HDP, parti olarak seçime gireceğini açıklayınca birçok çevre kaygıyla yaklaştı. HDP içerisinde dahi bu kaygıları taşıyanların varlığından söz edebiliriz. Ancak Syriza’nın Yunanistan’daki başarısı,  ''Neden Türkiye’de de bunu gerçekleştirmek mümkün olmasın'' tartışmalarına yol açtı. O halde, darısı Türkiye’nin başına diyelim. 

Syriza’nın seçimlerde elde ettiği sonuç, kesin bir şekilde şunu gösterdi: Eğer sol, birlik olursa başarı kaçınılmazdır. Şöyle de diyebiliriz: Eğer sol demokratik güçler başarıyı hedefliyorsa, bunun yolu birlikten geçiyor. Formül bu.

Solda birlik arayışları Türkiye’de hep tartışılageldi ancak sorun varlığını hep sürdürdü. Nedeni ise bazı yanılgılı yaklaşımlar. Bu yaklaşımların bazılarını sıralarsak, bir; sol doğası yani muhalif karakteri gereği bir araya gelemez. İki; küçük olsun, benim olsun tarzındaki sekter yaklaşım. Üç; sola "marjinal" yaftasının yakıştırılmasına yol açan, tabela particiliği. Yani başarıda gözü olmayan, birliğe gelmeyen ancak varlığını koruyarak olası toplumsal sinerji kanallarını kapatan duruş biçimi. Bunlar maalesef Türkiye’de devrimci demokrat güçlerin birliğinin önünde de engel olan tutumlar.  

İşte Syriza’nın başarısını bu tür duruşlara bir yanıt olarak da okumak mümkün. Radikal Sol Koalisyon, aynı zamanda bütün demokratik çevrelere, başarı için "birleşin" çağrısıdır. Altın kural, Yunanistan’da da şaşmadı. 

Faşizme Karşı Birleşik Cephe örneğinden HDP projesine uzanan uzun yolda, Kürt siyaseti birçok deneyim kazandı. 2002 yılından beri de sol demokratik güçlerle birlikte, "demokrasi, emek ve özgürlük bloğu" olarak hareket ediyor. HDP, işte bütün bu süreçlerin ve deneyimlerin bir sonucu olarak, en geniş toplumsal kesimleri kucaklamış bir siyasi parti. HDP’nin, Avrupa’da esen sol rüzgarı da arkasına alarak 2015 seçimlerinde elde edeceği sonuç şimdiden merak konusu.   

Zeytin dalı, gök kuşağı, güç birliği, koalisyon… İsmi ve modeli ne olursa olsun, birlik perspektifinin dünyanın dört bir yanında başarı elde ettiğini görüyoruz. Perspektif, model doğruysa; geriye bunu topluma taşırmak, toplumda devrim heyecanını yaratmak kalıyor. İşte Syriza’nın yaptığı bu oldu. 

Türkiye’deki iktidar çatışmaları, klasik iktidar-muhalefet kedi köpek kavgacılığı, bu siyasal aktörlere toplumun beslediği güven kaybını en üst düzeye çıkarmış durumda. Kadınların, Alevilerin, emekçilerin, gençlerin, farklı kimliklerin, inanç grupları ve halk topluluklarının artık canına tak eden klasik siyasetten bıktıkları açık. 

Türkiye toplumu, farklı alternatiflere hiçbir zaman olmadığı kadar hazır. Geriye tek bir şey kalıyor; toplumda devrim coşkusunu yaratmak, "yapabiliriz", "başarabiliriz" umudunu aşılamak, bütün dinamikleri tek potada birleştirmek, olmaz denileni olur kılmak. 

HDP, bunu yapabilirse, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Hiç kimsenin tahmin dahi edemediği sonuçlar elde etmek mümkün olabilir. Köhnemiş iktidarların alaşağı edildiği, demokratik, özgür bir Türkiye neden olmasın?