Kürdistan Bölge Başkanı sayın Mesut Barzani 16 Kasım’da Diyarbekir’i ziyaret etti. Program gereği Türkiye Başbakanı Erdoğan ile birlikte açılış törenlerine katıldı, 400 çiftin nikah törenine katılıp Erdoğan ile birlikte nikah şahitliği yaptı, STK ve diğer Kürt grupları ile görüşmeler yaptı. Barzani’nin Diyarbekir ziyaretine 37 yıldır doğduğu topraklara hasret Kürt sanatçı Şivan Perwer de katılım sağladı. Böylece yılan hikayesine dönen Şivan’ın ülkesine dönüşü meseleside çözüme kavuşturulmuş oldu. Gözümüz aydın olsun!

Türkiye Başbakanı Erdoğan havaalanında Diyarbekir Belediye Başkanı sayın Osman Baydemir, milletvekilleri Ahmet Türk, Leyla Zana, Sırrı Sakık, Altan Tan tarafından karşılandı. Birlikte Diyarbekir Belediyesine gittiler. Onbir yıllık iktidarları süresince Türkiye Başbakanı’nın ve üst düzey hükümet üyelerinin Diyarbekir Belediyesini ilk ziyeretleri idi. Belediye kabul salonundaki görüşme sıcak bir hava içerisinde geçti. Erdoğan ve Baydemir ellerini birbirlerinin ellerine kavuşturarak gazetecilere poz verdiler. Güzel bir manzara idi. Baydemir’in dediği gibi keşke bu buluşma giderayak olmasa idi. Hiç olmazsa barış sürecine ivme kazandırabilir, Diyarbekir’e AB’nin yaptığı yardımların engellenmesine de mani olurdu.  Kürdistan Bölge Başkanı sayın Barzani ise Habur kapısından girişinde Şırnak Valis, Emniyet amiri, Şırnak AKP milletvekili  tarafından karşılandı. Barzani’yi karşılayanlar arasında ellerinde Kürt bayrakları, arabalarının arka pencerelerinde gorbehişt M. Mistefa Barzani’nin posterleri bulunan BDP dışındaki Kürt gruplarıda vardı. Turistik otelinde istirahata çekilen Barzani daha sonra Erdoğan ile buluşarak, birlikte miting alanına gelip hazırlanan sahnede Kürdistanlıları selamlayıp protokoldaki yerlerini aldılar.
Diyarbekir’de ‘ilk’ler yaşandı. 89 yıllık karanlık cumhuriyet döneminde ilk defa bir Türkiye Başbakanı Kürdistan kelimesini ağzından çıkardı. Oysaki 89 yıl içerisinde Kürdistan kelimesini söyleyen, yazan bilim adamları ve Kürt siyasetçileri “bölücülükle” suçlandılar. Hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldılar. Tarih öğreticidir. Sahnenin önünde toplanan küçük bir topluluğun elinde AKP ve Türkiye bayrakları vardı. Bunlar AKP taraftarları idi, bunların arkasında alanı tıka basa dolduranlar ise her parti, her çevreden Kürdistanlılar vardı. Ellerinde Kürt bayraklarını sallıyorlardı. Yani Türkiye ve Kürdistan bayrakları birlikte alanda nazlı, nazlı sallanıyordu. Türkiye ise yerinde duruyor, rahmetli Niyazi Bilici Usta’nın dediği gibi dört parçaya bölünmüyordu.
Barzani kardeşlerine kendi anadili ile hitap etti. Türkçe olarak’ta “yaşasın barış, yaşasın Türk-Kürt kardeşiliği, yaşasın özgürlük” dedi. Yaşasın barış, yaşasın özgürlük iyide, yaşasın Kürt-Türk kardeşliğinin yerine “yaşasın Kürt ve Türk dostuluğu, arkadaşlığı” denilse daha iyi olurdu. Kardeşlik adına katledildik,  sürgün edildik, işkence gördük. Onun için bu kardeşliği pek içimize sindiremiyoruz. Barzani her zaman olduğu gibi silahlı mücadele döneminin bittiğine vurgu yaptı, savaşın kötü olduğunu, barışın iyi olduğunu söyledi, ‘ben sizin hizmetinizdeyim’ dedi. Tabii laf ile peynir gemisi yürümüyor. Kürt halkına öncülük yapmak, başta Rojava (Güneybatı Kürdistan) olmak üzere Kürdistan’ın tüm parçalarına yardım elini uzatmaktan geçer. Hudut kapılarını kapatmak ile hizmet olmaz. Sayın Barzani bu konuda tecrübelidir. G. Batı Kürdistanlıların nasıl yurtsever olduklarını, nasıl diğer parçadaki kardeşlerine kapılarını açtıklarını iyi bilir. Bunun pratiğini fiili peşmergelik dönemlerinden iyi bilir. Benim kendisine hatırlatmama gerek yoktur.
Erdoğan’a danışmanları 1930’lu yılları yanlış anlatmışlar. Rahmetli Şex Ehmed Barzanı ve M.Mistefa Barzani Kürdistan’ın kuzeyine geldiklerinde Türk yönetimi onları ilk önce Kürt halkından tecrit etti. Daha sonra’da Ehmed Barzani’yi Edirne’ye Melê Mistefa’yı ise Erzurum’a sürgün etti, peşmergeleri ile birlikte. Daha sonra’da Irak hükümeti ile yaptığı anlaşma gereği hepsini Irak hükümetine teslim etmişti. Kimse Kürtlere acılı tarihini artık öğretmeye kalkmasın. Kürtler acılı tarihlerini yavaş, yavaş öğreniyorlar. Erdoğan’ın “dağlardakileri indiği ceza evlerini boşaltıldığını göreceğiz” temennisi güzelde bunun pratik adımlarının atılması gerekir. Yoksa bu temenniler seçim yatırımından öteye gitmez.
Kötümser olmanın gereği yoktur. Hiç kimse ve hiç bir güç Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye edemez. Bunun pratiğini 1999’dan sonra hep birlikte yaşadık. Önemli olan Kürtlerin birbirileri ile kucaklaşması, birlikte hareket etmeleridir. Bu sağlandıktan sonra Kürdistan’ı bölen suni sınırlar bir gecede ortadan kalkar. Kürtler ve Türkiye halkları birlikte iyi komşuluk ilişkileri, arkadaşlıkla Ortadoğu’nun birlikte süper gücü olabilirler. Yeterki her iki tarafta iyi niyetli olsunlar. Sorunlarını kendi aralarında çözebilsinler. İyi şeyler düşünmek lazım, tedbiri elden hiç bırakmamak lazım. Kısa sürede sorunlarımızı demokratik yollardan çözme kudretine sahibiz sanırım.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* Dersim Milli Hareketinin önderi Seyid Rıza ve arkadaşları hakkında verilen idam kararları 17 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday pazarında infaz edildi.                                    
* 21 Kasım 1998’de HADEP üyesi Metin Yurtsever İzmit’te faşist zorbalar tarafından linç edilerek öldürüldü.                
* 22 Kasım 1988 tarihinde Diyarbekir zindanının işkenceci subayı Binbaşı Esat Oktay Yıldıran, İstanbul Kısıklı‘da halk otobüsünde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.
* 25 Kasım 1960 tarihinde Sivas Kabakyazı Askeri Kampı’nda gözaltında bulunan 55 Kürt Balıkesir, Eskişehir, Amasya, Tokat, Samsun, Bursa, Kütahya, Denizli, Muğla gibi batı illerini sürgün edildiler.                      
* 25 Kasım 1993 tarihinde Tatvan DEP İlçe başkanı, Kürt yurtseveri ve hukukçusu Şevket Epödemir Bitlis-Tatvan arasında kontgerilla tarafından şehit edildi.