Önceki hafta Fener Rum Patriği, Ortadoksların ruhani lideri Bartholomeos bir dizi ziyaret için Paris’e geldi. Bartholomeos, Perşembe günü Katolik Enstitüsü’nde 'Din ve Çevre’ konulu bir konferans verdi. ’Allah’ın bize verdiği dünyayı ona ve gelecek nesillere olduğu gibi geri vermemiz gerekir’ diyordu. Oysa insanlık, savaş ve katliamları hiç eksik etmemişti... Kimse ne Allah’ı ne de onun masum kullarını dinlemişti.

Ekoloji konusu, son yıllarda birçok siyasetçinin seçim yatırımı olarak kullandığı bir söylem olmaktan öteye gitmiyordu. Dolayısıyla siyasetçiler, kıyıdan köşeden bir kaç ekolojistin kullandığı söylemi ezberleyip 'Biz de ekolojiye önem veriyoruz’ trendini yakalamak için sözler sarf ediyorlardı. Kısacası, günlük siyaseti kurtarmak için kullanılan bu yöntemle, ekolojinin pratikte ciddi ve doğru metodlarla ele alındığı da görülmemişti.  Terörist diye lanse edilen ama Kürdistan dağlarında yavru ceylanları sütle besleyen kadın gerillaların hakkını yemeyelim tabi. Bartholomeos’un 'din ve çevre' konulu, bir saatten fazla süren konferansı ilgiyle karşılandı. Bir din adamının doğal kaynakları, dönüştürülebilir enerjiyi, çevreciliği bu kadar derin analizlere tabi tutması ilginçti. Siyasetçilerden alıştığımız ve seçim yatırımı olan bu sözleri ilk defa bir din adamının ağzından duyuyordum. Bir din adamının bir çıkar beklemeksizin yaptığı bu çağrıyı, dünyanın geleceği konusunda tehlike sinyalleri çalmasını samimi ve yürekten buldum.
Bartholomeos ekolojiyle Din’i 'Allah'tan geleni O’na tekrar olduğu gibi iade etmek’ şeklinde açıklıyordu. Allah’a ait olan her cisim veya varlığın kirletilmeden, korunarak tekrar gelecek nesillere aktarılmalıydı. Çevre kirliliği ve çığırından çıkan her çevre felaketi, ruhun dinden gerektiği gibi beslenememesinden kaynaklanıyordu. Doğal kaynaklardan sınırsız bir şekilde faydalanma ihtirası, ihtiyaçlarımızı karşılamaktan öteye çağımızın tüketim hastalığından kaynaklıdır. Bartholomeos, birçok teoloğun ve Papa adayı Paris Kardinali’nin de olduğu konferans sonunda fahri doktora ünvanı aldı. İlk dersinin de çevre konusu olması, bana göre dünyanın geldiği felaketin eşiğini göstermek açısından çok anlamlıydı.
Yalnız, çevreciliğin günümüz tanımının biraz olsun değişmesini temenni ediyorum. Çünkü sadece fabrika ve makinelerin ya da araba egsozlarının çevreye verdiği kirliliğe ve petrol tankerlerinin denizlerde yarattığı felakete tepki göstermek bana göre iyi bir çevreci tanımı için yeterli bir açıklama değil. Greenpeace eylemcileri Roboskî’ye veya dünyanın herhangi bir yerine yağan bombalar için de 'bir çevre felaketi yapıldı’ diye ayaklanmalıdır. Din adamlarının da insan katliamlarıyla yapılan çevre felaketlerini ekolojik çerçeve içinde değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bombaların düştüğü yerde ölen her canın bir ailesi, annesi, arkadaşı, dostu vardır. Sevdikleri, hayvanları, hayalleri ve  doğayla bir hukuku vardır. Doğa ile harmoni içinde yaşayan her varlığın katledilmesi bir suçtur, bir çevre felaketidir de. Aslında 'en büyük çevre felaketi savaştır’ sloganı bana göre kendisine  'çevreciyim’ diyen her bireyin sloganı olmalıdır. Dolayısıyla her çevreci, bir barış aktivisti olmalıdır. Bu duruş, bana göre çevrecilerin samimiyetlerinin ölçüsüdür. Kaldı ki dünyanın geldiği noktada klasik çevre kirliliği, savaşların getireceği çevre felaketinin yanında denizde bir damla misalidir.