Güney Kürdistan Bölgesi Başkanı Barzani, Başkent’e geldiği gündü.

Berlin’de PKK’nin yasaklanmasının 20. yılında yapılan yürüyüşteyim.
Biraz dağınık, ama doğrultusu, gidişi belli bir yolda yürünüyor.
Atmosferde, ortalığın karışacağına dair hiçbir belirti yok.
Son yıllarda katıldığım en canlı yürüyüşlerinden biri. Sloganlar şarkılar, enternasyonalist bir yaklaşım, sosyalizme dair çokça emare ve katılımcıların yarısı kadın.
Kortejin ortalarında, kısa boylu az şişmanca bir adamı izliyorum.
Etrafında 1-13 yaşlarında 4-5 çocukla yürüyor. Elinde teşhis edemediğim bir bayrak var. Üzerindeki amblemi seçemiyorum.
Enerji dolu sesiyle çocukları yürüyüş dışı bir ritme uydurmuş:
O "Es lebe!" (Yaşasın!) dedikten sonra, çocuklar bir defasında "Kürdistan", diğerinde de "Amed" diyorlar.
Çocuklar iki slogan tutturmuşlar. Yetişkin ise, "Yaşasın" demeyi o gün için tek kelime olarak kaydetmiş.
Artık ben de sloganları ezberlemiş oldum ve sessiz, sırasıyla, "Yaşasın, Kürdistan ve Amed" sözlerine kapılmış yürüyorum.
Kortejde alışılmadık sayıda genç bir nesile tanık oldum.
Yaşları 15-18 olanlar sanki kendilerine uygun özel bir kortej örgütlemişlerdi.
Onların önünde, şimdiye kadar Kürtler’in Berlin’de yaptıkları tanık olduğum yürüyüşlerin tümünden daha kalabalık bir Alman korteji vardı.
Daha sonrasında, tarihi "Brandenburger Tor"a ulaşıyor yürüyüşçüler.
Meydanın ortasında, estetik adımlarla ve sanki Botan’da bir yaylada yürüyüşe çıkmış iki genç kızla karşılaşıyorum.
Giysileri Gerilla/Peşmerge veya militan genç Kürtler’in Amed, Batman veya başka Kürt kentlerinde giydikleri gibiydi.
Ancak bu genç iki kız, kendi dünyalarında ve başkalarının dikkatini çeken bir yürüyüş biçiminden feragat ederek kendilerine göre bir yol tutturmuşlardı.
Onlar izlenmekte ne kadar kaçınıyorduysalar, izleyenlerinin sayısı artıyordu.
Yanıma yaklaşan birkaç yürüyüşçü, Barzani’nin Kürdistan’ı ziyaretiyle ilgili yorum yapmamı istiyorlar.
Barzani’nin ziyaretinin, kolonyal Parti AKP penceresinden değil, Kürdistan penceresinden ele alınması gerektiğini söylüyorum. Sorular çoğalıyor. Merak edenler de.
AKP’nin Şivan Perwer‘i davet ettiren gücün, Ankara değil Amed’i merkez alan güç olduğunu belirtiyorum.
Ancak Barzani konusunda enerjik bir itiraz var.
İnanmak istiyorlar ancak…
Ben de zorla ikna olacak insan aramadığım için, paradoks bir iddiada bulunuyorum: "Barzani PKK’nin ajanıdır" diyorum.
Ona yakın dinleyicinin yüzünde, hayretle gülümseme arası bir hareketlilik izliyorum.
Benimle baş muhatapçı: "Heval, söz ver ve bunu yaz".
Ben de yazmış oluyorum.
Ancak, Barzani’nin "ajan" olmasınin bir dava adamı olmaya sinonim olduğunun altını çizmek istiyorum.
Zikzaklar var.
Kürtler arasında "Rojava"dan dolayı çalkantılar yaşanıyor.
Ancak, hiçbir gücün bundan sonra, Kürdistan’daki halklar için dünyayı yaşanacak hele getirmek isteyen güçler arasında kan dökmeye yol açabileceğini hiç düşünemiyorum.
Nihayet Kürtler arasındaki yumuşamanın ön belirtisi: Diyarbekir Barzani’yi konuk etti.
Barzani Baydemir’i ziyaret ederek, Başkent’te olmasının öneminin altını çizdi.
İlk kez Kürdistan’ın iki yakası biraraya geldi.
Barzani’yi Başkent’te öyle gördüm.
Eğer tarihi bir anlamı varsa, Hewler ile Amed’i biraraya getirdiği içindir.
AKP ve seçimler bu işin mezesi.
Eğer Kürt Hareketleri arasında görünürlerden daha derin ilişkiler olmazsaydı, bazı güçler bu sahneyi bozacak ne yapmazlardı ki…