün ve gözyaşının olmadığı bir ülkede eşitlik hukuku içinde, özgürce yaşayabilmektir. Biz bunların tamamını gerçekleştirmek için kendimizi konumlandırıyoruz" dedi. Yeni bir sürece, döneme kapının aralandığı bu aşamada yeni anayasa çalışmasının da çok önemli ve işin esasını teşkil ettiğinin altını çizen Kışanak, Türkiye'de ihtilafların çatışmanın asıl nedeninin adaletsizlik, hak ve özgürlüklerin gasp edilmesi olduğunu hatırlattı. Herkesin aslında mevcut anayasanın statükocu/vesayetçi, anti demokratik olduğunu, toplumu kapsamadığını, bu gömleğin Türkiye'ye dar geldiğini ifade ettiğini kaydeden Kışanak, "Şimdi yeni bir anayasa yapmak istiyoruz" diye konuştu.

Eskide ısrar oyalamadır

Anayasa çalışmalarının bir süre daha devam etmesi konusunda Meclis'te karar alındığını hatırlatan Kışanak, "Yeniyi kuralım derken Parlamento'daki partiler eskiyi hatırlatan emellerle toplumun karşısına çıkıyorlar. Yeni bir söz söyleyene 'ama sen eskiden böyle demiyordun' deniliyor. Eskide ısrar edecekseniz o zaman toplumu boşuna oyalamayalım, 'biz yeni bir anayasa yapamayız' diyelim. Zaten mevcut anayasa kaç kez yamalandı, herkes kendi ihtiyaçlarına göre statükoyu koruyan anayasalarla bugüne kadar geldik. Bugün yeni yepyeni bir anayasa yapma önerisi var. Toplumun, halkların beklentisi budur. Referandum ve seçim süreçlerinde de son birkaç yıldır halkın huzuruna çıkan siyasi partiler yeni anayasa sözü vermiştir. Yeni anayasaya yeni diyebilmemiz için getirdiği yenilik nedir bunu görmek istiyoruz. Türkiye'nin bir demokrasi sorunu var, demokratik bir yönetimi getirdiniz mi kendinize bakın. Yeni özgürlük alanları yarattınız mı bunu çıkın topluma anlatın. Kimlik sorunu var kimlikleri kapsamayan bir anayasa nedeniyle senelerdir çatışma yaşanıyor bunu çözmek için bir öneri getirdiniz mi? Din ve inanç sorunu var bunu giderecek ne yaptınız çıkın bunu anlatın" şeklinde konuştu.

Anayasal statüye kavuşturalım

En yenilikçi, reformcu önerileri getiren tek partinin BDP olduğunu söyleyen Kışanak, şöyle devam etti: "Blok bileşenlerimizle, gerçek anlamda yeni bir Türkiye isteyen tüm çevrelerle yaptığımız bütün tartışmaları açığa çıkan önerileri Parlamento'ya sunduk. BDP dışında hiçbir parti yeni bir özgürlük alanına dair öneride bulunmamıştır. Biz bu anayasada barış akdinin bir anayasal statüye kavuşmasını önerdik. Türkiye'nin en çok ihtiyacı olan, yurtta sulh cihanda sulh sadece veciz bir söz olarak konuştuğumuz bu anlayışı, gelin anayasada konuşalım dedik. Bunu anayasal güvenceye kavuşturmak istedik. Hakikat, kadın, kültürel kimlik, vicdani ret hakkı vb. bütün bunlar sadece BDP tarafından anayasa uzlaşma komisyonlarına önerilen yeni özgürlük alanlarıdır. En çok sıkıntısını yaşadığımız bu ülkedeki ayrımcılıktır. Bunu sadece Kürt sorunuyla bağdaştırmak da doğru değildir. Kendilerini asıl sayanlarla yedek sayanlar arasında bütün alanlarda ayrımcılık yaşanmıştır. Ortadan kaldıracak tek şey herkesin hakkını teslim eden bir eşitlik anlayışıdır. Tüm ayrımcılıkları ortadan kaldıran bir eşitlik tanımını biz niye anayasaya koyamıyoruz. Kadınların eşitlik yaşayabilmesi için niye kapsayıcı bir eşitlik tanımını anayasaya koyamıyoruz. Niye çok kapsamlı tüm kesimleri, kendisini birinci sınıf hissedebileceği bir eşitlik tanımı yapamıyoruz. Yine en temel sorunlardan biri anadil hakkıdır. Biz anayasada anadili güvence altına alan çeşitli önerilerde bulunduk; ama diğer partiler kapılarını kapattı. Türkiye'yi tek merkezden yönetmeye kalkışırsanız anlayışınız ne olursa olsun demokratik bir yönetim ortaya çıkmaz ve ademi merkeziyetçiliği öneren tek parti biziz."

BDP önerilerinin tartışılması

CHP'nin ademi merkeziyetçiliği eleştirmesine de tepki gösteren Kışanak, "Özgürlükçü laiklik tanımını net bir şekilde anayasaya yazalım, devlet tüm inançlara eşit mesafede kalsın dedik. Bunun da diğer partilerden karşılık bulduğunu söyleyemem. Biz BDP olarak Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na götürdüğümüz önerileri Türkiye kamuoyuyla tartışacağız. Yeni arzuladığımız demokratik Türkiye'nin anayasasını açığa çıkarmak için kendi taslağımızı da kamuoyuna sunarak tartışmaya açacağız" diye konuştu.

Halkın beklentilerine çözüm

AKP'nin önerdiği "süreç komisyonu"na ilişkin Meclis'te tartışmalar olacağını ifade eden Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Dünyadaki bütün sorun çözme süreçlerinde en büyük sorumluluğu parlamentolar almıştır. Yasalar çıkarmışlar, karar çıkarmışlar, yasayla komisyon oluşturmuşlar, reformlar yapmışlar. Parlamento'da bu süreci yakından takip edeceğiz. Umuyoruz ki bugün Parlamento'da tüm Türkiye'nin barış ve çözüm özlemlerine denk düşen bir tartışma ve karar alınsın. Bu konuda tüm siyasi partileri sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Aynı mahiyette hem AKP'nin hem CHP'nin hem de bizim verdiğimiz önergeler var. Umuyorum ki bu önergeler bugün görüşülürken birlikte ele alınır herkesin katıldığı bir komisyon kurulur ve Parlamento da halkın beklentilerine çözüm üreten bir karar alır. Mutlaka herkesin samimiyetle yer almasını istiyoruz. Tabi Parlamento'nun görevlerinin bununla sınırlı olmadığını söylemeliyiz. Sürece sağlıklı bir şekilde yaklaşarak rolünü oynayacak en önemli mekanizma Parlamento'dur. Umuyorum bugün atılacak önemli bir adım geleceğe de örnek olur."

Gençlere çağrı

Kışanak, MHP'nin sert tavrını eleştirerek, akan kanın durması, savaşın bitmesi, çözümün ve barışın olması istemine Meclis bileşenlerinin de saygılı olmasını istedi. Çatışmacı ve kışkırtıcı dilin üniversitelerde kavganın da zeminini oluşturduğunu kaydeden Kışanak, "Herkes sorumluluk altındadır. Kimse muaf değildir. Herkesi sorumlu davranmaya, sağduyu çağrısı yapmaya davet ediyoruz. Buradan üniversitedeki bütün gençlerimize de aynı çağrıları yineliyoruz. Sevgili gençler içinde bulunduğumuz süreç demokratik bir yaşamı, kurtuluş sürecini, özgür bir süreci yaşatmak için herkesin kendisini yeniden gözden geçirmesi gereken bir süreçtir. Sizler de daha bilinçli, sağduyulu birbirine sahip çıkan bir duruş içinde olunuz. Bu tür kavgaları birileri isteyebilir, birileri kışkırtabilir, sizler çatışmaları önleyecek ve bunun önüne geçecek bir tutum içinde olunuz. Yine İçişleri Bakanlığı'nın şimdiye kadar takındığı tavrın eksik olduğunu ifade etmek istiyorum. Hükümet bu sürecin ilerlemesi konusunda üzerine düşen sorumluluğu yapmak zorundadır. Bu tür provokasyonlara karşı tedbir almak, kışkırtmayı yapanlar üzerinde caydırıcı önlemler almak zorundadır. Ancak şimdiye kadar gördük ki tam tersine polis, çatışmayı çıkaran Kürt öğrencileri linç eden grupları ya himaye etmiştir, ya göz yummuştur ya da Kürt gençlerini gözaltına alarak mağdur etmiştir. Hükümet de bu tavrından vazgeçmelidir."

3 genç katledildi

Polisin kovalaması sonucu Dicle Nehri'ne atlayan ve 12 gün sonra cenazesi bulunan 19 yaşındaki Murat İzol'e ilişkin de konuşan Kışanak, "Murat İzol 19 yaşındaydı. Mahallelilerin tanıdığı, Fiskaya Mahallesi'ne sık sık baskın yapan polisin de tanıdığı bir gençti. O gün de polis tarafından kovalanmış arkasından ateş açılmıştır, kendisi de Dicle Nehri'ne düşmüştür. O günden sonra Diyarbakır Emniyeti adeta olayın üstünü örtbas etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Arama çalışmalarını engellemek de dahil, İzol'ün karşı taraftan çıktığını tutanak altına alarak, arama çalışmalarını engellemiş. Ama 12 gün sonra Murat İzol'ün cenazesi ortaya çıkmıştır. Son 5 ay içerisinde sadece Diyarbakır'da 3 genç polisin tutumu nedeniyle yaşamını yitirdi. Biri Sur'da Özgür Arda, güya polisin dur ihtarına uymadığı için ateş açıldı mahalle içinde infaz edildi. Özgür Arda açıkça bir polis cinayetine kurban gitmiştir. Yine Şahin Öner, bir gösteri sırasında polis panzeri tarafından ezilerek katledilmiştir. Polis bu cinayeti de örtbas etmeye çalışmıştır. Sahte tutanaklar tutmuştur. Ardından Murat İzol var. Polis arkasından ateş açarak, kovalayarak ölümüne sebebiyet vermiştir" dedi.

Recep Güven insan mı?

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü görevine gelirken, "çatışmalarda yaşamını yitirenlerin cenazelerine ağlamayanların insanlığından şüphe duyarım" şeklinde bir açıklama yapan Recep Güven'in sözlerini hatırlatan Kışanak, Güven'in göreve geldiği günden bugüne 3 gencin katledildiğini belirterek, şöyle dedi: "Kendinize insanım diyebiliyor musunuz bu cinayeti öldürenleri niye adalete teslim etmiyorsunuz. Niye delilleri karartmaya çalışıyorsunuz. Bunları yapanın gözyaşları da sahte olur."
AKP döneminde son 10 yılda 65 kişinin demokratik hakkı olan miting ve gösterilerde polisin müdahalesi sonucu yaşamını yitirdiğini ifade eden Kışanak, 2007 yılında çıkarılan Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ile birlikte de 128 kişinin polisin müdahalesi sonucu yaşamını yitirdiğini kaydetti. Kışanak, şunları ekledi: "Soruşturma dahi açılmamıştır. Çok az kısmıyla soruşturma açılmıştır, onlarla ilgile de deliller karartılmış, cezasızlık ortamını açığa çıkaracak bir durum yaşanmıştır. Yasayla öldürme yetkisi veriyorsun, öldürünce soruşturma yetkisi vermiyorsun, dokunulmazlık sağlıyorsun yargıya gidince de delilleri karartıyorsunuz. Kim olursa olsun yaşama hakkı vardır, kutsaldır, güvenliğin asıl birinci görevi de insanların yaşama hakkını güvence altına almaktır; ama ne yazık ki güvenlik kuvvetleri insanların yaşama hakkını ortadan kaldıran bir zihniyettedir. Bu cezasızlık haliyle ayrıca yürekleri yaralıyor ve bu cinayetlerde yüreği dağlanan insanların adalete olan güvenleri yeniden sarsılıyor."

Hakikatleri Araştırma Komisyonu

Ceylan Önkol davasına ilişkin takipsizlik kararına da tepki gösteren Kışanak, "İşte Ceylan Önkol, hepimiz biliyoruz ki 2009'da karakoldan fırlatılan bir askeri mühimmat sonucu küçücük bedeni paramparça olmuştur. Geriye tüm Türkiye'ye bakan gözleri kalmıştır. Ceylan Önkol'un gözleri yeter artık bu adaletsizlik sona ersin, çocukları katleden bu anlayış sona ersin diye tam 4 yıldır bakıyor. Ceylan Önkol'un adına ve anısına bu ülkede kampanyalar yürütüldü. Ancak soruşturmaya yer olmadığına kararı verildi. Bu zihniyetle bu yaklaşımla Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşımak mümkün değildir. Yeni bir Türkiye istiyorsak, adaletli bir Türkiye istiyoruz. Yapanın yanına kar kaldığı bir Türkiye'de yenilikten bahsetmek mümkün değildir. Binlerce faili meçhul cinayet var. Hiçbirinin hesabı sorulmadı. Toplumun vicdanını rahatlatabilecek bir yaklaşım olmadı. Şimdi yeni bir süreçten bahsediyoruz, özgür ve barış içerisinde bir gelecekten bahsediyoruz, bu söylediklerimizin tamamının yolu adaletten geçer. Önce adalet. Bu toplumun vicdanını kanatan bu olayların aydınlatılması, zihniyetin teşhir edilmesi ve ortadan kaldırılması gerekir" diyerek Hakikatleri Araştırma Komisyonu'nun gerekliliğine dikkat çekti.

ANKARA