Bu medyanın kışkırtıcı propagandasından birinci derecede sorumlu kişi elbette Başbakan’dır.
Bu dilin orijinali doğrudan doğruya Başbakan’ın “konuşmalarında kullandığı dildir. Ağzını her açtığında nefret saçıyor. “Yandaş” medya ise “nefreti”, tıpkı Başbakan “eşek” dese, bunu “eşşek” diye katmerlemek gibi, büsbütün “şeddeliyor.”
Başbakan’ın bu diliyle, PKK önderinin dili arasındaki fark, savaş diliyle, barış dili arasındaki farktır.
Son görüşmeden kamuoyuna aktarılanlara göre, PKK Önderi, Başbakan’ın tüm kışkırtıcı konuşmalarına rağmen yapıcı dilde ısrar ediyor.
Örneğin, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili sözleri Başkan Apo’nun hiç bir kışkırtmayla “yoldan çıkarılamayacağını” çok güzel ortaya koyuyor. Öcalan Tayyip Erdoğan gibi “ağız dalaşına” girmiyor. Onun yerinde bir başkası olsa, çoktan “otzovistçi” ya da “ültimatomcu” bir tutum alır, en azından “Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığına hayır” der, işin içinden çıkardı.
Öyle yapmıyor. Gazetemize demeç veren Sırrı Süreyya Önder’in anlattıklarına göre konuyu şöyle ele alıyor: “En çok saçmalama bu konuda yapılıyor. İşte Tayyip’i destekleyecekler ya da desteklemeyecekler üzerinden. Yahu acaba biz hiçbir şey anlatamadık mı mücadelemizle ilgili diye düşünüyor insan.”
Ve birinci turda ortak adayımızın alacağı oyların önemine değindikten sonra, şöyle devam ediyor:
“İkinci tura kalan insanlar için aslında bugünkü verili koşullarda bir gündem olmayan demokratik siyaset bir gündem olacak. Bu konuda ilkesel bir yaklaşım geliştirmek zorunda kalacaklar. Geliştirecek olanla beraber oluruz. Biz ne peşin ambargo ne peşin bir reddiye ne peşin bir kabulle davranamayız. Bu ülkede barışın ve demokratik siyasetin hayat bulması için önemli bir dönemeç. Ama bu da onların elinde değil. Bu bizim elimizde.”
Kendi gücüne güvenen “esnek” olur; yalnızca zayıflar kendilerini “tek bir seçeneğe” bağlar...
Öcalan güçlüdür. Başbakan güçsüzdür.
İşte size bunun kanıtı: Başbakan’ın partisi “kaynıyor”, Yalova ve Ağrı mağlubiyeti bu “kaynamaya” tuz biber ekti. Başbakan “Merkez Bankası Başkanını azarlıyor”, ertesi gün parti sözcüsü, “Merkez Bankası Başkanının parti merkezinde onaylandığını” açıklıyor, Salı günü ise Başbakan yeniden Merkez Bankası Başkanına yükleniyor. Ve parti içinde “tasfiye”yi zorunlu kılan bir durum ortaya çıkıyor:
İnternet Haber’den Süleyman Özışık bir kaç bakan ve vekil dışında neredeyse tüm bakanları ve vekilleri, Başbakan’ı “yalnız bırakmakla” suçlayan yazısının başlığını şöyle attı: AK Parti’de büyük temizlik şart!”
Özışık da kimmiş demeyin. Sırada başkası da var: AKP MKYK üyesi ve Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi şöyle konuştu: “Parti içerisindeki hainler ihraç edilecek...”
Cadı Avı AKP teşkilatına da sıçradı. Ve işte bu “zayıflık” Başbakan’ı da, onun medyasını da zıvanadan çıkartıyor...
Siz bakmayın “B planı, C planı” tehditlerine. Başbakan “barış planı” dışında attığı ilk adımda, Cumhurbaşkanlığına veda etmekle kalmaz, ilk seçimde tepetakla yuvarlanır.
Şunu kimse unutmasın: Kimin Cumhurbaşkanı olacağına, başında Öcalan’ın bulunduğu Kürdistan halkları ve onların dostları karar verecek... Demokrasi yolu İmralı’dan geçiyor.
Gelinen aşama budur...
Başbakan zıvanadan çıkıyor Öcalan yoldan çıkmıyor!
AKP medyası zıvanadan çıktı. “Selahattin Demirtaş’ın çocukları ABD’de okuyor” diyeninden, BDP’yi “çocuk kaçırmakla” suçlayanına, sabah temizliği için, hiç kimsenin olmadığı bir sırada, “eylem yapılacak olan yeri” köpükle temizleyen ya da bir buldozeri, “eylem yerine” yakın bir yere park eden, “muhtemel eylem yerine” yeniden “çiçek” eken Amed Belediyesini, “annelere karşı basınçlı su”, “annelere buldozer”, “anneler yere oturmasınlar diye çiçek” manşetleriyle vereninden, sivil insanların kalekolların inşaatını, “mütareke şartlarını ihlal ettiği için” önlemek amacıyla yaptığı eyleme karşı asker saldırılarını, “PKK’lılara karşı şafak operasyonu” manşetiyle verenine kadar, iç bulandırıcı bir propaganda kampanyası yürütüyorlar...