Geçen hafta yazmayı düşündüğüm bir yazıydı bu. Chavez ölünce ona ilişkin yazdım ve bütün hafta boyunca da '5 kadın’ adıyla, konusu barış ve kadın olan uzun metraj filmimizi yapmakla uğraştığımdan, neredeyse hiç gazete okumadım. Bu yüzden buna ilişkin yorumları, yazılanları okumadığımı belirterek başlamak istiyorum.

Öncelikle Baudrillard’dan bir alıntı, (Çok muhtemel Baudrillard’dı. Nerede okuduğumu tam hatırlamıyorum ama esas olarak anlatmaya çalıştığıma vesile olacağı için önemli benim için.) Yazar bir doçentlik tezi komisyonunda iken, tezi yazan, kişinin kaynakçalarına baktığında, kitapların ve yayınların arasında, 'şu tarihli kahvaltıda görüşme’ diye bir ibare görür. Bunun kaynakça olarak kullanılamayacağını söyler. Çünkü der yazmak bir süreçtir. Üzerine düşünülür ve son durumuyla, ortaya çıkar. Kahvaltıda bir konuşma ise bu süreci geçirmediğinden, sadece bir kahvaltıda konuşmadır. Tezin sahibi ise, bunu söyleyeninde aynı kişi olduğu ve kabul edilmesi gerektiği konusunda ısrar eder. Sonunda Baudrillard! 'Tamam o zaman, kabul ediyorum, geçtiniz sınavdan ancak bunu size sadece 'söyleyebilirim’, yoksa geçtiğinize dair bir kağıt vermem. Kabul ediyor musunuz?’
İmralı zabıtları diye yayınlananlar, bütün olarak doğru ya da aksine eksik ya da yanlış aktarılmış olması bir şeyi değiştirmez. Bütün bunlar 'zabıt’, 'tutanak’ değildir. Çok önemlidir ama yine de bir görüşmedir sadece. Bu yüzden mesela Kolombiya FARC-EP gerillası ile Kolombiya hükümeti sadece uluslararası gözlemcilerin önünde görüşmekle kalmaz, aynı zamanda bu görüşme tutanaklarını, iki tarafta imzalar. Yani bütünüyle, bir sürecin ürünüdür ortaya çıkan. Düşünülmüş, konuşulmuş, karşılıklı olarak yorumlanmış ve en azından söylendiği kadarıyla onaylanmış demektir. Bu 'barış müzakereleri’ ya da 'ön görüşmesi’ olsun, çok hassas bir durumun provoke edilmesini, yanlış anlaşılmasını engeller. Bu aynı zamanda görüşmelerin tutanaklar üzerinden, şeffaf olarak yürümesini de sağlar aynı zamanda.
Bir başka nokta da daha önce bir kaç kez yazdığım gibi müzakerenin olgular üzerinden yürümesidir. Müzakereyi zafer ile karıştırmamak gerekir. Müzakere ve barış, karşılıklı kabuller üzerinden ilerler ya da bir başka deyişle, bir şeyler, karşılıklı olarak sineye çekilir. Müzakereyi tanımlarken, 'iki tarafta kazanacak' diye tanımlanır ama bir başka açıdan baktığınızda, iki tarafta kaybeder. Mesela ben, tabi ki halkların düşmanı, neoliberal AKP Hükümetinin tasfiye olmasını isterim, ama müzakerede böyle bir şeyin ileri sürülebilmesi mümkün değildir. Siz olgular üzerinden hareketle ancak geniş bir alan yaratmak durumundasınızdır, o kadar. Bu da özellikle masada oturduğunuz sürede, barışın aşağıdan inşası ile mümkün olabilir.
Ayrıca kelimeler üzerinde de inşa edilmez. Bu nedenle mesela 'Demokratik Özerklik’ kelimesi, yani 'radikal katılımcı bir demokrasi’ biçimi, yani özgür komünler adı geçmese bile bunun inşa edilmesi mücadelesinden vazgeçileceği anlamına gelmez ya da tam tersine, bunların adı geçtiği bir sürü yerde, gerçekte sadece kelimelerden ibaret olunca hiç bir anlam taşımadığı gibi. Bu nedenle 'Demokratik Özerklik- Özgür komünler’ düşüncesini,  baştan beri sadece ütopik bir hayal olarak düşünenlerinin, bu günkü 'Bak gördünüz mü’ mutluluğunu bozmak istiyorum. Bence Kürt hareketi 'ekolojik demokrasi’den, radikal katılımcı bir demokrasiden vazgeçmeyecektir.
Eşitlik, Özgürlük, Adalet ve Barış…