Irak Kürdistanı bölge Başkanı Mesud Barzani, Ankara’da "Devlet Başkanı" süsü verilmiş bir protokolle, ama "münhal bakan" bulunmadığından, uçağın merdiveni dibinde, müsteşar seviyesiyle karşılandı. AKP’nin, yer yüzündeki katıksız, koşulsuz başlıca dostuna verdiği değere bakın, "B" tipi bir karşılama ve bir demet çiçek sunan da yoktu.
Onu uçağın kapısından alıp, heyetiyle birlikte, seçkinlerin dinlendiği salonuna (VİP) aldılar. Beklenen sürpriz, buradaydı. Salonda, Türk ve Irak’ın yanında Kürdistan bayrağı dikili duruyordu.
Kendi deyimiyle Barzani, "her Kürt gibi" gururla dolmuştu.
Oysa, bugün Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, o zaman da muktedir Başbakandı. Ama Kürdistan’ın kapıları henüz ardına kadar açık, ticaret müemmen, "halklar ayrı olsa da ülkeler tek" değil, Türk askeri üsler ve "makbul olmayan Kürdün" nefesini dinleyen, görüntüsünü alan, koodinatlarını tesbit eden istihbarat ağları tesbih taneleri gibi yan yana sıralanmıyordu, henüz....
Bugünkü Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gün Başbakanı ve yine tek muktedirdi. Ama Barzani, "aşiret reisi" idi.
Pasaportunda Kürdistan damgası olan kimse Türk sınırından içerye sokulmuyordu. İsmi Kürdistan olan bebek, allah yarattı denilmeden sınırdan, geldiği yere gönderiliyordu.
Barzani, o zaman hayal edebilmiş miydi bilmiyorum, ama bir kaç yıl sonra, aynı Erdoğan’ın yönetimi tarafından, Kürdistan Bayrağıyla karşılanıyordu.
Kürdistan için pahalı bir bedel, ama Barzani, kendisi ve ülkesinin statüsünü satın almıştı.
Ancak, AKP’nin "Aristokratik protokol" olan diplomasi nezaketi, kendisi kadar ve kendisine yakışan boyuttaydı.
Havaalanında, bayrağı açılarak "aşiret reisliği" çöpe atılan, Devlet Başkanlığı tescil edilen Barzani, sonra yeniden "AKP’nin kendi nezaketinin berbatlığına" kurban gidiyordu.
Çünkü, yola çıkan Barzani’nin ilk durağı, seviyedaşı olarak Cumhurbaşkanı olması gerekirken, AKP’nin "altı kaval, üstü şeşhane aristokrasisi" gadrine uğramıştı.
Devlet görgü ve terbiyesinde müsteşarlar, devlet Başkanlarının muhatabı değildi. Muhataplıkta seviye esastı. Ama, havaalanından yola çıkan Barzani, MİT müsteşarına gidiyor ve ülkeler adına ikili görüşmeye oturuyordu.
Kasıtlı ya da değil, bu bir berbatlıktı. Dünyadaki ismi skandaldı. AKP, bayrağını da göstererek, devlet başkanlığını kabul ediyor, sonra kendi kurnazlığıyla geri almaya, güya küçümsemeye kalkıyordu. Geçen, yazımıza anlatmak istediğim, bu rezillikti.
Ancak, AKP’nin kaide, kural tanımayan nezaketsizliği bu kadarcık da değildi. Erdoğan Türk milliyetçisi (ülkücü) selamıyla kafa tokuşturup öperken, Barzani’nin ülkesi bir gece önce saldırıya uğramıştı.
Birazcık görgüsü, insaniyet adına nezaketi olan, davet ettiği misafirin evine baskına çıkıp, bombaya, yangına tutar mıydı? AKP’nin kalitesi bu ki, Barzani öpülüp koklanırken, armağan sunulur gibi, ülkesinin dağları, taşları yanıyordu.
Dağlarda terördü bu. Öte yanda ağız şapırtılarında adalet…
Kürdistan, Türk devleti ömrünün, dörtte üçünü Sıkıyönetim ve Olanağüstü Hal yasakları altında geçirdi. En uzun ömürlü yasaklar, kesintisiz olarak askeri darbeler sürecinde yaşandı.
Ama, dinci AKP askeri rejimleri de arattı. Hiç bir askeri rejim döneminde, günler, haftalar süren sokağa çıkma yasağı uygulanmadı. Şehirler, kasabalar toplu olarak ev hapsine mahkum edilmedi.
AKP’nin sövüp saydığı, terör devleti ilan ettiği İsrail asla bunu yapmadı. Şehirleri, günler boyu topluca açlığa, sussuzluğa, doktorsuzluk, ilaçsızlığa mahkum etmedi.
Ama, IŞİD bunu yapıyordu.
Yüzsüzlüğe bakın, davet ettikleri adamın evini bombalamaya çıkıyor, sonra ona iyilik gibi sunuyorlardı…