Uluslararası Barış Girişimleri Aktivisti Fulgida Barattoni, Taraflar Arası Dialoglar aktivisti Gardenia Mea Bullock, Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadın Ligi’nden Charu Hariharan, Yaşam ve Barış Enstitüsü ile Harvard İnsani Girişim İnisiyatifi üyesi Dr. Benita Segelman, sürecin salt silah bırakmaya endekslenmesinin doğru bir yöntem olmayacağına dikkat çekti.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Uluslararası Barış Girişimleri aktivisti Fulgida Barattoni, barış süreçlerinde özellikle sivil toplum örgütlerinin misyonuna dikkat çekti. Barattoni, “Uluslararası sivil toplum örgütleri, merkezi hükümetlerden daha çok daha çok barış ve diyaloga açıktır. Bu nedenle iki yıldan beri Kürdistan Bölgesel Hükümeti’ne Ortadoğu’da diyalogu teşvik için Hewlêr’de uluslararası bir konferansın düzenlenmesi için öneriler götürüyorum. Merkezi hükümetler ne kadar çok ve geniş sivil toplum örgütleriyle birlikte hareket ederse barış ve dialog o kadar çok kitlelere yansır ve adaletli olur” dedi. Barattoni, PKK ve Öcalan’ın Batı’da tam anlamıyla anlaşılmadığına dikkat çekerek, “Öcalan’nın kim olduğu, PKK’nin ne olduğu ve neyi hedeflediği, Kürtleri neye teşvik ettiği anlaşılmış değil. Çok önemli oranda bir bilgi, enformasyon eksikliği var. Mutlaka giderilmelidir” şeklinde konuştu.
PKK’nin ‘terör örgütleri’ listesinde çıkarılması için mucadele edilmesi gerektiğini yeneleyen Fulgida Barattoni, şunları dile getirdi: “Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Barış için Belediye Başkanları ve Uluslararası Barış Bürosu gibi dünya çapındaki organizasyonlar, tartışma masaları açarak ve gerçeği farklı bakış açılarından okuyarak, PKK’nin konumunu farklı ve daha gerçek bir şekilde yorumlayarak diyalogu teşvik etmelidirler. Benim görüşüme göre diyalog, sivil toplum örgütlerini kapsayan yuvarlak masa toplantıları ile gerçekleşebilir ve taraflar bu sürece aktif destek vererek somut sonuçlara ulaşabilir.”

Hakikatleri Araştırma komisyonları

Taraflar Arası Diyaloglar aktivisti Gardenia Mea Bullock da, geçmiş unutularak veya yaşanmamış sayılarak barışın sağlanamayacağın vurguladı. Bullock’un düşünceleri özetle şöyle: “Bizce gerçekçi bir barışın ilk adımı geçmişin yaşanmışlıklarında yola çıkarak ilerleyebilir. Sorun suçlu, suçsuz aramak olmadan yaşanmışlıkları kamuoyunun bilgisine sunmaktır. Hakikatleri araştırma organizasyonları bunu sağlayabilirki bir çok örneği vardır dünyada. Geçmişi aydınlanmayan savaş üzerinde adaletli barış sağlanamıyor. Türkiye’de süren iç çatışmaların salt silah bırakılmasına odaklanması ve bunun üzerinde bir muzakere sürecinin başlatılması ne kadar sağlıklı olursa olsun geriye dönüş kapısı her zaman açık olacaktır. Burada bir yöntem hatası olduğu açıktır. Kürtlerin otuz yıldır yaşadıkları, mağduriyetleri, silahlı mücadelenin nedenleri ve sonuçları devletin uygulamaları gibi bir çok soruya cevaplar bulunmadan ve bunlar kamuoyuyla paylaşılmadan sağlıklı bir barış sürecinin ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Olsa bile belirttiğim gibi geriye dönüşü her zaman mümkün olan bir süreç yaşanır. Önemli olan zihinlerdeki savaşların sona ermesi ve yine zihinlerdeki barışa olan inancın güçlenmesidir.”

‘Kadınsız barış olmaz’

Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadın Ligi’nde Charu Hariharan ise barış sürecine kadınların aktif müdahelesinden yana. Hariharan, “Savaşların en çok kadın ve çocukları mağdur ettiği biliniyor. Yine biliyoruz ki en çok kadınlar barış ister ve kadınsız barış olmaz. Kürt ve Türk kadınların öncülüğünde sağlanacak barış girişimleri veya diyaloglar adaletli, samimi bir barış ortamını geliştirebilir” şeklinde düşüncelerini dile getirdi.  

‘Barış önemli bir ivme olacak’

Harvard İnsani Girişim İnisiyatifi üyesi Dr. Benita Segelman, Kürtlerin özgür, barışçıl ve adil bir ortamda yaşamasının Ortadoğu’ya da barış ve adaleti getireceğine inanıyor. Segelman, şunları söyledi: “Kürtlerin özgür, barışcıl ve adaletli bir ortamda yaşaması aynı zamanda Ortadoğu’ya önemli ölçüde barış ve adaleti getirecektir. Bu barış hiç şüphesiz Türkiye’ye ve Türk toplumuna da önemli bir ivme kazandıracaktır. Savaşta yakınlarını yitiren onbinlerce Kürt ve Türk, sağlanacak barış ortamıyla yaralarını sarabilir. Tüm iyiniyetlerimizle adı ne olursa olsun, yol ve yöntemler nasıl seçilirse seçilsin eğer barışa ilişkin girişimler varsa mutlak anlamda bu desteklenmeli ve geliştirilmesi sağlanmalı. Eşit ve özgür bir barışın haklara kazandıracağı çok şey olacaktır.”
Görüşlerine başvurduğumuz The Life & Peace Institute (Yaşam ve Barış Enstitüsü) ise bize şu açıklamayı gönderdi: “Sağlıklı, adaletli, özgür ve kimlikli yaşamak her toplumda olduğu gibi Kürtler içinde geçerli. Ne yazık ki Kürtler bu hakların çok azından yararlanabildiler. Yaşanan savaşla birlikte Kürtlerin hak arayışı ne kadar gündemleşmişse de mağduriyetleri de o kadar çoğalmıştır. Savaş her iki tarafın da maddi ve manevi imkanlarını en zayıf seviyeye çekti. Binlerce insanın göç etmesi ve yoksullukla mücadele etmeleri bile tek başına barışa vesile olmalıdır. Çatışmak için çok fazla gerekçemiz yok ama barış için daha çok gerekçemiz var.”


ALİ ONGAN/BASEL