Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına yönelik sürdürdüğü siyasi soykırım operasyonlarının tam ortasında Mesud Barzani’nin Türkiye’yi ziyaret etmesi çok farklı soruları gündeme getirdi. Kafalarda soru işareti yaratan en önemli hususlar Barzani’nin Türkiye’de Kürdistan Bölgesi bayrağıyla karşılanması ve Türk devletini Kürt halkına yönelik sürdürdüğü siyasi soykırım operasyonundan dolayı bugüne kadar tek bir kınama yapmayan Mesud Barzani’nin Türkiye’ye giderken yol üstünde HDP Eşbaşkanları’nın bırakılması gerektiğini ifade etmesiydi. Barzani bu söylemini Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakanı Binali Yıldırım ile yaptığı görüşmelerde değil de basının önünde söylemesi Barzani’nin samimi olmadığını gösterdi. Ki, Barzani’nin her iki görüşmede de bu konuyu gündeme getirmediğini Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un açıklamalarından anlaşıldı.
Barzani’nin Kürdistan Bölgesi bayrağıyla karşılanmasının da aynı şekilde samimi bir tutum olmadığı, KDP’yi ve Barzani’yi Türkiye ziyaretinden dolayı Kürtler arasında şirin gösterme amaçlı olduğu anlaşılıyor. Hala Barzani’yi ‘aşiret reisi’ olarak gören, kendi içindeki Kürde tahammül edemeyen, Kürdistan kelimesini dahi ağzına almak istemeyen Türk devlet yetkililerinin Kürdistan Bölgesi bayrağını bu şekilde dalgalandırması pek inandırıcı ve samimi bir tutum görünmüyor. Tüm bunlar Barzani’nin Türkiye ziyaretinde gösterilmek istenenin aksine farklı planların ve hesapların yapıldığına işaret ediyor.
Erdoğan’ın Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn ziyaretleri ve hemen peşi sıra Barzani’nin Türkiye ziyareti Ortadoğu’da Sünni cephenin yeni bir hamla yapma arayışında olduğunu ve bunun içinde bir plan oluşturmaya çalıştığını gösteriyor. Bu planın en önemli ayağını da Suriye ve Rojava oluşturuyor. Ki, Türkiye’nin hemen peşi sıra Suudi Arabistan’ın da Rakka operasyonu için Suriye’ye asker göndermeye hazır olduğunu bildirmesi, aynı şekilde KDP’nin de kurduğu, eğittiği ve yönettiği Rojava Peşmergelerini, Türk devletinin denetimindeki Cerabulus ve Bab hattına gönderme istemini bildirmesi bu planın ipuçlarını veriyor. Cerablus ve Bab’da fiili olarak uzun süre kalmasının kendisini Suriye’de işgalci hale getireceğinin farkında olan Türk devleti bir taraftan Rojava’daki varlığına meşruiyet zemini hazırlamaya, diğer taraftan da Rojava Kantonları arasında oluşturulan koridoru güvenceye almaya çalışıyor. Fakat en önemlisi KDP denetimindeki Rojava Peşmergeler’ini Rojava’ya geçirerek Kürtler arasında bir iç savaşın çıkmasına ve Kürtlerin birbirini vurarak her yerde zayıflamasını sağlamayı amaçlıyor. KDP de 1996 yılında Saddam Hüseyin ile işbirliği yapıp Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) Hewler’den çıkardığı gibi, şimdi de Türk devletinin yardımıyla Rojava’da Kürt Özgürlük Hareketini saf dışı edip, etkinliğini kurmayı amaçlıyor.
Türk devleti ve KDP arasında yapılan ve Sünni cephenin hepsinin desteklediği planın bir de Kuzey Kürdistan ayağı bulunuyor. Buna göre Türk devleti Kuzey Kürdistan’da HDP’ye yönelerek Kürtler açısından siyasal bir boşluk yaratırken, KDP de denetimindeki güçleri örgütleyip, oluşturacağı yeni partiyle bu boşluğu dolduracak ve bu şekilde Kuzey Kürdistan’ı Kürt Özgürlük Hareketinin etkisinden çıkaracak. Ki, KDP bir süredir böylesi bir siyasi partinin hazırlıklarını sürdürdüğü biliniyor.
Tabi KDP ile AKP arasındaki planın bir de Güney Kürdistan ayağı var. Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan siyasi ve ekonomik krizden ve yolsuzluklardan dolayı her geçen gün siyaseten daha fazla daralan KDP, bir taraftan taban kaybını uğrarken, diğer taraftan da bölgede Kürt Özgürlük Hareketinin gelişmişinin önüne geçememektedir. Özellikle de DAİŞ saldırıları karşısında gösterdiği direniş Kürt Özgürlük Hareketinin Güney halkının ilgisi ve sevgisini daha fazla kazanmasına neden oldu. KDP ise aynı dönemde tersinden bir etki yaptı. Bu kötü izlenimi ve gidişatı durdurmak için ‘bağımsızlık için referandum’ yapılması söylemini sık sık sloganlaştırsa da böylesi bir söylemin alt yapısının oluşturulması yönünde herhangi bir adım atmaması kitleler nezdinde inandırıcılığını da yitirmesine neden oldu.
Kısacası KDP, Kürt Özgürlük Hareketinin hem askeri hem de siyasi olarak her yerde zayıflatılmasını kendi yaşamsal varlığının esası olarak görüyor. Kendisi böylesi bir yönelimin içine direkt girmeye cesaret edemediği için de, Şengal başta olmak üzere, Kürt Özgürlük Hareketine bulunduğu her yerde başka güçleri saldırtmak istiyor. Aynı şekilde AKP’de Kürt Özgürlük Hareketine karşı farklı güçlerle bir ortaklaşma yaratma ve bu şekilde siyasi ve askeri operasyon yapma arayışında. AKP KDP’yi öne çıkarıp Kürt Özgürlük Hareketine saldırtmayı ve yeni bir Kürt iç savaşı çıkarmayı amaçlarken, KDP de Türk ordusu eliyle Kürt Özgürlük Hareketini geriletmeyi hatta ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Veriler, Barzani’nin Türkiye ziyaretinde de KDP Türk devletini, Türk devleti de KDP’yi Kürt Özgürlük Hareketine karşı ön cepheye sürmenin çabasını gösterip, pazarlıklarını yaptığını gösteriyor.