Hayır bunlardan sadece birinin olasılığını düşünmek bile akla zarar bir zihinsel yanılgının içinde olunduğunu gösterir. Süreç, iç ve dış nedenlerle hayli zorlanan Türkiye’nin artık gerileyebileceği bir alanın kalmamasıyla açıklanabilir.
Hemen öfke krizlerine girip yağıp kükremekle gerçeği karartmak mümkün değildir. Bu ülke yönetiminin bu kadar fazla böbürlenme gereksinimi içinde olması bile bir batağa iyice saplanmışlığın farkındalığının ürünüdür. Türkiye yükselen bir ülke değil, tersine, etrafında "dost" diyebileceği tek bir ülkenin kalmadığı; ekonomik inişin çoktan başladığı; toplumsal yarılmanın giderek derinleştiği; bölünme olasılığıyla karşı karşıya bir ülke konumundadır.
Doğru bir sosyo-ekonomik değerlendirme üzerinden yeni bir anayasa, bu bataktan çıkmanın da biricik yoludur. Yani, yeni bir anayasa Kürtler için olduğu kadar ve en az o kadar da diğer halklar ve emekçi sınıflar için gereklidir.
***
Mevcut koşullarda Türk Devleti’nin ne bir özgürlükçü Anayasa üretebilmesi, ne de özgürlükçü bir anayasanın ön şartı olan adil bir barışı gerçekleştirebilmesi mümkün değildir.
Mümkün değildir: Çünkü Türk devleti hala 90 yıldır kötülükten başka bir halt üretememiş olan analog bir kafayla düşünmektedir. Ve bu kafadan, çağın gelişim yönüne uygun dijital bir düşünce üretimini istemek akla aykırıdır. Türkiye, ne sömürgeci hayallerinden vazgeçmiş, ne tarih boyunca kendini var ettiği kanlı katliamlar ve soykırımlar tarihiyle yüzleşme cesaretini göstermiştir. Tersine, barış sözcüğünü ağzına almaya kalkanın dilini koparmaya hazır bir çoğunluk, kamuoyu araştırmalarındaki önceden belirlenmiş soyut "barış isteruk" sonuçlarıyla örtüşmemektedir. MHP’yi bir yana koysanız da, CHP’li Güler gibi ırkçıların AKP saflarının büyük çoğunluğuyla yürekten benzeştiklerini biliyoruz.
***
Barış, savaş ya da çatışma hallerinin son bulmasını sağlayabilmek için, bu çatışmayı doğuran nedenlerin bulunup ortadan kaldırılması eyleminin adıdır. Savaş teorisyenleri ya da sistem analizcileri barış eylemini farklı anlamlar içinden, farklı tanımlarla tanımlasa da, "çatışmayı üreten nedenler bütünüyle ortadan kaldırılmadan adil ve kalıcı bir barışı gerçekleştirebilmek mümkün değildir" saptamasında tam bir düşünce ortaklığına sahiptirler. Türk devleti, Kürt halkı ile sürdürdüğü kanlı savaşın "kendi yapısal özelliklerinin ve devlet zihniyetinin sonucu" olduğunu kabul etmedikçe (ve elbette böylesi bir saptamanın doğal sonucu olarak da "eylemli bir özeleştiri" yapmadıkça) kalıcı bir barışı gerçekleştirebilme becerisini gösteremeyecektir.
***
Özgürleşme yürüyüşünün bilinen en büyük handikabı, süreçte yer alması gereken Türkiye işçi sınıfının ne yazık ki bu çatışmanın dışında kalmaya devam etmesi, hatta zaman zaman eylemsel olarak da gösterdiği bir milliyetçi duruştan kopamamasıdır. Yani, henüz yeni başlayan Anayasa hareketi, toplumu gerçek anlamda değiştirme dinamiğine sahip sınıf ve toplumsal-siyasal kesimlerin katkıları dışında gelişme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Oysa böylesi bir süreç, demokratik bir anayasa üretemez. Demokrasi ve barış güçlerinin örgütlülüğü ve bu örgütlülüğün eylemli politik dayatması, yeni politik sistemin demokratikliğinin de ölçüsünü belirleyecektir.
"Yeni bir başlangıçta bulunmak isteyen" halklar için oluşturulması istenen yeni anayasanın kilit sözcüğü söylenmiştir: Toplumsal farklılıkların zenginlik olarak değerlendirilerek, her bir farklılığın ötekilerle eşit ve adil bir ilişki içinde "ben de varım" diyebilmesi. Sömürüsüz bir geleceği örebilmek için 90 yıllık "inkârın inkârı" bir zorunluluktur. Demokratik yaklaşımın ilk koşulu da budur.
***
Bir barış sürecinin başlayabilmesi için:
- Haber alma ve iletişim özgürlüğünün sonuna kadar işletilmesi ve korunması.
- Düşüncenin örgütlenmesi ve propagandasının tamamen özgürleştirilmesi zorunluluktur.
- Barış süreçlerinin başlayabilmesi için barışçı bir dilin egemen kılınması; taraflar arasında bir ateşkes sağlanması; barışın güvenliğini gerçekleştirebilecek bir yasal sistem konusunda kafaların açık olması gerekir. Açıktır ki üniter bir yapı ile çağımızda artık çok etnisiteli bir toplumu barış içinde tutabilmek olanaklı değildir.
***
Türkiye yeniden tıkandı. AKP’nin tek başına yapacağı bir Anayasa için Tayyip martı işaret etti.
Ama unutmamak gerekir ki, "Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır!"
Barış üzerine notlar
"Türkiye neden barış istiyor?" diye sorsam akla uygun bir yanıt verebilir misiniz? Hele bir zorlayın kendinizi. Örneğin insan haklarına verdiği önemden dolayı ya da bütün halkların özgür olması gerektiğine inandığı için, ya da Kürt, Ermeni ya da diğer halkların varlığını gerçekten kabul ettiği için, ya da daha fazla ölümler yaşanmasın diye, ya da…