Barzani’nin İran gezisi, Güney Kürdistan’da bağımsızlık tartışmalarının yoğunlaştığı ve referandum da dahil bağımsızlığa dönük bir takım hazırlıkların yapıldığı bir döneme denk geldi.
İran ziyareti öncesi Alarabiya’ya bir demeç veren Barzani, Kürtlerin Irak’a bağlı ancak, bağımsızlığa da hazır olduklarını söyledi.
„Kürdistan halkı referandum yoluyla Kürdistan’ın bağımsızlığına onay verirse, sonunda savaş olsa bile bu kararın arkasında duracaklarını“ da belirtti.
Bağımsızlık talebinin yüksek olduğu Kürdistan’da olası bir referandumdan bu yönde bir kararın çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Amerika’nın Irak’tan çekildiği, Arap Baharı’nın bölgenin gerici rejimlerini tasfiye ettiği bir süreçte, merkezi hükümetin Kürtlerin kazanımlarını geri almaya çalışması bağımsızlık talebini güçlendiriyor.
Aynı şekilde bölgesel gelişmeler de süreci tetikliyor. Ancak, özellikle İran’ın nasıl bir tepki vereceği bilinmiyor! Türkiye- İran – Suriye ittifakı ise çökmüş bulunuyor.
Türkiye, Irak Kürtlerinin önünden çekildiği izlenimi verse de şantajdan da geri durmuyor.
Öyle gözüyor ki kısa erimde Ortadoğu’da yeni bir devlete; Kürt devletine dair tartışmalar gündeme girecektir.
Barzani’nin İran gezisinde de bağımsızlık konusunun en önemli gündem maddesi olduğu iddia edilmektedir. İran’a ‘güvence’ vermek amacıyla gittiği de söylenmektedir.
Önce gün Hewler’e geri dönen Barzani, dini lider Hamaney ve Cumhurbaşkanı Ahmedinejat başta olmak üzere İran’da üst düzey görüşmeler gerçekleştirdi.
Görüşmelerden ne sonuç elde edildiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla gezinin olumlu mu olumsuz mu geçtiğini gelişmeler gösterecek.
İran, Kürtlerin bağımsızlığını kendi himayesinde olması şartıyla kabul edecektir. Irak Kürtleri ise buna evet demeyecek, diyemeyecektir. İran’ın politikası, tarihi, kültürel birçok neden gibi bölgesel ve küresel dengeler buna izin vermemektedir.
Bu durumda İran’ın Kürt devletini, hele hele Türkiye’ye entegre bir Kürt devletini kabul etmesi mümkün değildir. Fakat İran, gelişmeleri belirleyecek durumda da değildir. Zira, Amerika ve İsrail başta olmak üzere küresel güçlerin hedefindedir.
İran uluslararası bir meseledir. İç ve dış dengeler onun aleyhindedir. Böyle bir İran’ın Kürtlerin bağımsızlığını şiddet kullanarak engellemesi mümkün değildir.
Burada kilit ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti benzeri Kuzey Irak Kürt Cumhuriyeti istediği bilinmektedir.
Kaldı ki Irak Kürdistanı’nı ekonomik olarak kendine entegre de etmiştir. Şimdi siyasi entegrasyon süreci işletmektedir.
Tabii, Türkiye için de kilit PKK’dir. Kuzey Kürdistan’ın geleceğidir.
Dolayısıyla hem Ankara’nın bölgesel ve küresel hesapları hem de Barzani’nin bağımsızlığa dayalı amaçları açısından PKK’nin öncülük ettiği son Kürt isyanı yaşamsal önem arz etmektedir.
Türkiye’nin her şeyden önce kendi Kürt sorununu barışçıl- demokratik yöntemlerle çözmesi gerekmektedir.
Ne var ki bölgesel düzlemde Kürtlerin ‘hamiliğine’ soyunmuş izlenimi veren Türk devleti kendi Kürtlerine zulüm etmeye devam etmektedir.
Türk devleti ve AKP Hükümeti 30 yıldır denenmiş ve hiçbir sonuç vermemiş şiddet politikasında ısrar ediyor. Çukurca’da olduğu gibi Kürtlere karşı en vahşi yöntemleri kullanmaktan da çekinmiyor. Ancak bu yolla sonuç alamıyor. Aksine kendi varlığını da tehlikeye atıyor. Bu yüzden Barzani’nin yardımına ihtiyaç duyuyor.
Barzani’nin, Ankara’ya yarın yapacağı resmi gezi bu anlamda tarihi önem arz ediyor. Başbakan Erdoğan’ın davet ettiği ve PKK’yle savaşın içine itmek istediği Barzani, Ankara’ya aslında ‘arabulucu’ sıfatıyla gidiyor.
Ancak işinin kolay olmadığı anlaşılıyor. Zira, AKP Hükümeti Kürtlerin meşru haklarını vermeden, PKK’yi baskı altına alarak ve ona geri adım attırarak meseleyi ‘ucuza kapatmak’ istiyor.
Barzani ise PKK’yle savaşa karşı çıkıyor. Ankara’da bu tutumunu devam ettirmesi bekleniyor. PKK’yi ikna etmesi içinse Türk devletini onun elini güçlendirmesi; Kürtlerin meşru haklarını vereceğini taahhüt etmesi gerekiyor.
PKK ise anadil ve özyönetim hakkında ısrar ediyor. Rudaw gazetesine bir demeç veren KCK Konseyi Başkanı Murat Karayılan, bir yandan Barzani’nin çözüm çabalarına dikkat çekiyor, diğer yandan da ‘Kürtlere kendini yönetme hakkının verilmesi halinde gerillanın silah bırakabileceğini’ söylüyor.
Bütün bunlar Barzani’nin yapacağının bir sınırı olduğunu gösteriyor. Yine de onun barışçıl çözüm için harcadığı çabanın olumlu sonuçlanmasını beklemek gerekiyor.
Zira PKK’siz olmuyor. PKK’ye rağmen Türkiye’nin de Barzani’nin de amaçlarına ulaşması zor görünüyor.
Dolayısıyla PKK’nin de denkleme dahil edilmesi gerekiyor.