Barzani- Erdoğan görüşmesi öncesinde, yüksek sesle görüş belirtmekten kaçınmıştım. Zira bu olayın, Erdoğan’ın seçim hesapları arasındaki yerini reddetmek mümkün değildi, ama hesabını şaşırtan sonuçları da olabileceği fikri bende ağır basmıştı. Nitekim böyle olduğu düşüncesindeyim.

Zira, Erdoğan’ın PKK’yi ve BDP’yi dışta bırakan "çözüm” hayali suya düştü. Kürtlerin kendilerine olan güvenleri pekişti. Barzani’nin bu ziyarete icabet ettiği için Kürtlerin tepkisini çekeceğini, Barzani’nin bu tepkiler karşısında sert açıklamalar yapacağını, bu ziyaretin Kürtler arasında ayrılık tohumları ekeceğini düşünen AKP’nin hesabı tutmadı yani.
BDP’li milletvekilleri ve belediyeler tarafından gösterilen ilgi ve misafirperverlik karşısındaki memnuniyetini, Kürtlerin sınırları ve partilerin çıkar hesaplarını aşan kardeşlik ve dayanışmasına olan ihtiyacı Amed’de anladığını, memleketinde yaptığı bir konuşmada dile getirdi Barzani. Belli ki BDP’li Kürtler tarafından tepkiyle karşılanacağı anlatılmıştı kendisine ama tersini bulmuştu. Bu sözleri söylerken gözleri dolu doluydu ama bu ne kadar kalıcı bir etkilenmedir bilemeyiz, hele siyasi iktidar savaşları söz konusu olduğunda! Ancak Kürtler arasındaki bu sıcak dayanışmanın Türkiye halkı üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde, özellikle Kürt kimliğini ve özgürlüğünü kabul konusunda epey olumlu sonuçları olacağı reddedilemez.
Öte yandan, bu görüşmede Kürdistan gerçeği başbakanın ağzından tarihsel ve güncel hali ile ifadesini buldu. Barzani, Güney Kürdistan Özerk Yönetimi Başkanı olarak itibar gördü ve halkta yaratılan psikolojik bariyer büyük bir sarsıntıya uğradı.
Sadece Kürdistan gerçeğinin ve temsilcilerinin kabulü değildi bu sarsıntının nedeni, bir de cumhuriyet tarihi boyunca halktan saklanan gerçekler dökülmüştü ortaya. Daha önce binlerce kere dile getirilen ancak iktidar tarafından yalanlanan bu gerçekler  bu kere Erdoğan’ın ağzından ve kendisini eleştiren siyasi muhaliflerini geriletmek için açıklanmıştı ama ne önemi vardı? Herkes öğrendi ki; Osmanlı’da Kürdistan Eyaleti vardı ve Cumhuriyetin başlangıcında doğu ve Güneydoğu bölgesi Kürdistan olarak anılmaktaydı, üstelik Meclis tutanaklarında ve Atatürk’ün konuşmalarında bile. Özellikle köklerini Osmanlı’ya dayandırarak T.C. savunuculuğu ve Atatürkçülük yapanların Kürt özgürlüğüne itiraz kaleleri toptan yıkılıverdi bu gerçekler karşısında.
İşin esası, bu görüşmeyi sonuçları bakımından olumlu olarak nitelemek mümkün. Ancak, buradan yola çıkarak AKP’ye ya da Erdoğan’a geçer not vermeye kalkmak büyük bir hata olur. Zira, seçim dönemleri pek çok şeyin seçim hesabına kurban edildiğini, bu hesaplar gereğince ne filmlerin çevrildiğini, ne tiyatroların oynandığını biliriz. Erdoğan bu telaş içinde, önemli tarihi gerçekleri açık etti ama hepsi bu kadar. Sürecin en önemli ihtiyaçlarından biri olan af, Erdoğan’ın hayali oluverdi akşamdan sabaha. Yeni anayasa komisyonu çalışmalarını noktaladı. Komisyon başkanı Cemil Çiçek’in ifadesi ile; "seçimden sonra allah kerim"
Erdoğan Barzani’yi çağırırken, Türkiye KDP’sini BDP’ye alternatif olarak siyaset sahnesine sürme hesabı yapmış, PKK’ye BDP’ye mecbur olmaktan, Barzani’yle yakınlaşarak Rojava baskısından kurtulmak istemiş, Kürt halkını kandıracağını ummuş besbelli ki. Ancak bu işin kolay olmayacağını anlamak için, sırf geçen hafta Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen, "Rojava devriminin aşamaları” konulu paneli izlemek bile yeterdi. Rojava’nın enerjisinin salondaki enerjiyle kaynaştığına tanık oluyor, Kürt halkının iradi kararlılığını, "Allah kerim”den öte bir kesinliği hissediyordunuz çünkü.