
Kürtleri neden birbirlerinden bu kadar kopardılar? Kürtlerin her halk gibi bir araya gelmesini, birleşmesini büyük bir tehlike ve düşmanlık gerekçesi saydılar? Doğal olarak bunların sorgulanması ve hesabının verilmesi gerekir. Ancak Türk devletini yönetenler ve oların uzantısı olan basınları bunları doğru biçimde sorgulamaktan ve Kürtlerden özür dilemekten uzaklar. Hala bu bölünmüşlük ve parçalanmışlıktan Kürtler arası düşmanlık ve çelişki yaratmak için uğraşıyorlar.
Kürtler arası çizilen sınırlar ve birbirlerinden koparma politikası hala aşılabilmiş değildir. Değişik beklenti ve çıkarlarla sorun ve ilişkiler ele alındığında olmadık çelişki ve çatışmalar gün yüzüne çıkıyor. Türk basını, özellikle hükümet yandaşları Barzani’nin gelişini tarihi bir gelişme olarak verdi. Öyle kabule edelim. Demek ki AKP Hükümeti ve Erdoğan artık Kürtlerle düşmanlığa son verecek, onların haklarını ve kimliklerini tanıyacaklar. Ancak durum hiç de böyle görünmüyor. AKP bir yandan Nusaybin tarafında Kürtler arasında mayınlı tarlalar dışında duvar örmekle meşgul. Kürtlerin Rojava’da yönetimi ele alıp kendilerini savunmalarını kabul edilemez olarak ilan ediyor. Kürtlerin oluşumunu tanımadığı gibi tanımaması için Barzani ile de ortak hareket etmeye çalışıyor.
Barzani özgürce ve Kürtlere ait kurumlar, partiler aracılığıyla gelseydi doğal olarak Diyarbakır’da hava ve kitlelerdeki ruh hali çok farklı olacaktı. Sömürgeci yönetim kademelerine dayanarak gelmesi ve onların yanında durması o sıcaklığı ve samimi havayı alıp götürdü. Bu statü kırılana kadar da bu sorunlar ne yazık ki devam edecek. En azından Kürtlerin siyasi güçlerini daha fazla dahil etseydiler etkisi ve atmosferi de farklı olacaktı.
Bir diğer boyuta değinmek gerekiyor. Bazıları oldum olası PKK ve Apo karşıtıdırlar. Mücadeleyi kaybettikleri için bir köşeye sinmişler ve hep günlerinin gelmesini beklerler. Örgütlenerek, mücadele ederek çıkış yapmayı ve varolmayı düşünmezler. PKK ve Apo ne zaman zora girer, ne zaman başka bir güç ortaya çıkar, onu beklerler. Barzani’nin gelişi bu çevrelerin varlığını ve nasıl umutlandıklarını da gösterdi. Abdurrahman Kurt gibileri saymıyoruz. Onlar hiç bir zaman ulusal hareketler ve mücadele içinde yer almamış olanlar. Gözleri hep sömürgeci efendilerinde ve onların partilerine nasıl kapağı atacaklarına bakıyorlar. Umudu ve özgürlüğü halklarının mücadelesinde ve onların önderlerinde aramazlar.
Kronik PKK karşıtları, eski örgütlerin kalıntısı bazı kesimler de kendileri dışında ortaya çıkan bu durumlardan hayli vazife çıkarmaya çalışıyorlar. Onlara göre artık günleri geldi. PKK ve Apo diskalifiye oldu. Nedense Apo’yu bir türlü kabullenemediler. Siyasal ve sosyal olarak daha geri bir konumda olduklarını bile bile Barzani onlara daha yakın ve şirin geldi! Bunların hepsi Apo ve PKK sayesinde istedikleri gibi konuşuyorlar, yazıp çiziyorlar. Onlara saldırma imkanını da yine onların sayesinde elde ediyorlar. Çok meraklı olanları varsa denemesi çok kolay, gidip Güney Kürdistan televizyonlarında veya gazetelerinde Barzani ailesini ve hükümetlerini eleştirsinler. PKK kadar olması gerekmiyor, onda birisi kadar eleştirsinler.
Tarihsel gelimeye denk düşmeyen ve artık bir gelecek içermeyen bu tutumlara takılmanın bir değeri olmadığı açıktır. Bugün Kürdistan’ın dört parçasında en etkili hareketin Önder Apo çizgisindeki hareket olduğunu bilmeyen kalmadı. Üstelik bu hareketler en devrimci, militan hareketler. Etkiledikleri kitleler de devrime aktif katılmış ve ayağa kalkmış kitleler. Durum bu kadar açık ve net iken bundan heyacan duymamak ve sahiplenmemek ancak insanın içindeki devrim ışığının sönmesiyle açıklanabilir.
Kimse kendisine fazla dert etmesin. Nasıl ki, bugün Barzani ve Erdoğan Diyarbakır’a serbestçe gelip halkın karşısına çıkmayı Apo’nun sağladığı ortam sayesinde başarabiliyorsa, Apo karşıtları da yine Apo sayesinde istedikleri gibi konuşma imkanına sahip olacaklar!