Bir dönem Kürt hareketine “hizaya gelin” diyerek Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları örneğini gösteriyorlardı.

Şimdi süreç diye yırtınanların kalemşörleri bundan kısa bir süre önce Kürtleri “mini-soykırımlarla” tehdit ediyor, günde yüzlerce insanın öleceği kanlı bir yönelimden bahsediyordu.

Tehdit de değildi, bir fırsatını bulsalardı, Kürtlerin örgütlülüğü biraz güçsüz düşseydi akla hayale gelmeyecek yöntemlerle Kürtlere yönelecekler ve Kürt hareketini tarihe gömmeye çalışacaklardı.

Türkiye bu imha, inkar ve tasfiye gündeminden gram sapmamıştır. Hiç Kürtlerle oyun oynuyorlar, takiye yapıyorlar demeye gerek yok. Çünkü AKP Hükümeti ve onun başındaki isimeler Türkiye’nin yaklaşımlarını ifade etmekten geri durmuyor. Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “bölücü terör örgütü” lafını etmekten tek bir an bile imtina etmiyor.

Kürt hareketini “terörist”, “kurtulunması gereken bir bela” olarak gören bir zihniyetle nasıl barış yapılacak? Bu barış nasıl bir barış, kimin barışı, kime hizmet eden bir barış olacak?

Bu soruları açık bir şekilde sormak lazım.

***

Biz barış süreci, barış süreci diyoruz da gelinen nokta öyle çok da bu tanımlamayı hak etmiyor…

Düşünün bizim tüm gelecek umutlarımızı bağladığımız barış sürecine, 35 senelik çatışmanın tarafı olan PKK ve KCK mektuplarla katılıyor. Başmüzakereci konumunda olan Abdullah Öcalan ile örgütü arasında halen aracılar var. Sağlıklı ve sürekli bir diyalog konumu yok.

Sürecin güvence altına alınması için atılabilecek en önemli adımlardan biri, PKK yetkililerinin de açık bir heyetle müzakere sürecine katılması olmalıdır. PKKli yetkililer Öcalan’la bire bir görüşebilmelidir. Dünyada hangi barış sürecinde baş müzakereci ile temsil ettiği örgüt arasında anlık, bire bir iletişim imkanı sağlanmamıştır?

Peki hangi barış sürecinde ilk olarak silah bırakma, silahsızlandırılma gündemi öne sürülmüştür? Silahsızlandırma en son adımdır. Barış müzakereleri boyunca çatışmasızlık önemlidir ama silah bırakma çok farklı bir tartışmadır ve siyasal ve sosyal değişimlerin, yeniliklerin bir sonucu olarak gerçekleşir. Öyle “tamam ben silahımı bıraktım buyrun konuşalım” diye bir müzakere, barış süreci yoktur. Bu dayatma sadece Kürt hareketini teslim alma niyetini göstermektedir.

***

Barış sürecinin başarısız olması Türkiye için Kürtler için olduğundan daha büyük bir sorundur. Eğer barış süreci başarısız olursa, eğer Türkiye Kürtlerle eşit bir barışı gerçekleştiremezse Kürdistan’ın Türkiye’den ayrılması orta ve uzun vadede kaçınılmaz bir sondur. Kürtlerin uğrayacağı zarar, Türkiye’nin kaybedecekleriyle kıyaslanamaz bile.

Unutmayın PKK bugün hem uluslararası hem de bölgesel anlamda en güçlü dönemini yaşıyor. Uluslararası kamuoyu PKK’yi Kürt halkını savunan, meşru bir güç olarak algılıyor. Türkiye tarafından empoze edilen “terörist örgüt” algısı çok büyük oranda kırılmış durumda. Rojava Devrimi, Güney’de Şengal’de verilen mücadele, Kerkük’teki direniş ve elde edilen başarılar PKK’yi yeni bir tanıma kavuşturuyor.

Kürtler değil, Türkiye, Kürtlerle barışa muhtaç. Kürtlerle barış yapmayan Türkiye, Ortadoğu’da zaten sınırlı olan etkisini tamamen kaybeden bir ülke haline gelecek. Kürtlerle barış yapmayan bir Türkiye’nin Ortadoğu’da kendi gündemini, kendi politikalarını gerçekleştirme şansının bulunmadığı artık herkesin kabul ettiği bir gerçek.

Yani Türkiye adam gibi barış sürecini yürütürse kendi kazanır, yürütmezse de kendi kaybeder. Kürtlerin Türkiye’ye sabır göstermeleri gerekmiyor, zorunda da değiller.