Yıllardır televizyonlarda yayınlanan kimi dizilerde Kürt halkının değerlerine yönelik "ırkçı kavramlar" ve "nefret söylemlerinin" kullanılması toplumsal çatışma zemini yarattı. "Çözüm süreciyle" birlikte barış dilinin yakalanması için bazı diziler yayından kaldırılmaya başlanırken, bazı diziler ise halen yayınlarını sürdürüyor. Irkçı yaklaşımlar ve nefret söylemlerini sürdüren dizilerin televizyonlarda yayınlanmasını eleştiren Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, medyanın toplumda özgür bir vicdanın oluşturulması, barış ve özgürlüğün geliştirilmesinden sorumlu olduğunu ifade etti. Yıldırım, Türkiye'nin cumhuriyet tarihi boyunca belli muhalif sesler ve çevreler hariç, basının hiçbir zaman özgür, barışçıl, vicdani medya oluşmadığını aktardı.


Dizilerde ayrımcılık sürüyor

Yıldırım, yayın ilkelerini düzenleyen 6112 sayılı yasada yer alan "Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz" hükmüne rağmen, başta TRT olmak üzere, biçok yayın kurumunun nefret suçu işleyecek düzeyde yayın politikası sürdürdüğünü vurguladı. Bunun haber, tartışma programları ve süreli dizi filmleri ve senaryolara da yansıdığını dile getiren Yıldırım, Şefkat Tepe, Tek Türkiye, Kurtlar Vadisi gibi dizileri örnek vererek,''Dizilerde hem bölgesel hem de etnik ayrımcılığın ve Kürt halkına karşı nefret duygularını körükleyen, ülkenin batısında özellikle bu nefret duygularıyla bakış açısını beslemeye dönük bir yayın politikasının güdüldüğünü görüyoruz'' dedi.

'İktidara yönelik politika belirleniyor'

Yıldırım, son zamanlarda bu yayınların, özellikle çözüm süreciyle birlikte, biraz daha itinalı bir konsepte dönüşmeye başladığını gördüklerini kaydederek, iktidar güdümünde, yaranma amacıyla yapılan bu yayıncılığın da problemli olduğunu ve basının bağımsız duruşuna ters düştüğünü belirtti. Medyanın sorumluluklarına dikkat çeken Yıldırım, ''Özellikle siyasilerin nefret dilini kullandığı yerlerin basın yayın tarafından sansürlenmesi gerektiği, çok fazla toplum önünde görünür kılınmaması gerektiği sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Belki de savaş ve çatışma kültürünün, kin ve nefret duygularının en fazla yükseltildiği dönemde basın ve medya ayağına çok daha fazla iş düşmektedir" dedi.

'RTÜK görevini yerine getirmedi'

Basında Kürtlere karşı kullanılan nefret dilinin diğer kimlikler için de tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Yıldırım, bu konuda en büyük sorumluluğun RTÜK'te olduğunu ifade etti. Yıldırım, bir yayına karşı ancak ekrana geldikten sonra RTÜK'ün müeyyide uygulayabildiğini ekleyerek, "Yayınlandıktan sonra, özellikle yayın ilkelerini düzenleyen ve bu konuda müeyyide uygulama yetkisini kendisinde bulunduran RTÜK'ün bugüne kadar görevini yerine getirdiğini söylemek çok zor" değerlendirmesinde bulundu.

Medya özgürlükten yana olmalı

Yıldırım, cumhuriyetle birlikte Türkiye'de farklılıkları reddeden, bastıran ve tek tipleştiren ulus devlet konseptiyle hareket edildiğini belirterek, diğer kesimlerin neredeyse hakarete uğradığı bir yayın politikasını gördüklerini söyledi. Türkiye'nin 90 yıllık demokrasi problemini aşmasının bugünkü aşamada sıkıntılı olduğunu vurgulayan Yıldırım, bu konuda medyanın rolünü şöyle ifade etti: ''Eğer demokratikleşmeden özgürlüklerden yana bir gelişimin sağlanmasını istiyorsak, basının özellikle de görsel ve işitsel basının, bunu topluma barış dili ile lanse etmesi gerekiyor. Bu projenin başarıya ulaşmasının en önemli yollarından biri budur ve basına çok büyük görev düşüyor. Barışın, kardeşleşmenin diline öncelik veren, bütün farklılıkların bir zenginlik olduğu ilkesini esas alan yayın politikası oldukça önemli. Ülkede bir normalleşmenin sağlanabilmesi için medya dilini özgürlüklerden ve demokrasiden yana kullanmalıdır. Kalıcı bir barışın tesisi için basının çok ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz. Kullanılacak dil itina ile seçilmelidir. Özellikle nefret suçunu körükleyenlere itibar etmemelidir."


SERKAN KURT / DİHA/ANKARA