Yerel yönetim seçimlerine yalnızca on yedi gün kaldı. Çoktan seçim sürecine girilmiş olması gerekirken, ülkemizde bir seçim atmosferinden söz etmek pek gerçekçi görünmüyor. Bir kere seçim sürecine girmek demek, etkili bir propaganda çalışması yürütmek demektir. Propaganda ise sadece seçim meydanlarında değil, esas olarak medya üzerinden yapılır. Ne var ki Kürt medyasının bu konuda başarılı bir pratik sergilediği söylenemez. Bu durum özellikle yurtdışından yayın yapan Kürt televizyonları için çok daha doğrudur. Söz konusu televizyonların en çok izlenen programları ana haber bültenleri oluyor. Buna rağmen haber bültenlerinde seçimlere ilişkin gelişmeler en sona bırakılıyor. Ana haber bültenlerinin ilk yirmi dakikasında seçime ilişkin hemen hiçbir şey duyamıyorsunuz. Haber konusu yapılan toplumsal eylemler de seçimlerden bağımsız bir tarzda sunuluyor.
Ülkemizde bahar ayları her zaman hareketli geçer. Bu aylar boyunca Kürt toplumu hep ayakta ve mücadele halindedir. Mücadele meşum 15 Şubat komplosuna karşı protesto eylemleriyle start alır. ‘Dondurucu kış’tan çıkışı ifade eden bu mücadele, 8 Mart’ta kadının görkemli direniş eylemleriyle yeni bir boyut kazanır. Kürtler için topyekûn direniş sürecidir Newroz. Yediden yetmişe tüm Kürtler Newroz kutlamaları sırasında özgür yaşam konusundaki kararlılıklarını haykırmak üzere seferber olurlar. Her yerde halkımızın özgürlük çığlığı yankılanır. Bu yüzden yerel yönetim seçimlerinin 30 Mart’ta yapılacak olması BDP ve Kürt siyaseti açısından ciddi bir şanstır. Şimdiye kadarki eksiklikleri geride bırakıp en azından bundan sonra bu şansı iyi değerlendirmek gerekir. Bunun yolu da Newroz kutlamalarını seçim süreciyle birleştirmekten geçer. Tersi bir tutum olumsuz sonuçları beraberinde getirir.
Kürt Özgürlük Hareketi bundan önce yapılan birçok seçimi referandum diye tanımladı. Aynı şekilde bazı Newroz kutlamalarını da referandum gibi ele aldı. Yine de referandum yaklaşımı en çok da bu yılın Newroz’u ve önümüzdeki seçimler için geçerli olacak. Newroz kutlamalarına katılım düzeyi ve bunun seçimlere yansıtılması demokratik çözüm sürecinin kaderi üzerinde muazzam bir etkide bulunacak. Son on yedi günlük kesintisiz mücadele sürecinin yansıyacağı sandık sonuçları bizi barış ya da savaş seçeneği ile yüz yüze bırakacak. Türkiye’deki iktidar klikleri bu konudaki tutumlarını sandıktan çıkacak sonuca bakarak netleştirecekler. Bu seçimlerin önemini yaşamsal kılan gerçek budur. Bu anlamda BDP sadece daha önce kazandığı yerel yönetimlere yenilerini katmakla yetinemez. Yeni belediyeler kazanmak kuşkusuz önemlidir. Fakat bundan daha da önemlisi BDP’nin kendi oy oranını çok daha yükseğe taşımayı başarmasıdır. Bunun için de hedef ülkemizde tüm oyların BDP’ye akmasını sağlamak olmalıdır.
Kürt sorununun demokratik çözümünü istemeyen ve Türkiye toplumunu barış seçeneğine kapalı tutmaya çalışan karanlık güçler bu gerçeğin oldukça farkındalar. Bu nedenle HDP’nin seçim çalışmalarını sabote etmek için her yolu deniyorlar. Bu partinin halkla buluşmasına ve gerçekleri halka açıklamasına izin vermek istemiyorlar. Ergenekon adlı çeteden Fethullahçılara, AKP’den CHP’ye kadar pek çok oluşum bunun için seferber olmuş durumda. Polisler birçok yerde saldırganlarla işbirliği yapıyor. Bunlar HDP tabelalarını bile sakıncalı bulup indiriyorlar. ‘Halklar’ kavramı bile kendi başına bunları kırmızı görmüş boğa refleksine yöneltiyor. Böyle devam etmesi halinde bu saldırıların linç kampanyalarına dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor. Zaten söz konusu saldırılardan amaçlanan da biraz bu oluyor.
Türkiye toplumunda belli bir uyanış, toplumun barış ve demokrasi mücadelesinde belli bir yükseliş var. Çatışmasızlığın müzakereye evrilmesini sağlayacak bir muhatap bulamasa da, demokratik çözüm sürecinin en önemli kazanımlarından biri bu oldu. Savaş ve şiddet ortamında içine kapanan Türkiye toplumu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihî Newroz açıklamasının ardından özgürlük, barış ve demokrasi talebini açıkça dile getirmeye başladı. Gezi eylemliliği Türkiye toplumundaki demokratikleşme potansiyelini herkese gösterdi. Odun kırıcının hınk deyicisi konumundaki CHP ve bazı Ergenekoncu yapılar, erkenden fark ettikleri bu potansiyeli saptırmak üzere harekete geçtiler. Aynı yapılar şimdi de HDP’ye saldırıyorlar. Çünkü HDP ile BDP’nin toplam oy oranı yüzde ona yaklaşırsa, şimdiye kadar ısrar ettikleri savaş ve şiddet yanlısı tutumlarını bundan sonra sürdüremeyecekler.
Başbakan Erdoğan lafta sahip çıksa ve Fethullah çetesinin boşa çıkarmak istediğini belirtse de, gerçekte AKP’nin hakkıyla sahiplendiği bir çözüm süreci yoktur. AKP yakın zamana kadar sadece çatışmasızlık koşuluyla uyum halinde göründü. Sıra müzakereye gelince yan çizdi ve çatışmasızlık ortamının rantını derlemeye çalıştı. Önder Öcalan AKP Hükümetini demokratik çözüm sürecine dahil etmek için yoğun çaba harcamış olsa da, bu çabaları arzu ettiği sonucu vermedi. AKP oyalama yoluna girmekle de yetinmedi; görünürde barıştan söz ederken alttan alta savaş hazırlıklarını yoğunlaştırdı. Oyalama taktiği de zaten bu hazırlıklar içindi. Seçimden çıkacak sonucu bu açıdan da önemsemek gerekir. Kürdistan’da oy geçmişteki oranını koruyacak bir AKP, savaş seçeneğinde karar kılabilir. Dolayısıyla barış ve demokratik çözümü sahiplenmek için AKP’yi Kürdistan’da bir tabela partisine dönüştürmek şarttır.
CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımı AKP’ninkinden farksızdır. Fethullahçılar ve Ergenekon ile kol kola yürüyen bu parti ‘Kürt’ adına bile tahammül etmiyor. Aslını inkar eden bir adamın başında bulunduğu bir partiden bundan farklı bir tutum beklemek zaten abesle iştigal etmek olur. Kendini inkar eden devşirme birinin farklı kimlikler ve kültürlere yönelik inkar politikasına karşı çıkması asla beklenmemelidir. CHP Türkiye’nin demokratikleşmesinin önüne dikilmiş en ciddi engel durumundadır. Türkiye’de sol hareket bu parti ile arasına kalın sınır çizgileri çekmedikçe adına layık bir demokrasi hareketi gelişme gösteremez.
Tekrar edelim: Önümüzdeki yerel yönetim seçimleri savaş-barış ikileminde kefenin hangisi lehine ağır basacağını belirleyecektir. Demokrasi, özgürlük ve barış isteyen herkes bu nedenle seçim çalışmasını en önemli işi olarak bellemeli, HDP ve BDP adaylarının seçimlerde zafer kazanmaları için kesintisiz çalışmalı, her iki partinin oy oranının yüzde onu aşması için çaba harcamalıdır. Herkesin barış seçeneğinde karar kılması buna bağlıdır.