Her kurban bayramında, ölüm yaşam karşısında zaferini ilan eder, elinde kanlı bir bıçakla. Kesilen her hayvanla benim de kanım akar, canım çekilir sanki. Beynime sayısız sorular üşüşür. Neden öldürür insan? Nasıl bu kadar vahşileşir? İnsan, öldürmeyi meşrulaştırarak nereye yol aldı bugüne kadar? Savaşta askerin eline silah tutuşturup “vur!” diyenle, Kurban Bayramında birinin eline bıçak verip “kes!” diyen arasındaki fark ne? Ölümün öldürmenin meşrulaştırıldığı savaşlardan kim ne kazanıyor? Dinin gereği diye sunulan vahşi pek çok yöntem terk edilmişken, modern dünya neden kurban inanışını desteklemeye devam ediyor?.. 

1 Eylül Dünya Barış Günü, Kurban Bayramının ilk günü ile çakıştı bu yıl ve bu sorular daha bir harlandı, daha bir hareketlendi ölümle yaşamın zorlu dansı ve belli ki daha çok yoracak beni derken farkına vardım; bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü ve Kurban bayramı sadece tesadüf. 

Tesadüf derken, hayatımızın orta yerinde duran kurban inanışını önemsemediğimi sanmayın; sadece o yorucu dansa bir mola çabası benimki. Nitekim oturduğum yerleşim yerinin tam girişine kurulan kurban pazarından etrafa yayılan yoğun koku her yıl bayramdan önce gelir ve yaklaşık bir ay boyunca da kalır. Bu süre içinde her giriş çıkışta pazara elli metre kala nefesler tutulur, içimizden dışımızdan “inşallah orada trafik sıkışmaz, inen binen olmaz” duaları edilir, tam “tamam bu sefer de atlattık” derken arabanın içine dolan o koku ile ciğerlerinizi doldurmak zorunda kalırsınız. Finalde gübre kokusu kan kokusuyla karışır. O ana kadar hayvanları burada bekletene yağdırılan beddualar yerini kan deryasına eşlik eden dualara bırakır. Can alır insan; hem de ağzı var dili yok hayvanların canını, vahşi bir katile döner. Sorarsan; ibadet olsun, amel defterinde sevap hanesi kabarsın, cennetin yolu kendisine açılsın diye, hatta bazen sadece “kurban kesmedi” demesinler diye. 

Başkaca sorgulamaz üstelik. “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır” diye tıbbın bilimsel açıklamalarına burun kıvıran milyonlarca insan, elindeki bıçakla bir canlının boğazını keserek onun canını alır ama “ben Allah’mıyım? diye sormaz. 

İnsan sadece kurban etmez, aynı zamanda kurban da olur. “Sana kurban olayım”, “onlar sana kurban olsunlar” cümlelerini duymayan yoktur. Kurban ederek- kurban olarak, ölerek – öldürerek hayatta kalabileceğine inandırılır hatta alıştırılır insan. Alıştırılmasa, inandırılmasa şehitlik edebiyatı bu kadar tutar mı? Belki de bu yüzden kanlı savaşlar piyon bulmakta zorlanmaz. 

Ölmeyi öldürmeyi meşrulaştırarak nereye yol alır insan, kim ne kazanır bu yolla, soruları önemli bence. Kurban; bu yolda dini inançlardan beslenen ilkel ama insanın ve toplumun şekillenişinde etkili bir yana işaret eder, oysa ölmenin ve öldürmenin meşrulaştırıldığı modern yol ve yöntemler var nicedir. İnsanlığı, insanlığın geleceğini, dünyayı tehdit eden modern yöntemler, modern silahlar, savaşlar. 

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Barış, en çok ve koşulsuz, onurlu bir yaşam demek. Ve Kurban bayramının Barış Günü’ne rast gelmesini bir fırsata çevirmek mümkün. Herkes; dini inanış gereği de olsa hiçbir canlının katledilmesini onaylamadığını ilan ederek bıçaklarından kurtulabilir ve bugün barış için önemli ve tarihi bir adım atabilir.