Sürece yönelik analiz yetersizliğimizin nedeninin aslında yaşanılan koşulları doğru değerlendirememe çapsızlığından kaynaklandığını bilmek gerekir. Bunu bilememekten kaynaklı zafiyetlerimizi ise cehaletle özdeş tutmak en basit ama yetersiz bir açıklama olurdu. Bu noktada işin aslı, yaşama yön veren ilkelerimizdeki omurgasızlık, tutarsızlık ya da içinde yaşamaya çalıştığımız ortamla kan uyuşmazlığına sahip taban tabana zıtlık içeren ilkelere sahip olmakla daha açık tartışılabilir elbette. Doğrusu da budur. Ama belki de toplu kaybetme riskinin yüksek olduğu dönemlerde "şimdilik idare etme" mantığının uzun süre kullanımda olduğu ilişkilerde, giderek bu bir davranış biçimi, alışkanlık, hatta bir davranış normu haline dönüşebilmektedir. İşte bu noktadan sonra ilişkiyi tutarla bir tartışma zemininde tutabilmek mümkün değildir.
***
Barış ve çözüm sürecine ilişkin düşüncelerimi değişik yazılarda uzun uzun anlattım. Özeti:
Bir: AKP Devletine asla güvenmiyorum. Şu an sıkıştı ve bu konjonktürde aşırı zorlandığı için PKK dayatmasını kabul etmek zorunda kaldı. Yani sürecin mimarı AKP Devleti (ya da TC devleti) değil, Kürdistan Özgürlük Hareketidir; Kürt halkının verdiği büyük direniştir. Eğer Fırat’ın Batısı’nda da toplumsal bir direnişle de desteklenebilirse girişimin başarı şansı elbette vardır.
İki: Sürecin yaratabileceği rehavet çok tehlikeli olur. Uzun zamanlarda büyük direnişlerle yaratılmış bir ortam, çok kısa sürelerde basit gevşemelerle bütünüyle ortadan kalkabilir.
Kürdistan Özgürlük Hareketi ve onun gerillası, sürecin başarısı için kendi üzerine düşen görevi bütünüyle yerine getirdi. Kürt açık alan (yasal) iradesinin bir bütün olarak bu süreci zamanında doğru okuyup bir bütün olarak doğru kararlar alabilme basiretini gösterebildiğini söylemek benim için ne yazık ki mümkün değil. Sürekli yalpalayan ve birbiriyle çelişen siyasal açıklamalar yasal iradenin vermek istediği mesajların bütününü anlaşılmaz kıldı. Kendi içinde çatışmalı söylem, bu iradenin tutarlılığına ilişkin yorumların doğmasına neden oldu. Reyhanlı ve Taksim-Gezi olayları, Fırat’ın Batısı’nı kucaklama girişimi çerçevesinde değerlendirilemedi. Üstelik bu konuda politik yaklaşım farklılıkları çok açıkta ve net olarak sergilendiği için, "ne oluyor?" sorusu daha bir ürkütücü etki kazandı.
Üç: Yine de bu sürecin sonunda eğer bir "başarısızlık" yaşanacaksa, bu muhtemel başarısızlığın en büyük sahibi AKP Devleti olacaktır. Ama tarih, süreci destekleyen bizlere de, "ortaya çıkan fırsatları doğru değerlendirememek" kaydıyla bir hesap çıkarabilir.
***
Kürtler, barış ve çözüm sürecine ilişkin yolları ilmik ilmik örmeye çalışırken, AKP Devleti günümüze kadar sürece ilişkin hiçbir adım atmamıştır. Hatta Sayın Karayılan’ın da ifade ettiği gibi, "savaşa hazırlanmaktadır!" Taksim-Gezi Direnişi’nde de gördük ki, bu ülke bir kıvılcımın koskoca ormanları hemen tutuşturabileceği derin çelişkilere, ciddi iç çatışmaları sahiptir. Bu koşullarda eksik olan yanımızı, yani birlikte mücadelenin örgütlenmesi görevini bir an önce gerçekleştirerek, mücadele güçlerini birleştirmek en acil gereksinim olarak ortada durmaktadır.
Taksim-Gezi bunun küçük bir örneğini verdi. Birbiriyle kan uyuşmazlığına sahip siyasal örgütler bile asgari programlarında ortaklaşabildikleri yaşama dair taleplerle destansı bir mücadeleyi gerçekleştirebilmişlerdir. Geçmişte "Kürt" savaşırken bakanlar, bunun yanlışlığını eylemli özeleştirileri ile kendi aralarında gerçekleştirebilmişlerdir. Şimdi "Türk" mücadele verirken, geçmişin hatasına düşmemek, uzaktan bakan olmamak gerekir.
Evet "faşizme karşı!" Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Süryani-Keldani, Laz, Çerkez, Rum… Evet saymakla bitmez bu çoğulcu bileşim mücadele alanında ekmeğini, suyunu, ve elbette gücünü bütünleştirmeli, kavgayı birlikte kucaklamalıdır.
Otuz yıldır en zor koşullarda en büyük riskleri üstlenerek savaşı yürüten gerillanın Taksim-Gezi olayı üzerine bütünleştirici istemler ihmal edilirse, gelecekte ötekine dair söyleyecek çok sözümüz kalmayacaktır. Zira tarih artık hep "ama siz de…" diye yorumlanma tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır.
Barış sürecinin bitişi mi?
Savaşan iki güç arasındaki "barış" süreçlerinin her an zıddına dönüşebilecek politik hesaplar üzerine oturduğu; bu tür süreçlerin güvenilir süreçler olamayacağı herkesin bilebileceği en basit gerçeklerden biridir. Politikayla ilişkisi güncel pratik sorunların derinliğini aşmayan sıradan bir ilgilinin bile ilk öğrendiği bu gerçeği, kırk yıldır en sert çatışmaların içinde büyümüş ve günün politikalarının üretiminde asli rolü üstlenmiş bir siyasal hareketin önderlerinin bilemeyeceğini, anlayamayacağını farz ederek sürdürülen sohbetler, açıkçası dinlemeye tahammül edemeyeceğim kadar ilkel, anlamsız veya hadsiz konuşmalardır. Gerilla liderleri daha sürece adım atıp atmamayı tartışırken AKP iktidarına güvenilmeyeceğini açık açık beyan etmişlerdi. Ama eğer sadece önlerine çıkan fırsatları barış için değerlendireme konusunda değil, bilinçli çabalarla barış için fırsat yaratma girişimlerinde de yeterince bilgi ve deneyim sahibi bir gerilla gücünden söz ediyorsak eğer, bu alana ilişkin akıl vermeye kalkmak yerine biraz da akıl almaya kalkmak sanırım bilinç gelişiminin önünü açmak bakımından büyük öneme sahiptir.