Uzun süre düşündüm, başbakan mı yazayım, yoksa Tayyip Erdoğan mı diye. Çünkü konuşan kişi ülkenin başbakanı ve başbakan olarak konuşuyor. Sözlerinin devlet açısından bağlayıcılığı var yani. Elbette bu durum görmezlikten gelinemez. Fakat konuşan kişi “Ben vatandaş Tayyip olarak konuşuyorum” diyor. Değme aktörlere, şovmenlere taş çıkarttıracak performansı var. Durduğu yerde ağlayabiliyor. Konuşmasını ağlamaklı kılabiliyor. Duygu sömürüsünde ve oy avcılığında üzerine yok. Tabi bu özelliklerde görmezden gelinemez.
22 Ağustos akşamı AKP’nin sesi Ülke TV ekranlarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı izlerken insanın aklından çok şey gelip geçiyor. Örneğin Orta Asya dönüşünde uçakta söylediği sözler… Bilindiği gibi, yeni bir demokratikleşme paketinden söz ediyor. Ama demokrasi paketi demeye bin şahit istiyor. Tam da AKP’nin “İleri demokrasisine” yakışır türden. Başbakanın belirttiğine göre içinde Kürtçe anadilde eğitim yok! Seçim barajının düşürülmesi yok! Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yok!
Peki daha ne var bu pakette diye sorabilirsiniz. Herhalde hazine yardımının paylaşılması gibi hususlar var. Yani AKP iktidarını güçlendirmeyi hedefleyen şeyler. AKP kendi iktidarını güçlendirme çabası dışında hiçbir şey yapmıyor. Ama ileri dozda bir demogojiyle bu gerçeği gizlemeyi başarıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan’a göre, Kürtçe anadilde eğitim ülkeyi bölüyor. Yönünü milliyetçilere dönüp sesini yükselterek “Biz ülkeyi bölecek şeylere izin vermeyiz” diyor. Vatandaş Tayyip Kürt çocuklarının ve gençlerinin anadilleri olan Kürtçe ile eğitim görmelerini “Vatanın bölünmesi” olarak görüyor. Yani Kürt çocuklarının ve gençlerinin kendi yönetimi altında asimile edilmelerini savunuyor.
Halbuki Almanya’da hem vatandaş hem de başbakan olarak konuşurken Tayyip Erdoğan asimilasyona karşı çıkıyordu. Asimilasyonu bir insanlık suçu sayıyordu. Almanya’daki Türk gençlerine “Asimile olmayın” diye çağrı yapıyordu. Yani Almanya’da vatandaşken asimilasyona karşı, ama Türkiye’de başbakanken asimilasyondan yana! Yani Almanya’da demokrat, Türkiye’de faşist! İkiyüzlülüğün böylesi görülmemiş.
Aynı ikiyüzlülüğü ve çelişkiyi Ülke TV ekranına bakarken de görüyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan “Çözüm süreci” dediği yeni süreci değerlendirirken de benzer ikiyüzlülük ve çelişki içinde yüzüyor. Örneğin “Hiç kimse ile pazarlık içinde olmadıklarını ve anlaşma yapmadıklarını“ söylüyor. Halbuki daha önce “Devletin İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yaptığını“ söylüyordu. Savaşı bu temelde durduklarını ve Kürt sorununu bu temelde çözeceklerini ifade ediyordu.
Ülke TV ekranlarında konuşurken Başbakan Tayyip Erdoğan İmralı’da yapılan siyasi görüşmeleri inkar ediyor. Bir BDP heyetinin dokuz kezdir PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesi için “Adalet Bakanı yetkisini kullanıyor” diyor. Yani isteyen milletvekilleri Adalet Bakanlığı izniyle cezaevlerini ziyaret edebiliyorlar, BDP milletvekillerinin İmralı ziyareti de benzer şekilde oluyor! Tayyip Erdoğan’a göre, PKK güçlerinin sadece yüzde yirmisini çekmiş. Bunlar da hasta, kadın, yaşlı ve çocukmuş. Bunları söylerken, bir de “Hala silah da bırakmadılar” diyor. “Sözlerini yerine getirmediler” diye de ekliyor. Madem görüşme ve anlaşma yoktu, o halde PKK kime söz verdi ki gereğini yerine getirmedi? PKK niçin silah bıraksındı ki, Başbakan “Silah bırakmadılar” diye eleştiriyor.
Dahası Başbakan Tayyip Erdoğan sekiz aydır savaş olmamasını kendi başarısı olarak gösteriyor. Bir yandan “Terörist var oldukça operasyon sürer” diyor. Diğer yandan “Sekiz aydır operasyon olmadığını” söylüyor. Peki niçin operasyon olmadı? Burada PKK’nin ilan ettiği ateşkesin etkisini gizlemek istiyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bir aydının Kandil’e gidip KCK yöneticileriyle görüşme yapmasını yadırgıyor ve suçluyor. Bu görüşme sonuçlarının basında yer almasını ise neredeyse ihanet suçu sayacak! Oysaki Tayyip Erdoğan’ın “Benim bilgi küpüm” dediği MİT Müsteşarı ve yönettiği devletin heyeti İmralı’ya gidip PKK Lideri ile her hafta görüşüyor. Oslo’ya gidip hem de aracılar huzurunda PKK heyetiyle görüşüyor. Belliki PKK ile görüşmek AKP Hükümeti’ne serbest, onun dışındakilere yasak!
Ülke TV ekranında Tayyip Erdoğan’ı izlerken insan şaşırıp kalıyor. Bir insan bu kadar ikiyüzlü ve çelişkili nasıl olabilir? Başbakan Tayyip Erdoğan’a göre, son sekiz aydır yeni ve değişik hiçbir şey yok. Her şey önceki gibi devam ediyor. Terör olursa asker operasyonu sürdürüyor ve sürdürecek. Hükümet hiçbir şeyden korkmuyor. Kimseyle görüşmüyor ve anlaşması yok. Sadece Adalet Bakanı yetkisini kullanarak iki BDP milletvekilinin İmralı’ya gitmesine bazen izin veriyor. İşte hepsi bu kadar!
Bunların ardından, aynı Tayyip Erdoğan bir de “İnşallah çözüm süreci başarıya gider” diyor. Peki bu çözüm süreci de neyin nesi? Hani değişik bir şey yoktu, yeni bir süreç yoktu, her şey eskisi gibiydi! Belliki Tayyip Erdoğan ne dediğini bilmiyor. Kimse bir şey fark etmez sanarak çıkarına göre her şeyi, en çelişkili şeyleri bile söyleyebiliyor. Bu ikiyüzlülük ve yalancılık karşısında insanın kanı donuyor. Artık geri sayım başladı, 1 Eylül’e doğru gidiliyor. Ülke TV’de konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda hiç umut vermiyor. Boşuna kendimizi yanıltmayalım ve hiç beklentili olmayalım! AKP demokrasi adıyla yeni paket de açıklayabilir, fakat bu tür tek yanlı paketlerin demokrasi ve çözüm getireceğini sanmayalım.
PKK Lideri Abdullah Öcalan, BDP heyetiyle son görüşmesinde “Devletle görüşmelerin sürdüğünü ve bu temelde sürecin devam ettiğini” belirtiyor. Yani yeni demokratik siyasi çözüm süreci sadece görüşme düzeyinde kalmış. İmralı’daki görüşmeler de dursa süreç hemen sona erecek! Durum işte bu kadar hassas ve kritik.
Bu nedenle herkes duyarlı ve mücadeleci olmalı. PKK Lideri de toplumu katılımcı olmaya çağırıyor. Özellikle Kürtlerin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerine tepki göstermeleri önemli. Ne demek Kürtçe anadilde eğitim ülkeyi böler? Peki Türkçe eğitim de Kürt ulusal-kültürel varlığını yok etmez mi?
İşte Eylül geliyor ve her düzeydeki okullar açılacak. Kürtler Başbakana tepkilerini sadece Türkçe dilinde yapılan eğitimi boykot ederek göstermeliler. Çocuklarının ve gençlerinin asimile olmasına karşı çıkmalılar.
Başbakan Tayyip Erdoğan’a göre yeni demokratikleşme ve Kürt sorununa çözüm süreci yok. Sadece seçim süreci var ve her şey oy için, seçimi kazanmak için! Tüm toplum ve demokratik güçler AKP’nin bu yaklaşımına karşı çıkmalı. Özgürlük, demokrasi,birlik ve kardeşlik için yeni demokratik çözüm sürecini ilerletmeli!..