Şu sırada “silahlara veda” ile “dokunulmazlık” lafları kimi köşe yazarlarınca yan yana getirilmeye başlandı.
Dokunulmazlıklarla, “silahlara veda” laflarının yan yana gelmesi uğurlu bir tesadüf değildir.
Zaten hükümet de bu iki lafı bilerek yan yana getiriyor. Başbakan önce “silahlara veda edin, sizi Avrupa’da azülcü yapalım” dedi; ardından da “BDP’li zevatın dokunulmazlıklarını kaldıracağız” diye kararı açıkladı.
Demek istediği açık değil mi? Talepleri kabul etmek yerine, “rehineleri serbest bırakma” karşılığı “silahlara veda” kurnazlığı müthiş…
Hükümet “silahlara veda” edilsin diye, “rehin alma” siyasetinden başka bir “enstrümana” sahip değil…Öcalan üstündeki tecrit de, on bin BDP’linin esir edilmesi de ve şimde on BDP’li vekili hapse atma hazırlığı da, hep aynı amaca yönelik: PKK’yi, rehin alma yöntemiyle, şantajla “silahlara veda” ettirmek…
Bu ne kadar gerçekçi bir “tercih”? Karayılan’ın açıklamasından bir şey anlamadıysanız, bunu anlamak için, PKK’nin bundan 35 yıl önce yaptığı kuruluş toplantısına bakmanız yeterlidir.
O kuruluş kongresinde bir avuç “Apocu”dan başka ortada hiçbir şey yoktu! Başlangıçta, yani bundan 35 yıl önce yalnızca bir “kelam” vardı: PKK... Ortada bir Meclis grubu da yoktu, yüzü aşkın yerel yönetim de. Milyonluk Newrozlardan o günlerde söz etmek hayal bile sayılamazdı. İran ve Suriye parçalarında Kuzey’in belirlediği bir hareketin izi bile görünmüyordu. Şimdi cezaevinde esir yatan on bin direnişçinin pek çoğu henüz doğmamıştı ve pek çoğu ise daha çocuk yaşlarında idi. Bugün son otuzbeş yıllık tarih diliminde Kürt Özgürlük hareketi adına ne varsa, PKK dışında bunların hiç biri yoktu. Son otuzbeş yılın dünyada eşi menendi bulunmayan “kahraman özgür medyası”nın tek harfi bile gün ışığına çıkmamıştı. Bugün zındanda yatan bizim gazetecilerimizin pek çoğu gün yüzünü görmemiş, görenler ise henüz kundaklarından “kurtulamamıştı”.
Her şeyin başında bundan 35 yıl önce Öcalan ve arkadaşları tarafından kurulan PKK vardı.
İslam’ın da tanıdığı Mukaddes Kitaplardan “İncil’in Yuhanna yorumunda şöyle deniyor:
“Başlangıçta kelam var idi ve kelam, Allah nezdinde idi. Her şey onun ile oldu ve olmuş olanlardan hiç bir şey onsuz olmadı.” (Bab 1)
Biz burada PKK ile Allah’ın “kelamını” bir tutmuyoruz: Haşa.
Ama anlatmak istiyoruz ki, 35 yıl önce her şeyi “başlatan”ı “yok etmedikçe”, kırkbin Kürdü şehit etmeniz, binlercesini “faili meçhul” cinayetlerle katletmeniz, şu sırada on binini esir, önderini tecrit ve vekillerini dokunulmazlıklarını kaldırarak tevkif etmeniz ne işe yarar?
Evet anlatmak istediğimiz budur.
Rehin alma yöntemiyle PKK’yi “silahsızlandırmak” aklın, mantığın alacağı iş midir? Sanki Dağ, Ova tarafından yaratılmış da, Ova’yı rehin alan, Dağ’ı da rehin alırım sanmakta?
Ya Ada?
İşte burada uluslararası komplocuların, Türk hükümetlerinin ve şu anda da AKP’nin en büyük yanlışı yatmakta… PKK’yi yaratan iradeyi “rehin” alarak, Dağ’ı “teslim” alma rüyasıdır bu büyük yanlış. Çünkü İmralı’da “rehin” tutulan, bana sorarsanız, PKK önderinin yalnızca “bedeni”. Onun ruhu daha İmralı kapısından girdiği saniyede Ada’dan firar etmiştir. Kitaplarıyla, yazılarıyla Dağ’ın kayalıklarında, Ova’nın ormanlarında, hiç umulmadık bir yerlerde dolaşmaktadır. Öyle olmasaydı, hiç değilse şu bir buçuk yıllık insanlığı utandıran tecrit bir işe yarardı. Yaramadı. Yarasaydı, Açlık Grevleri’ni “atlatmak” için, Allah’ın ipini inkar eden, celladın ipinde canbazlaşan Başbakan, Apo’nun “ipine” tutunmak zorunda kalır mıydı?
Demek ki, “silahlara veda” için Hükümetin BDP’li vekillerin dokunulmazlığıyla oynadığı oyun hiçbir işe yaramayacak…
Bundan 35 yıl önce var olmayan “on vekil”i tutuklarsanız; biliniz ki, onlar, ilk seçimde “yüz vekil” olarak karşınıza çıkacak…Başlangıçta var olmayanı yaratanı yok etmedikçe, onun yarattığını yok etmek neye yarar?
Diyorlar ki, Başbakan dokunulmazlıkları kaldırmak “hayırlı mıdır, hayırsız mıdır?” sorusunu sorarak, “istihareye yatmış”…Rüyasında ne görmüş?
“Dokunulmazlıklar kaldırıldıktan sonra Meclis kürsüsüne çıkıyormuş, ‘bu zevatın dokunulmazlıklarını kaldırdık çok şükür’ diyeceği sırada bir de ne görsün; üzerine on Kışanak, on Kürkçü, on Tuğluk, on Baluken, on Kurt, on Canan, on Tuncel, on Gür, on Zenderlioğlu, on Aksoy yürümeye başlamış.”
Erdoğan kanter içinde yatağından fırlamış ve korkuyla, “Eûzü bi-kelimatillâhi’t-tâmmati min…” diye kekelemeye başlamış…
Biz onun rüyasını “hayra yorduk”… Başbakan’ın bu rüyası hakikat olacak…