Belli oldu ki, AKP Hükümeti, önümüzdeki yerel seçimlere, genel seçimlere ve cumhurbaşkanı seçimlerine “ateşkes” koşullarında girecek. Fırat’ın Batısına asker cenazeleri gelmeyecek. Eğer Hükümet bugünkü çizgide yürürse, ne polis göstericilere gaz bombası atacak, ne de göstericiler polise Molotof…

Bu durumun sanırım herkes pek farkında değil. Hele Başbakan hiç değil. O, “Rabbena, hep bana” diyor.
Oysa, kazandığı bu “sükunet” ortamı, AKP’nin oylarının yüzde ellinin üzerine tırmanmasında, buna karşılık “şehit cenazelerinden” beslenen “milliyetçi-ulusalcı” oyların hızla aşağıya doğru düşmesinde, en büyük, en belirleyici ve kesin faktör.
PKK, AKP’ye, bir kere daha Fırat’ın Batısında büyük bir seçim zaferini altın tepside hediye ediyor. Çekilmeymiş, silahsızlanmaymış, çözümmüş, bir yana bırakın. Daha bu ilk adım, yani “ateşkes” ilanı, Türkiye siyasetini belirliyor. Hatta, öyle BDP’yle de değil, bu ortam AKP’ye, kendi başına “başkanlık” sistemine geçiş için bile potansiyel imkan hazırlıyor.
AKP’nin “seçim zaferini” önlemenin ve onun “başkanlık” sistemine doğru yürümesini engellemenin biricik yolu, “savaş”. Bunun sorumlusu da CHP ve bir kısım sol. Çünkü BDP’yi “AKP’yle başkanlık konusunda pazarlık yapmakla” karalayanların ne dizinde derman, ne yüreğinde irade var. Bunlar seçim yoluyla AKP’yi durduramazlar. Artık “darbe” umutları da yok oldu. Milliyetçilikleri, AKP’yi durduracak tek ittifakın BDP ile olduğunu görmelerini engeller. Böylece ortada AKP’yi “yıkmak” için, “savaştan” başka yol bırakmazlar. Gerçekten de eğer bu baharla birlikte PKK savaş kararı verseydi, biliniz ki, AKP yıkılırdı. “Kırılgan” ekonomisi baş aşağıya giderdi, Kuzey’de yürüyen iç savaşa bölgenin başka elleri de karışırdı. Türkiye yıkıma uğrardı. En büyük yıkımı Kürt halkı ve Rojava devrimi görürdü. Soralım: CHP ve kimi sollar “kazansın” diye, PKK “savaş“ yolunu mu seçseydi?
PKK Türkiye’nin yıkıma uğramasını önlemek için, barış yolunu seçti. Ve şimdi bundan Türk muhalefeti çoktan bir enkaza döndüğü için, AKP “yararlanıyor.”
Yararlanıyor ama, “daha çok yararlanmak” için de “arsızlık” etmeye başlıyor… Buldukça bunuyor…
Türkiye’nin en temel meselesi olduğu halde, “çözüm süreci” “hükümetimin işidir, TBMM’yi ilgilendirmez” diye tutturuyor. “Çözüm süreci” Hükümetin işi değildir, devletin işidir. PKK AKP Hükümetine karşı isyan etmemiştir, devlete karşı isyan etmiştir. O halde isyanın sona erdirilmesi bir “devlet” meselesidir. İsyanı sona erdirmeyi “devletin” işi haline getirmek ise, onu TBMM’de yasayla bağlamaya ve ilerde de anayasayla “kıpırdayamaz” hale getirmeye bağlıdır.
Şimdi sayılara bakarak, Hükümet bütün bunları yapabilir mi, Başbakan sanıldığı kadar “risk” aldı mı, yoksa Başbakan ummadığı büyük bir “PKK yardımı” mı kazandı, sorularına yanıt arayalım.
ANAR şirketinin yaptığı kamuoyu yoklaması, şu sonuçları inandırıcı bir şekilde ortaya koydu:
Halkın yüzde 57,7’si “çözüm sürecini” destekliyor; kararsızlar da dağıtıldığında destek yüzde 64’e tırmanıyor. AKP yüzde 50’yi aşarken, CHP yüzde 23’e ve MHP de yüzde 14’e doğru geriliyor. Ve elbette barış süreci BDP’ye kaybettirmiyor. Onun yüzde 8’lik oy oranı hızla barajı aşmaya doğru yükseliyor.
Demek ki, “çözüm sürecini” destekleyenler ilerliyor, karşı çıkanlar geriliyor. O halde?
O halde AKP neden bu sürece hukuki bir temel kazandırmak için TBMM’de harekete geçmiyor? Halkın yüzde 64’ünün destek verdiği bir süreci hukuki temele kavuşturma konusunda “muhalefetten” korkacağı hiçbir şey olmadığına göre, neden “çözüm sürecini” bir devlet politikasına dönüştürmüyor?
“Hükümet teminatı” ya da “Hükümet kararı”, hiçbir şekilde “güven” vermiyor. İsyanı sona erdirmek büyük bir iştir ve ortada isyanın nedenleri olduğu gibi dururken, hükümet teminatı yeterli olamaz. Çünkü bu hükümetin yaptığını, yarın bir başka hükümet bozabilir. Bunu bırakın, bu hükümetin attığı adımları, yarın aynı hükümet, tıpkı “Oslo sürecinde” ifade edildiği gibi, “defteri sil baştan ederiz” diyerek ortadan kaldırabilir.
İnanılır gibi değil ama, “isyan örgütü” “millet hakimiyetini” temsil eden TBMM’yi “asıl muhatap” sayıyor, AKP ise, “hayır muhatap Hükümettir” diyor.
Üstünlük kimde? TBMM’de mi, Hükümette mi?  
Hükümette olunca şöyle oluyor; gerilla silahsızlansın deniyor, Kars’ta yeni korucu 28 kişi silahlandırılıyor; silahsız Kars’lı üç BDP üyesi de göz altına alınıyor… Daha ne olsun?