Ölüm orucundaki tutsaklardan Şükran Aydın, “Eylemimiz, yetersiz yoldaşlığımızın özeleştirisidir. Bizler sözümüzü yeniliyor ve diyoruz; biz başarmak için söz verdik. Erdoğan-Bahçeli faşizmini yıkacağız” dedi.

Bakırköy L Tipi Kadın Cezaevi’nde tutulan Şükran Aydın, 12 yıldır tutsak. Ölüm orucunu sürdüren Şükran Aydın, yıllardır yetersiz yoldaşlığın ayıbıyla yaşadıklarını belirterek, “Artık buna tahammülümüz kalmadı. Mehmet Tunç ve Çiyager’in haykırışları ve mücadeleleri bizim çaresiz olmadığımızı gösterdi. Geç kaldık ama başkanımızı özgür kılmak için halen geç değildir. Biliyoruz ki koşulları değiştirecek olan kendi gücümüzdür” dedi.

Mekandan çok önemli olanın, özgürlük için mücadele etmek ve sorumlulukları yerine getirmek olduğunu kaydeden Ayın, şöyle devam etti: “Ne kadar geç kalmışsak da bugün direnişe binlerce arkadaşımız büyük bir bağlılıkla mücadelelerini sürdürmektedir.

Annelerimiz ve tutuklu yakınları daha duyarlı olmalı. Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı uyanık olmalı. Bizim direnişimiz ve yükselen mücadelemiz, bu sistemi yıkacaktır. Kimse devletin adım atmasını beklemesin. Ancak halkımızın direnişi ile devlet adım atar. Bizler sözümüzü yeniliyor ve diyoruz; biz başarmak için söz verdik. Kemal Pir’in ‘Oh be direnmek ne kadar güzel’ sözü, bizim için esastır.

Artık durmak yok

Öz yönetim alanlarında direniş tohumları ekildi. Cizre, Sur ve Nusaybin bu iradeyi gösterdi. Ölüm oruçları eylemimiz bizim özeleştirimizdir. Bu eylemdeki hedefimiz; artık annelerin gözyaşı dökmemesi, özgürlük zılgıtlarının çekilmesidir. Bizler ancak yetersiz yoldaşlığımızı ortadan kaldırarak Başkan Apo’yu özgür kılabiliriz. Söz veriyoruz; Erdoğan-Bahçeli faşizmini yıkacağız. Artık durmak yok. Gün direniş günüdür.”

 

AMED

 
 

Tecrit bitmeden direniş de bitmez

   

Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ölüm orucunu sürdüren tutsaklardan Ergin Akhan, tecridi direnişle bitirmeye kararlı olduklarını söyledi. Akhan, Öcalan şahsında halka dayatılan tecrit bitmeden direnişin bitmeyeceğini vurguladı.

Akhan, 20 Mart 1988’de Muş’un Bulanık ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu, Kekeli köyünde, ortaokulu Bulanık’ta ve liseyi İzmir’de okuyan Akhan, burada Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile tanıştı ve ömrünün bundan sonraki kısmını mücadelesine ve halkına adadı. Akhan, 9 Ekim 2015’te Amed’in bağlar ilçesinde tutuklandı. Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutulan Ergin Akhan, 1 Mart’ta başlattığı açlık grevini, 30 Nisan’da ölüm orucuna dönüştürdü. Akhan, ailesi aracılığıyla ANF’ye bir mesaj gönderdi.

Akhan, mesajında şunları söyledi: “Bizler Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kalkması için direniş kararı aldık. Önderliğimiz şahsında halkımıza dayatılan bu tecrit kabul edilemez. Bundan dolayı mutlaka kırılmalıdır. Grevde bulunan bütün arkadaşlarımızın göstermiş olduğu direnişle bu tecridi kırmaya kararlıyız. Tecridin son bulması için şu ana kadar bir çok arkadaşımız canını feda etti ve binlerce arkadaşımız da feda etmeye hazır. Kararlılığımız çok yüksektir.”

Akhan’ın ailesi de çoçuklarının kararlılığına dikkat çekerek,  “Onlara hak veriyoruz, çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hukuksuzluk yok. Çocuklarımızı sonuna kadar destekliyoruz ve onların yanındayız. Bütün direnişçiler bizim de çocuğumuzdur” dedi.

 
 

İlk günkü kararlılıkla

   

Tecride karşı 69 gündür açlık grevinde olan gazeteci Abdulkadir Turay, ilk günkü kararlılıkla tecrit tamamen son bulana kadar eylemlerini sürdürecekleri mesajını verdi.

Gazeteci Abdulkadir Turay, eylemine dair avukatları aracılığıyla mesaj gönderdi. “Hep birlikte başaracağımıza inanıyorum” diyen Turay, Öcalan ile yapılan son görüşmenin önemli ve değerli olduğunu belirterek, şunun altını çizdi: “Ancak taleplerimizi karşılamadığını hepimiz biliyoruz. Eylemimiz ilk günkü kararlılık ve süreklilikle tecrit son bulana kadar devam edecek. Başaracağımıza olan inancımız her zamankinden daha yüksek. Herkese başarılar.”

Aralarında gazeteciler Çetin Kurşun ve Uğur Akgül’ün de bulunduğu 100’ü aşkın tutuklu ile birlikte açlık grevinde olan Turay, Mardin’in Savur ilçesinde 9 Mayıs 2016’da tutuklanmıştı. Turay’a “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 9 yıl hapis cezası verilirken, hapis cezasına “gizli tanık beyanları” ve “haber notları” gerekçe gösterilmişti.

 

26 yıldır cezaevi kapılarında

   

Tecridin son bulması talebiyle 1 Mart’tan itibaren açlık grevinde olan binlerce tutsaktan biri de 43 yaşındaki Fuat Bor. Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Bor, 1993’te daha 17 yaşındayken 11 gün gözaltına kaldı. İişkence gören Bor, daha sonra çıkarıldığı mahkemece “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla tutuklandı. Yargılandığı mahkemede müebbet hapis cezası alan Bor, tutukluluğunun ilk 2 ayını Van F Tipi Cezaevi’nde, 8 yılını sevk edildiği Gaziantep Cezaevi’nde geçirdi. Ardından da Diyarbakır, Siirt, Mardin, Giresun, Bayburt cezaevlerinde kalan Bor, en son Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’nde gönderildi. Tecridin son bulması talebiyle 67 gündür açlık grevinde olan Bor, telefon görüşmesinde ailesine moralinin yüksek olduğunu söyleyerek, “Mutlaka ama mutlaka kazanacağız” mesajını verdi.

Tutsak oğlunu görmek için 26 yıldır cezaevleri kapılarında olan Muhtemel Bor, oğlunun ve binlerce tutsağın taleplerinin karşılanmasını gerektiğini söyledi. Anne Bor, “Çocuklarımızın taleplerinin arkasındayız. Adalet istiyoruz. Çocuklarımız sahipsiz değildir” dedi.

Oğlunun telefon görüşünde cezaevi yönetiminin kendilerine baskı kurduğunu ve televizyonlarına el konulduğunu aktardığını söyleyen anne Bor, “Oğlum gözlerinin karardığını ve boğazından kan geldiğini, bundan kaynaklı artık su bile içemediklerini söylüyor. Çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz” şeklinde konuştu. Türkiye’de adaletin kalmadığını belirten anne Bor, “El ele verip ölümleri engelleyebiliriz” diyerek herkesin açlık grevlerine karşı duyarlı olmasını istedi.

 

Sadece anneler değil  herkes

   

Tecride karşı açlık grevinde olan Behçet Ateş’in eşi Kadife Ateş, mücadelenin sadece annelerin omuzlarına yüklenmemesi, herkesin birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyledi.

Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Behçet Ateş (39) 1 Mart’tan bu yana açlık grevini sürdürüyor. Ateş, 13 Nisan 2017’de Iğdır merkezde tutuklandı. Hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan davada 3,5 yıl hapis cezası verildi. Iğdır Kapalı Cezaevi’nde kısa süre kalan Ateş, daha sonra Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Evli ve 4 çocuk babası olan Ateş’in eşi Kadife Ateş, sağlık koşullarının kritik aşamaya ulaştığına dikkat çekti.

Güçlü bir irade

Kadife Ateş, “Eşim üzülmeyelim diye sağlığından bahsetmiyor. Sadece açlık grevlerinin olması gerektiğini, var olan hukuksuzluğa karşı bu şekilde mücadele verdiklerini söylüyorlar. Bu eylemi isteyerek yaptıklarını dile getiriyorlar. Behçet’in gözünde katarak vardı. Cezaevine girmeden önce tedavi oluyordu. Açlık grevinin etkisiyle birlikte gözlerindeki sorun artmaya başladı. Eşim ve arkadaşları eylemden dolayı tedaviyi kabul etmiyorlar. Talepleri yerine getirilene kadar eylemi sürdüreceklerini dile getiriyorlar. Yaşam onlar için zorlaşıyor. Bununla birlikte güçlü bir iradeye sahipler” dedi.

Başarıya ulaşacaklar

 Ateş, açlık grevindeki eylemcilerinin verdiği mücadelenin başarıya ulaşacaklarına inandığını söyledi. Tecrit karşısında herkesin empati kurması gerektiğini dile getiren Ateş, “Herkes kendisini Sayın Öcalan’ın tecrit durumunun yerine koymalıdır. Bunu düşünerek tepkilerini ortaya koymalı, tecride karşı ses vermelidir. Birlik olup elimizi taşın altına koymalıyız” şeklinde konuştu.

 Sadece annelerle olmaz

 Eşinin açlık grevinde olması kendilerini üzse de verilen mücadele karşısında ayakta durduklarını ifade eden Behçet, şunları söyledi: “Ben bir anne ve eşim. Çocuklarımız sofraya oturduğunda babalarından bahsediyor. Sürekli ‘yine eskisi gibi olacak mı? Babamla birlikte tekrar şarkılar söyleyecek miyiz?’ sorularını soruyorlar. Anaların evlatları gözleri önünde eriyor. Alanlarda sadece anneler mücadele veriyor. İlerleyen yaşlarına rağmen hiç düşünülmeden darp ediliyorlar, gözaltına alınıyorlar. Bu mücadele sadece annelerin omzuna yüklenmemelidir. Bunun için herkesin mücadele etmesi gerekiyor. Bize de bahar gelsin, zulüm sona ersin istiyoruz. Her gün alanlarda devlete sesleniyoruz. Kulaklarını tıkamasınlar.”

 
 

Üç çocuğuyla direniyor

   

Üç çocuğu tutsak olan Hayriye Demir, ömrünü zindan kapılarında geçirdiğini belirterek, “Zindanlardan tabut çıkmasını istemiyoruz, bu yüzden tecrit biran önce sona ermeli” dedi.

Demir, süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemindeki çocuklarının durumuna ilişkin konuştu. Ömrünün zindan kapılarında geçtiğini ifade eden Demir, şunları paylaştı: “Babamı ve eşimi işkencede kaybettim. Çocuklarım için de endişeliyim. Kızım 15 yıl ceza aldı, 10 yıldır da tutuklu. Bir oğlum 36 yıl ceza aldı, 26 yıldır tutuklu, diğer oğlum ise 6 buçuk yıl aldı ve 2 yıl sonra bırakılacak. Şuan her şeyden önce çocuklarım için direniyorum. Oğlum Dinar Demir, Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ve 68 gündür tecridin sona ermesi için açlık grevinde. Birkaç gün önce görüşe gittiğimde tutsakların çok zayıfladığını ve ayakta durmakta zorlandıklarını gördüm. 1. gruptaki direnişçilerin durumu daha ağır. Oğlumu ve arkadaşlarını öyle görünce ciğerim yanıyor.”

Ziyarete gittiğinde kendisi yerine oğlunun moral verdiğine dikkat çeken anne Demir, şöyle konuştu: “Tutsaklar dışarıdaki sessizliğe karşı tepkililer. Tutsakların sesi olmalıyız biz. Biz de çocuklarımız için asla durmayacağız. Artık cezaevlerinden tabut çıkmasını istemiyoruz. Annelerin ciğeri yanmasın. Adalet Bakanlığı’na ve Avrupa devletlerine çağrıda bulunuyoruz, çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. Herkes kendini bizim yerimize koysun. Sonuç ne olursa olsun çocuklarımız kazanacak. Her zaman dediğimiz gibi; Berxwedan jiyane.”

 
 

Direnen çocukların annesiyim

   

Açlık grevi ve ölüm orucuna dikkat çekmek için yapılan eylemde yerlerde sürüklenen Aysel Tufan, “Bizi başı açık bir şekilde yerlerde sürükleyenler, annelerden ne kadar korktuklarını gösteriyor. Tülbendimizden korkmayın” dedi.

Tutsakların anneleri, taleplerin karşılanarak eylemlerin son bulması için alanlara çıkıyor. Açlık grevi ve ölüm orucu eylemine dikkat çekmek ve çocuklarının taleplerinin karşılanması için açıklama yapmak isteyen tutsak anneleri, polisin sert saldırılarına maruz kalıyor. 5 Mayıs’ta Koşuyolu Parkı’nda açıklama yapmak isteyen anneler, bir kez daha polisin sert saldırılarına maruz kalarak darp edildi. Polislerce darp edilen annelerden Hayriye Demir, Yaşar Akboğa ve Rabia Ataş avukatlarıyla birlikte Diyarbakır Adliyesi’ne giderek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Oğlu Aziz Tufan’ın 1 Mart’tan bu yana Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olduğu Aysel Tufan, defalarca polis saldırısına maruz kalarak, yerlerde sürüklenen annelerden biri.

Devletin sessizliğine karşı alanlarda olduklarını ifade eden Tufan, “Biz oturmayacağız, direneceğiz. Anneler çocuklarının sesini duyuracak, Leyla Güven’in sesini duyuracak. Bir an önce bu tecridi kaldırın. Bir an önce çocuklarımıza müjde verelim” dedi.

Yapmak istedikleri açıklamalar ve eylemlere yönelik polis saldırılarına dikkat çeken Tufan, “Tülbendimizden korkmayın. Bu tülbent 30 yıldır başımızda. Bu barış simgesidir. Beni yerlerde sürüklediler. Direndim, hem beni tutuyorlar hem arkamdan sırtıma vuruyorlar hem de tekmeliyorlar. Sürekli takım elbiseli bir polis talimat veriyor ve polisler bize saldırıyor. Başka bir eylemde o polisi gördüm, ‘utanmıyor musun?’ diye sordum. O polisin annesi çocuğunu nasıl yetiştirmiş. Neyle beslenmiş bu insanlar. O polis hangi kanla beslenmiş ki; o kadar öfkeyle, nefretle annelere saldırıyor” diyerek tepki gösterdi.

Maruz kaldıkları saldırılar sırasında polis müdürlerinin “HDP’liler sizi öne sürüyor” söylemlerine işaret eden Tufan, “Milletvekillerimiz bizim yanımızda. Bir yıldır seçilmelerine rağmen Meclis yüzü görmediler. HDP barış için mücadele ediyor, milletvekilleri çocuklarımızla birlikte açlık grevindeler. Bu sorunun çözümü için mücadele ediyorlar” diye konuştu.

Eylemlerini kararlılıkla sürdüreceklerini kaydeden Tufan, şunları söyledi: “Bizi başı açık bir şekilde yerlerde sürükleyenler, annelerden ne kadar korktuklarını gösteriyor. Ben pes etmeyeceğim. Ben direnen çocukların annesiyim. Bu direniş sürdükçe ben alanlardayım. Leyla, Nasır, biraz daha dayanın. Çok kalmadı. Direnişe umut olun. Çocuklarımız sizden destek alsın. Leyla; sen annelerin gülüsün. Dayan ki anneler de ayakta dursun, dirensin. Çocuklarımız sizden güç alsın. Az kaldı, bu direniş sonuca ulaşacak. Çocuklarımızın umudusunuz.”

 
 

Zafere ulaşana kadar

   

Tarsus Cezaevi’nde 102 gündür açlık grevinde olan Abdulselam Zeren, “Eylemimiz zafere ulaşana kadar vazgeçemeyeceğiz” dedi.

Abdulselam Zeren (26), Cizre’ye yönelik yeniden işgal saldırısı sırasında ailesiyle birlikte Mersin’e taşındı. Kimi suçlamalarla 2 yıl önce tutuklanıp, cezaevine giren Zeren’e yargılandığı Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce 16 yıl hapis cezası verildi.

İki yıldır tutulduğu Tarsus 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan Abdulselam Zeren, annesi Hanım Zeren aracılığı ile kamuoyuna çağrıda bulundu: “Moralimiz yerinde, kararlıyız. Eylemimiz zafere ulaşana kadar vazgeçemeyeceğiz. Tüm kesimleri duyarlılığa davet ediyorum; Sesimize ses olun.”

Oğlunun binlerce tutuklu gibi İmralı tecridinin son bulması için bedenini açlığa ve ölüme yatırdığını dile getiren anne Zeren, ölümler yaşanmadan tecride bir an önce son verilmesini istedi.

 
 

Roboskî’ye tepkiden tutuklandı 138 gündür açlık grevinde

 

Katıldığı Roboskî Katliamı protestosu sonrası kimi iddialarla tutuklanıp 18 yıl hapis cezası verilen Ramazan Atabey, 138 gündür açlık grevinde.

27 yaşındaki Ramazan Atabey, Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 26 Aralık’ta dahil olduğu açlık grevi eylemini sürdürüyor. Atabey, 8 yıldır tutuklu. Atabey’e yöneltilen suçlamalardan biri, Roboskî Katliamı protestolarına katılmak. Yaşadığı Aydın’ın Germencik ilçesine bağlı Ortaklar Mahallesi’ndeki protestolara katılan Atabey, daha sonra 5 kişi ile birlikte gözaltına alınıp tutuklandı. Haklarında “Polise taşla saldıranlar tutuklandı” şeklinde haberler servis edildi. Yine Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıl dönümü olan 15 Şubat protestolarına katıldıkları iddialarıyla “Örgüt propagandası”, “Kamu malına zarar verme” gibi suçlamalar yöneltilen Atabey ve diğer 5 kişiye, polisin delil olarak sunduğu, ancak bilirkişi tarafından doğrulanmayan görüntülere rağmen 37 yıl 25’er gün hapis cezaları verildi.

Yargıtay’a taşınan dosya bozuldu. Ancak yeniden yapılan yargılamada Atabey ve iki kişiye 18’er, diğer diğer iki kişiye ise 12’şer yıl ceza verildi. İzmir’in Aliğa ilçesindeki Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Atabey, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevi eylemlerine dahil oldu.

Şimdi ayları sayıyorum

 Oğlunu görebilmek için her görüş günü sabah 06.00’da uyandığını dile getiren anne Emine Atabey, özellikle açık görüşleri kaçırmamaya çalıştığını belirtiyor. Oğlu için önce günleri, şimdi ise ayları saydığını söyleyen anne Atabey, “Görüşe gidip gelmek neredeyse bir günümü alıyor. Akşam saat 22.00’de eve varabiliyorum. Yaşadığım fiziksel yorgunluğun ötesinde insan o cezaevinde gördüklerinden yoruluyor. Gardiyanlar gelen tutuklu yakınlarına sürekli hakaret ediyor. Bizler sırf birkaç dakika çocuklarımızı görebilmek için sesimizi çıkarmıyoruz bazen. Ne bizim ne çocuklarımızın yaşadıkları insanlığa sığıyor” dedi.

Anne Atabey, babası ve kendisi ile aldığı bu kararı paylaşan oğluna saygı duyduklarını belirtti. Herkesin harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan anne, şunları söyledi: “Onların göz göre ölmelerini istemiyoruz. Bir insanın açlıktan ölmesi çok büyük bir acı olur. Bu acıyı hiçbir anne yaşamasın istiyorum.”